Madem demokratik üniversite, akademik özerklik ilkeleri ve de yasalar siyaset adına çiğneniyor, biz de konuşmaya devam edeceğiz…
İnatsa, inat…
Bir şeyi netleştirelim. Bu konu artık “Abdullah Öztoprak” meselesi olmaktan çıkmıştır.
Halen devam eden direniş, demokrasiyi, hukuk devletini, o devletin kurumlarını, partizan tehditlere karşı koruma direnişidir…
Kırk yıldır böyle gelmişse, böyle gitmemesi adına direniştir…
Prof. Dr. Abdullah Öztoprak’ın açtığı davanın ilk duruşması 30 Ekim’de yapılacak.
Öztoprak’ın ayrılmasının ardından, hiç beklemeden üniversiteye geri alınmaya çalışılan ve daha önce akademik yeterlilikleri gerekçesiyle durdurulmuş olan iki kişi hakkındaki gerçekler de ortaya çıkacak. Konu iki taraftan da mahkemede olduğundan, biz bu insanların durdurulma gerekçelerinden bahsetmeyeceğiz…
Ancak VYK’nın Mayıs ayında Rektör’e, “Bu insanları geri al, onlar da açtıkları davadan vazgeçsin” kabilinden ürettiği kararları gördükten sonra, bazı şeyler daha da netleşti.
Anlaşılan, VYK’nın bu kararının Rektör tarafından reddedilmesi, özellikle Serdar Denktaş’ın, bugünkü inadının sebebi olmuş. O dönemde siyasilerden gelen baskılara ilişkin duyumlar, bu konudaki korkularımızın ne kadar ciddi olduğunun delili. Onlar da umarım muhataplarınca açıklanır.
Dün VYK Başkanı İsmail Arter, söz konusu iki kişinin üniversiteye dönmeleri konusunda 17 Ekim’de VYK olarak bir karar daha ürettiklerini, ancak Rektörlüğün (Yani yeni Rektör Vekili’nin) bu konuda işlem yapılmasını uygun görmediğini söylüyor. Yani geri dönememişler.
Ne dersiniz, üniversitenin içinden ve toplumdan gelen tepkiler geri adım attırmaya başladı mı acaba?
Diğer yandan, üniversitenin saygınlığının ayaklar altına alınmasının sonuçları da gelmeye başladı.
YÖK Heyeti’nin Rektörlerle toplantısının DAÜ’de yapılması planlanmıştı. Ancak VYK’nın tamamen siyasi baskılarla, yasalara rağmen yaptığı Rektör vekili ataması nedeniyle, toplantı Lefkoşa’ya alındı. Kim aldı, bunu YÖK mü istedi, yoksa üniversitenin yeni yönetimi meydana gelebilecek gerginliklerden mi çekindi bilmiyoruz. Ancak iptal durumu gerçek…
Diğer yandan, akademik camiada insanlar, akademik değerler, saygınlık adına, üniversiteyi siyasetten korumak adına çırpınıyorlar…
Siyasi atamalı Rektör Vekili çalışanlara mesaj atmış. Diyor ki;
“…Hiçbir çalışan, bireysel istek ve duyguları çerçevesinde hareket ederek kuruma zarar verme iradesine sahip değildir”.
Onlar da cevap veriyor: “Peki ama, %80 DAÜ iradesiyle belirlenen Senato Rektör adayına karşı sizin orada ne işiniz var..?”
Aynen öyle. Kurum’a zarar vermekse konu, bunu yapan ne Senato’dur, ne Abdullah Öztoprak. Bunu yapan siyasilerdir, siyasilerin emir komuta zincirindeki VYK’dır ve bu yöntemle atanmayı içine sindiren yeni Rektör Vekili’dir.
Bir yorum da DAÜ’de öğretim üyesi olan Elmaziye Özgür Kufi tarafından DAÜ İçin Toparlanıyoruz İnsiyatifi sayfasında yapılmış:
“Önerinin iletildiği tarih 06.05.2014 her şeyi çok net bir şekilde açıklıyor; seçim sürecini öne almaya karşı çıkışları, seçim sürecini boykot etme girişimlerini, seçim sonucuna rağmen sonucun kabul edilmemesini, Senato önerisinin aylarca VYK tarafından görüşülmemesini, insanlarla dalga geçer gibi yapılan basın açıklamalarını, önerinin iadesini ve daha birçok şeyi… Ama kim kiminle dalga geçtiğini sanıyor? ‘KİMDİR BE BUNLAR?’ diye slogan atanları da çok iyi bilirim, gombinaları da! Bize masal anlatmaktan vazgeçin artık, çocuk değiliz, görmüyor musunuz?!!!…”.
