Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DAVUTOĞLU’NUN MESAJLARI AÇIK VE NET DEĞİLDİ! (BUNA KARŞIN ÇÖZÜM KONUSUNDA ÇOK SAMİMİYDİ)

Başbakan Davutoğlu da ilk dış ziyaretini KKTC’ye yaptı.  O kendine özgü hamaset kokulu konuşma ve açıklamaları ile ağırlığını hissettirirken bir kez daha anladık:
Türkiye,  bizim buradaki bazı arızalı politikacıların görüşlerinin tam aksine ve samimiyetle çözüm istemektedir.  Hem de Davutoğlu’nun ifadesiyle  “yarın değil bugün,  gelecek yıl değil bu yıl…” 
Anladığımız bir başka konu şu olmaktadır:  Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu ile birlikte Türkiye’de yeni bir dönem başlatılırken Kıbrıs’ı, çizdikleri yol haritasında   “en erken zamanda çözüme ulaştırılacak  siyasi sorun olarak görüyorlar.”
ÇÜNKÜ:  Türkiye  Orta Doğu  politikasında hedeflediği   “sıfır sorun”  ilkesinde sukût’u  hayale uğradıktan sonra yüzünü yeniden AB’ üyeliğine doğru çevirdi. Zaten iş insanları da bunu zorlamaktadırlar. 
Kıbrıs elbette ki siyasi yönden çok  önemlidir. Fakat bilindiği gibi bu önem en çok  TC-AB ilişkilerinde yansımaktadır. Çünkü sürekli çözümsüzlüğü bahane eden AB üyesi Yunanistan ile GKRY   hem “ilerleme raporlarını”  olumsuzlaştırmaktadırlar hem de Türkiye’yi vetoları ile  AB’de pasifize etmektedirler!
Kısaca TC’nin AB’ye tam üyeliği ki şu sıralarda bu konuda üç aşamalı bir yol haritası saptanırken  2020 yılı da hedef olarak işaretlendi, Kıbrıs sorununun çözümüne bağlıdır…
PEKALA:  Türkiye’nin de Kıbrıs Türk halkının da çok acil çözüm istediğini, bu isteklerinin nereden kaynaklandığını dolayısıyla sürekli  “hemen çözüm”  çağrılarında bulunulduğunu,  ben,  sen,  öteki bilirken Rum tarafı mı bilmiyor? Dolayısıyla ne yapıyor? Müzakerelerle oynayıp  zaman kazanmaya çalışıyor. Kaç zaman daha ama? O zaman gelin Davutoğlu’nun şu öneri ve açıklamalarına  da bakalım: 
DAVUTOĞLU’NUN ÖNERİLERİ:   Gazetecilerin sorularına cevap verirken “dost ve komşu olarak Yunanistan’a Kıbrıs’tan seslendiğini” belirten Davutoğlu şöyle diyordu: “Çapraz ziyaretleri devam ettirelim.  “Mümkünse bunun seviyesini Bakan, Başbakan seviyesine çıkartalım. Biz buna hazırız. Yunanistan Başbakanı hazırsa ben de hazırım gelin adaya birlikte gidelim. İlk önce Güney’e gidelim,  birlikte  çay içelim sohbet edelim. Sonra Kuzey’e gidelim yine birlikte olalım. Gelin burada beraber barışı inşa edelim…” “Gelin her konuyu masaya koyalım, geçmişi reddetmeden yol alalım…” Davutoğlu bu sürpriz önerisinin ardından ise BM’leri işaretleyerek şöyle diyordu:     
“Fakat bunlar yapılmayacaksa herkes dürüstçe bunu ortaya koysun. Sn Anastasiadis bunu yapmayacaksa,  yapamayacağını söylesin.  Ya gelin beraber çözümü bulalım, yok çözüm iradeniz yoksa  ambargoları kaldırıp gerekiyorsa alternatif çözümler üzerinde birlikte düşünelim…”  
HİÇBİR ŞEY ANLAMADIM!  Çünkü sorun Annan planı referandumundan beridir  artık tek  siyasi  “sır”ı  tek  “bilinmeyen” yanı kalmamacasına  ayan beyan ortadır!  Yani karşılıklı çaylar kahveler de içilse tarafların birbirlerine önerecekleri çözüm şekli ile adanın yeniden paylaşımı konusundaki tutumlarında bir değişiklik olmayacaktır! 
