Dakika bir

6 Temmuz 2015 Pazartesi | 11:54

Geçtiğimiz cuma günü Ercan’dan klasik bir giriş daha yaptık adanın kuzeyine. 
* * *
Klasik giriş nedir? Uçak indiği anda, çok sayıda yolcu daha emniyet kemerini çözebilirsiniz ışıkları sönmeden yerinden kalkıp koltuk üzeri valiz ve eşyalarını almaya başladılar. Yapılan ikaz üzerine bazıları yerine oturdu, bazıları ise yapılan ikazları duymazlıktan gelip işlerine devam etti.
* * *
Klasik girişin ikinci aşamasında yolcular sıra ile kapıdan çıkmaya çalışmak yerine birbirinin başına basarak, ite kaka, herkesten önce inmek için uğraşıp didinmeye başlıyor.
* * *
Üçüncü aşama ise pasaport kimlik kontrolleri yapılan alanda gerçekleşiyor. Bildiğiniz gibi, Ercan’da pasaport kimlik kontrolü yapılan yerde KKTC vatandaşlarının, TC vatandaşlarının, diğer ülke vatandaşlarının ve askeri personelin işlem yapması için değişik geçiş noktaları var. Fakat askeri personel için ayrılan noktaya kimse hücum etmezken, diğer noktaların üzerinde ne yazdığına, hangi ülkenin vatandaşlarına ayrılmış olduğuna dikkat edilmeden, sıranın kısa olmasına göre koşuşturma oluyor.
* * *
Cuma akşamüstü askeri personel geçit noktasının yanında tepesinde KKTC/T.R.N.C. yazan noktaya bir iki metre mesafede olduğumuzda sırada sadece iki üç kişi varken, bir anda yanındaki noktadan hareketlenen beş on kişi önümüze geçiverdi.  Bu geçiş noktası Kıbrıslılar için demeye kalktıysak da, belli ki bu Ercan klasiğini çok iyi bilen TC vatandaşlarından bir güzel fırça yedik. Uzatılacak bir şey olmadığını öğrendik. En önemlisi de kurallara uymadıklarını, yanlış noktada olduklarını söylemeye devam edince, bu sefer de en klasik lafı işittik, aşağılandık: “Biz olmasak siz aç kalırdınız.” Yaptığı hakarete rağmen, usul halle bu söylediği ile kurallara uymamanın iki ayrı konu olduğunu belirttik. Pasaport kontrolünden geçip valizleri almak için yürürken yanımıza yaklaşan, belli ki bu tatsız muhabbete şahit olmuş birisi, kendisinin de TC vatandaşı olduğunu ve diğerleri adına bizden özür dilediğini söyledi.
* * *
Cehalet kötü bir şey; fakat daha da kötüsü, kuralları koymak ile kuralları uygulamak ve uygulattırmak arasındaki farkı göremeyen yetkililerin olması. Adanın kuzeyine ayak bastığınız anda, daha pasaport kimlik kontrolünden geçmeden, işlerin kurallara dayalı olarak yapılmadığı bir coğrafyaya ayak bastığınızı anlıyorsunuz.