Görüyoruz Sayın Kufi, gördüğümüz için de endişe içindeyiz. Eğer bu yanlışı durduramazsak, hep birlikte “Biz bu düzene layığız” deyip bir kenara çekileceğiz…
Ama sonucu değiştirebilirsek, o zaman bir umudumuz olacak. “Hah, işte demokrasi çalışıyor en azından… Halkın tepkisi, yanlıştan döndürebiliyor” diyeceğiz…
YERİN KULAĞI VAR
TOKAT GİBİ AÇIKLAMA:
DP Girne eski İlçe Başkanı Mustafa Özdeğirmenci partisinden istifa etti. Ancak istifa ederken öyle iddialarda bulundu ki çok ses getireceğe benzer. “Kitapçık bastık, birçok sözler verdik bu topluma. Bu halka taahhüt ettik, sözümüzün kefili olduk fakat 14 aydır hükümetteyiz, verilen sözlerin hiçbiri yerine getirilmedi ve getirilmeyecek” diyor. Özdeğirmenci, DP ile UG ilişkisiyle ilgili olarak da, “Şunu diyebilirim UG, DP’ye hakimdir…”. Serdar Bey’e yakınlığı ile de bilinen Özdeğirmenci’nin bu açıklamalarına Parti’nin ne yanıt vereceğini merak etmiyorum. Öztürk’ler ve Şonya konusunda yaptığı gibi sessiz geçiştirecek herhalde…
BELKİ ŞİMDİ DİNLERLER:
Vatandaşın en büyük rahatsızlıkları arasında kent merkezlerine yayılan Bet ofisler ve yol boyu sıralanan gece kulüpleri var. Yıllardır yazıp çiziyoruz ama ne yazık ki bu konuda ciddi bir adım atan olmadı. Büyükelçi Halil İbrahim Akça GAÜ’de yaptığı konuşmada, “KKTC’de evden veya okuldan çıkan öğrenciler için çok fazla vakit geçirebilecekleri yer bulunmamaktadır. Bet ofisleri, gece kulüpleri şehrin her yerine dağılmış durumdadır ve bu da KKTC’nin üniversite adası olma yolundaki gidişatına kötü bir gölge düşürmektedir” dedi. Biz söyledik olmadı, umarım şimdi birileri bu sözlerden rahatsız olur da, bir şeyler yapar…
KİM BU KESİMLER:
DP milletvekili Mustafa Arabacıoğlu, yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili olarak, Demokrat Parti tabanı içerisinde bazı kesimlerin, Cumhurbaşkanı Eroğlu’na yönelik tepkisi olduğunu söyledi. Boşuna “Kasım ayını bekleyin” demiyor Sayın Eroğlu. DP’de bir kesim, UBP’de bir kesim, bunları alt alta koyduğunuzda Eroğlu’nun seçilememesi için ciddi bir oran var mı, ona bakmak gerek…
BİR BİLDİĞİ VAR:
Göç Yasası olarak nitelenen, “Kamu Çalışanlarının Aylık Maaş, Ücret ve Diğer Ödeneklerinin Düzenlenmesi Yasası” ile ilgili olarak, UBP Genel Başkanı Özgürgün, “Meclise getirip değiştirsinler, olumlu oy vereceğim” dedi. Özgürgün bu açıklamasıyla, hükümetin söz konusu yasayı Meclis’e getirmeyeceğini mi ima etmek istedi? Sanırım Özgürgün’ün bir bildiği var, yoksa niye böyle bir söz versin ki…
SİYASİLERİN DEĞİL, DAÜ’NÜN GELECEĞİ:
Mağusa Belediye Başkanı ve DAÜ VYK Başkanı İsmail Arter, yaşanan süreçte ismi en çok konuşulan kişi oldu. Serdar Bey’in isteklerini “emir” kabul eder bir pozisyonda bulunduğu ve verdiği tüm kararların, Serdar Bey’in istekleri doğrultusunda olduğu iddiaları var. Hani son yaşananlardan sonra bu iddiaların doğruluğu da ispatlanır gibi oldu ya, yine de siyasilerin değil de, DAÜ’nün geleceğini düşünseniz, sadece sizin için değil, ülke için de hayırlı olacak sanırım…
AV MI AVCI MI: Binlerce avcının beklediği av mevsimi 2 Kasım’da başlıyormuş. Her yıl üç beş yüz kekliğin bırakıldığı ovalara, binlerce avcı avlanmak için inecek. Ellerde silah, bellerde ölü keklik ve tavşanlarla çekilmiş resimler gazete sayfalarında yer alacak. Üretilen av hayvanlarının salındığı yerleri bilenler de, yine ava bir adım önde başlayacak.
ZİRVEDEKİLER
Mustafa Arabacıoğlu: DP milletvekili Arabacıoğlu CTP milletvekili Abbas Sınay’ın istifa süreciyle ilgili olarak; ”Vatandaşın seçip de Parlamento’ya gönderdiği bir vekili Parlamento’nun oylaması bana göre etik değildir. Bu ya işleme girecektir ya da oylamaya tabi tutulmayacaktır. Vatandaşın Parlamento’ya göndermiş olduğu vekilin, Parlamento tarafından oylanması kadar garip bir şey yok” değerlendirmesinde bulundu…
DİPTEKİLER
Sosyal Adalet Sıfır: Çalışma Bakanı Aziz Gürpınar diyor ki; “Asgari ücretliler, çalışan nüfusun yüzde 48’idir”. Yani hemen hemen yarısı. Dünyada bu rakam, yüzde 10-15 civarındaymış. Kamunun istihdam ettikleri yüzde 30 civarında. Bunu çıkarttığımızda, geriye kalanın sadece yüzde onu, özel sektörde asgari ücretin üstünde maaş alabiliyor. Artık bu ülkede sosyal adaletten bahsetmek mümkün mü..?
