Oysa bir yandan  “hemen bugün çözüm”  isteyen  Davutoğlu hemen ardından,  “çaylı  toplantılardan” dem vurup onun da ardından,  “eğer Anastasiadis bunları yapamayacaksa yapamayacağını söylesin”  diyor…  Davutoğlu’nun bu çıkışından sonra beklerdik ki son noktayı şöyle koysun ve aynen Erdoğan’ın ziyaretinde de vurguladığı gibi açık seçik,  “iki devlete dayalı federal sistemden ödün vermeyeceğimizi Rum tarafı iyi  bilinmelidir” demiş olsundu!  
Ne diyor ama Davutoğlu?   “Sonuç alana kadar öteki bazı çözüm alternatiflerini de  masaya yatırarak görüşmelere devam!”
Davutoğlu’nun  akademik konuşma meraklısı olduğunu zaten biliyorduk. Buna bu kez de KKTC’nin payitahtı Lefkoşa’da tanık olduk. Neyse ki “takvimleştirilmiş müzakerelerin çözümü sağlayabileceğine”  de vurgu yaparak zevahiri az biraz kurtarıverdi!  
SONUÇ:  Davutoğlu’nun açıklamaları iyi niyetliydi,  barışçıydı,  samimiydi,  gerçekten çözüm isteğinin ispat’ı vücut bulmasıydı ama  “Türkiye’nin Kıbrıs’ta nasıl bir çözüm istediğinin”  cevabı değildi! Topu bir Yunanistan’a bir BM’lerin yeni göreve başlayan temsilcisi Eide’ye bir Anastasiadis’e pas ederek  “hadi hemen çözüm” nutku attı!
YİNE DE İNANMAK İSTERİZ:  Ankara’nın Erdoğan’ın ziyareti sırasında ısrarla vurguladığı  “iki devletli federal sistemin”  arkasında kararlılıkla durduğuna…     

          **********   

KISACA TAKILDIKLARIMIZ: KKTC’NİN SON GÜNLERDEKİ VAZİYETİ UMUMUYESİNE BAKTIK
KKTC’de sorunumuz eğer siyasi çözümsüzlükten ibaret olsaydı çözüm masası kurup çözüm masası  bozarak yılları yutmaya devam edebilirdik!
Ancak:   Sosyo-ekonomik durumumuzla maliyemiz de bozuk hatta bazıları aynen siyasi sorun gibi  “kronik çözümsüzlükten muzdaripler!”  Üstelik bu sorunların gerçekten  siyasi çözümsüzlükten mi kaynaklandığını da bilmiyoruz! Tek çaresi  “çözümü  sağlayıp durum vaziyetleri izlemek!”  Ki o zaman anlayalım:  “Bu iki yakası bir yere gelmeyen ekonomi  ile tumba olmuş düzen ve sistemler çözümsüzlükten midirler yoksa bizim beceriksizliğimizden mi? 
NEDİR KKTC’Yİ DARMADUMAN EDEN SORUNLAR? “Parasızlık!”    Kısaca hazinede devletin çarklarını çevirecek kadar para yok! Olamaz da!  Eğer her ay bütçenin yüzde 80’i  Kamu çalışanlarına falan gidiyorsa yatırımlara ne kalır ki?  Zaten durum ortada:  Süt üreticileri sattıkları sütün parasını üç ay geriden ödeniyorlar! 
