Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Dediğimiz Buydu İşte…

YÖDAK Başkanı konusu, kişilerle alakalı bir konu olmaktan çıkmıştır…

Ülkenin göz bebeği olması gereken bir sektörün denetçisi, kural koyucusudur. Çünkü üniversitelerin, sadece bizim özelimizde olduğu gibi ekonomik değeri yoktur. Açılışı da, işleyişi de kurallara bağlıdır. Tamam akademik olarak özerktirler, özerk olmalıdırlar. Bağımsız bilgi üretebilsinler diye.

Ancak yükseköğretimle ilgili amaç ve ilkeleri belirlemek; kurulan ve kurulacak olan yükseköğretim kurumlarının kuruluş, işleyiş, görev, yetki ve sorumlulukları ile yaptıkları eğitim ve öğretim, araştırma gibi konular kalite açısından denetime, kurala bağlıdır. YÖDAK’ın görevi de bunların tarafsız bir şekilde denetimini yapmaktır…

Oysa halihazırda YÖDAK’ın başında bulunan kişinin yansızlığı su götürür hale gelmiştir.

YÖK’ün onaylamadığı bölümler açılması; Yönetim Kurulu üyelerine sormadan karar çıkartması; YDÜ’ye karşı daha önceki davaları kazanan ve bu defa da kazanması muhtemel avukatları görevden alması; Yüksek İdare Mahkemesi’nin bunu hukuka aykırı bularak iptal etmesi; YÖDAK üyesi akademisyenlerin YÖDAK Başkanı’nın “yasa tanımaz, kural tanımaz, keyfi, baskıcı ve diktatörce” bir tutum sergilediğini savunarak, bu tutumu nedeniyle KKTC yükseköğretiminin zarar gördüğünü ileri sürmeleri sadece vukuatlarından bir kaçı. YÖDAK üyeleri, kendi kararları aleyhine, hatta kendilerine sormadan icraat yaptığını da belirttiler, Kurum’da hakaretamiz, baskıcı, tehditkar bir ortam olduğunu anlattılar…

Durum YÖK ile ilişkileri bozduğu gibi, üniversiteler konusuna da leke sürer hale geldi.

Cumhurbaşkanı Başsavcılığa bir kaç kez sordu, görevden alabileceğine dair olumlu yanıt alamadı. En son da YÖDAK üyelerinin çıkışı üzerine konuyu Ombudsman’dan, Barolar Birliği’nden ve bir kez daha Başsavcılık’tan mütalaa istedi…

Başvuru Mayıs’ta yapıldı, 3 ay sonra Ombudsman’dan yanıt geldi. Yanıt, bizim daha önce defalarca yazdığımızdan farklı değil.

Yalnız bir eksiği var, ortadaki iddiaların görevden almayı gerektirip, gerektirmediğini yorumlamaktan kaçtı. Oysa konu çok açıktı. Öyle muhataralı, yoruma açık bir durum yoktu. İddiaların çoğu, YÖDAK Yasası’na aykırı işlemlerdi. Ombudsman başka konularda yaptığı halde, burada bu değerlendirmeyi yapmadı. Topu Cumhurbaşkanına atmayı tercih etti ve…

“Cumhurbaşkanı yetersizlikleri saptanan YÖDAK Başkanı’nı görevden çekilmeye davet etme yetkisine sahiptir. YÖDAK Başkanı’nın vakar ve onuru ile bağdaşmayan veya haysiyet ve itibar kırıcı veya görev icaplarına uymayan davranışların bulunduğu tespit edilmesi halinde, YÖDAK Başkanı görevden alınabilir” dedi…

Şimdi Cumhurbaşkanı, YÖDAK Başkanı ile ilgili şikayetleri önüne koyup bir bir incelemeli ve bunların o kurumun başında bulunan kişinin “vakar ve onuru” ile bağdaşıp bağdaşmadığına, haysiyet ve itibar kırıcı olup olmadığına veya görev icaplarına uyup uymadığına bakmalı ve kararını vermeli.

Bu durumun sürüp gitmesinin vereceği ve hatta, bugüne kadar vermiş olduğu zararları düşünerek…

 

YERİN KULAĞI VAR

AKINCI AÇIK VE NET: Cumhurbaşkanı Taşkent’te törenlerde yaptığı açıklamada, müzakereleri, Denktaş’ın imza attığı anlaşmalar ve en son da Eroğlu’nun imzaladığı belge çerçevesinde, Türkiye ile istişare ve dayanışma içinde yürüttüğünü hatırlattı ve “ Önce kendimize güveneceğiz, ondan sonra da Türkiye’ye güveneceğiz…. Israrla ve inatla Türkiye’nin gelecekteki bir çözümü mutlaka güvence altına almasının önemini bıkmadan usanmadan dile getirmekteyiz” dedi.  Bu arada, Rum tarafının da henüz “makul ve gerçekçi” bir noktaya gelmediğini özellikle vurguladı. Böylece, Rum basınının maksatlı yayınlarını kullanıp kendine saldıranlara gereken cevabı verdi. Eğer kışkırtmalar devam ederse, bunun şahsına yönelik organize bir kampanya olduğundan kimsenin kuşkusu kalmayacak…

“HASBELKADER BAŞBAKAN”: İkinci Cumhurbaşkanı ve CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ın, Özgürgün-Akıncı kriziyle ilgili olarak yaptığı yorum oldukça ilginçti. Talat, “Özgürgün Kıbrıs konusunda tek kelime etmedi. 14 vekille geldi, hasbelkader başbakan oldu” dedi. Çoğumuz unuttuk belki ama, son seçimlerde ancak 14 vekil çıkarbilen UBP, 3 senede bu rakamı, okus pokusla 18’e çıkarmayı başardı. “3 bağımsız”ı da eklerseniz, etti mi size 21 vekil. Oh ne ala memleket…   

KEŞKE SADECE ORASI OLSA: Kıbrıs Postası muhabiri, gece yarısı Lefkoşa Kaza Mahkemesi Binası’na giderek serbestçe binanın her yerini dolaşıp görüntülemiş ve herhangi bir güvenlik görevlisi, bekçi ya da polis bulunmadığı gibi mahkeme binasında tek bir güvenlik kamerasının da olmadığını tesbit etmiş. Sözün kısası, güvenlik sıfır. Keşke sadece burayla sınırlı olsa, memleketin hangi noktasında güvenlik kaldı ki? Sınırlar delik deşik, gümrük kapılarındaki güvenlik, Allaha emanet. Rastgele yaşıyoruz resmen…

YEŞİLADA MI, CEHENNEM ADA MI?: Bir zamanların “Yeşiladası”, her geçen gün yanlış icraatlardan dolayı “cehennem adasına” dönüyor. Çalışma hayatında tutun da, trafikten sağlığa kadar, heryerde bir keşmekeş, bin sorun. Sorunlar biteceğine aksine artıyor. Böyle olunca da, vatandaşın umudu tükeniyor. Sürekli değişen hükümetler, her gelen hükümete daha yüz gününü doldurmadan eriyip giden güven… Vatandaş değişitrmekten bıktı ama, onlar değişmemekten usanmadılar…  

SONU YOK: Sosyal yatırımlarının işveren tarafından yatrılmadığı gerekçesiyle, kaçağa düşmüş herkes çıkarılan af sayesinde bir asgari ücret ödemek koşulu ile gelip burada çalışma yaşamına katılma şansını elde edebilecek. İyi de bir müddet sonra bu kişilerin sosyal yatırımlarının yapılacağını kim garanti edecek ki? Bakan, “suç işleyenlere af yok” diyor ama,  esas suçu işleyen işveren için ne ceza kesiliyor? Denetim tamam mı, göstermelik mi… Nasıl olmasa, bir müddet sonra yine af çıkacağını işveren de biliyor. Kaç kez, “bu son af” dedik hatırlar mısınız…  

DEVLET DENETLEMELİ: Domates 7, salatalık 6 liradan satılınca Bakanlık Türkiye’den ithal için izin verdi. Bu iş gene 3-5 toptancıya yarayacak. Önemli olan Türkiye’den alınan domateslerin kaça alındığı, piyasada kaça satılacağıdır. Devlet bu izni verirken, bu denetimi de yapmalıdır. Ama aylardır iyi domatesler güneye, hayvanların bile yemeyeceği dometesler ise, fahiş fiyata kuzeydeki tüketiciye satıldı. Domatesin en bol, en ucuz olması gereken zamanda, hasret kaldık…

ZİRVEDEKİLER: Girne İnsiyatifi: “Girne 2. Bölge Emirnamesi değişikliği ile kıyıların yağmalanması süreci hızla ilerlemeye devam edecek ve Girne’deki trafik keşmekeşi artacaktır. Bu emirname değişikliği ile Girne bölgesinde her geçen gün azalan yeşil alanlar daha fazla baskı altına alınacak ve giderek yok olacaktır. Nihayetinde bu emirname değişikliği ile Girne, en batısından en doğusuna kadar daha fazla betona gömülecek ve yaşam kalitesi ciddi şekilde azalacaktır…”.

DİPTEKİLER: Kaçak Çalıştırana Ödül: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ersan Saner, son aftan 2 binin üstünde insanın yararlanacağını söylüyor ve bunların işverenin “hatası” nedeniyle kaçağa düştüklerini itiraf ediyor. Bakan aynı zamanda, affı “ekonomik örgütlerden gelen çağrılarla” yaptıklarını da belirtiyor. Yani “hata”yı yapan da, af isteyen de işveren. O zaman bu af, işverene çıkıyor. Bu insanların yatırımını yapmamış olan işveren ne olacak? Ödüllendirilmiş olacak. Görmemiz gereken kısa ve net gerçek bu…