  NEDEN PARASIZLIK?  Unutmayın! Vakti zamanında Soyer   Başbakanken   erken seçim kararını hazinede para kalmadığı için aldıydı.  Şimdi  iktidarda  Yorgancıoğlu’lu CTP var ama yine para yok!  Bu bir rastlantı mıdır yoksa  “alın yazısı mıdır?”

ARADA iş insanlarımızın boğazına yapışıp  hadi vergi verin deniyor cevap anında geliyor:  “Kazanmıyoruz ki verelim!  Kaldı ki kâr yapıp  kârdan vergi vereceğiz. Ana’dan başlarsak harcayıp yemeye,  “anasını satmış”  olacağız,  bu kez  “adımız listelerden de  silinecek!”
ÖTE YANDAN:   Özel sektöre,  “hadi  pamuk eller  cebe”  diyoruz,  sonra o cebe girecek paranın kaynağını kurutup  yollarını tıkamak için ne kadar engel varsa hepsini önlerine yığıyoruz!  Mesela hâlâ Turkcell’in Lefkoşa’dan Mağusa’ya fiber optik kablo çekmesini,  çekip işini daha bir büyütmesini  “memlekete tekel gelecek”  diye bağıra çağıra ve eylemlerle önlemeye çalışıyorlar!
BUNA KARŞIN:  Bu memlekette iş,  aş, para dendi miydi ilk akla gelen Devlet kademelerinde istihdam edilmektir!  Talep arttıkça popülizmle partizanlık da artmaktaydı!  Şimdi  “sınavlarla” falan tedbirler alındı ama olanlar oldu,  devlet daireleri panayır yerleri gibi! Dolayısıyla:
NE DİYOR TC BÜYÜKELÇİSİ:  Ekonomik reformları gerçekleştirmezsiniz hayır yüzü görmezsiniz!  Biz ne diyoruz:  “Koşullarımıza uygun değildir!”    Nedir koşullarımız?  “Ekmek elden su gölden Cumhuriyeti’nde devlete kapağı atarak gelsin aylık gitsin gün!            Ama belediyeler batmış!        Ama Devlet sektörleri borç harç içinde!    Ama köylü çiftçi üretemiyor,  üretse ürününü satamıyor!           Ama hâlâ her ders yılında olduğu gibi okulları yine olayları ile  tedrisata açıyoruz!      Ama onca cezai müeyyidelere karşın trafik kazalarını yine önleyemiyoruz!      Ama sağlıkta bir türlü istenen sistemi yine kuramıyoruz.
FAKAT:   Özelleştirme lafı geçtikte goncoloz görmüş gibi kaçıyoruz!  Buna karşılık:  2013 yılında UBP döneminde tek sayaç  ihalesi sonucunda sayaçlar 37.68 Euro olarak sonuçlandırılırlarken, CTP-DP-UG döneminde akıllı sayaç diyerek çıkılan ihale sonunda her sayaç 97 Euro’ya mal oluyor!
BONKÖR DEVLET!  Bir süre önce açıklamalarda bulunan UBP Genel Sekreteri Sunat Atun AKSA konusunda ise şu açıklamayı yapıyordu:  “…UBP Hükümetinin görüş talep ettiği Sayıştay Başkanlığının 6 Şubat 2012 de hazırladığı raporda CTP’nin uzattığı AKSA sözleşmesinin geçerli olduğu 1010-2024 yılı dönemine ilişkin olarak KKTC devletine 302 milyon TL külfet getireceğini ve 119 milyon TL fazladan ödeme yapıldığı rapor edildiydi!”
Atun soruyordu:  “Kendisinden sonra gelen Sayıştay Başkanlığının yaptığı bu zarar tespiti varken o dönem Sayıştay Başkanı olan şimdiki  KIB-TEK Başkanı bu tespiti nasıl ıskalamıştır?”  (Sahi  nasıl dikkate alınmadı?)
VESSELAMI KELAM:  Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete!