Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ÇÜRÜME İÇTEN BAŞLAR…

Jet skandalı…

Kirli yakıt…

İhalesiz yakıt…

İthal Din İşleri Başkanı…

İthal mimar…

İthal eczacı…

Türksat’a devredilen e-devlet Projesi… Sokaklarda veri toplayan bilmediğimiz insanlar…

İradeye müdahale, seçimlere müdahale, iktidar partisi kurultayına müdahale…

Hepsinin ortak bir yanı var. Kendinden vaz geçme, kendi insanını yok sayma, demokrasisini, yasalarını çiğneme, kolaycılık, kendinden geçmişlik…

Nereye? Daha nereye?

Var mısınız, yok musunuz?

Var“mış” gibisiniz…

Varsınız sanırsınız, öyle davranırsınız ama yoksunuz işte…

Kimin eliyle…

Kendi insanlarınızın.

“Kendine ihanet” diyorlar buna…

Bireyler için de geçerli, toplumlar için de…

Bilimsel bir bulgu; “Kendi ihtiyaçlarını tespit etmek ve gidermekte zorlanan bireyler ya da toplumlar, dışa bağımlı hale gelir”.

Yaşadığımız tam da budur.

Her bir işimizi kendimizin yapabileceği insan kalitesine sahibiz.

Sakın para yok demeyin. O da var. Ama ulaşmak için cesur olmak gerekiyor. Bunu da gerçekleştirecek kapasitede, cesur insanlarımız var.

Ama her nedense, hiçbirini beceremeyecek, pasif, sinik, beceriksiz, vizyonsuz gruplara veriyoruz bizi yönetme şansını.

Her türlü işi başkalarına havale edip, içeride sadece iktidara tutunmak için gereğini yapanlara.

Çürüme içten başlar.

Bu süreç öyle birdenbire olmuyor.

Aynen dişler gibi.

Siz çürüğü fark ettiğinizde, canınız yandığında, olan olmuştur.

Benim şu anda canım yanıyor. Yok mudur çaresi?

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

YAKIŞMIYOR:

New York’da kulislerde gezen Ersin Tatar, Denktaş hatırlatması yapıyor. Denktaş sadece BM koridorlarında vermedi mücadelesini, BM Genel Kurulu’nda öyle bir konuşması var ki tarihe geçmiştir, “What have we done” diye masaya vura vura. Haberi yok belli. Denktaş’ın yaptığı diplomasiydi. Ne yaptığını, ağzından çıkanın nereye gittiğini bilirdi. İzlediği politikayı istişare eder ama kendi üretirdi. O koltuğa da kim ne derse desin, öyle hasbelkader oturmamıştı. Bu benzetme hiç yakışmıyor…

 

EN KISA NEW YORK ÖZETİ:

Prof. Dr. Ahmet Sözen kısaca özetlemiş; neler oluyor diye merak eden varsa, bu tek cümle hepsini izah ediyor; “Arabanın atın önüne sürülmesi gibi, ‘Egemenliğimizi, eşit statümüzü tanıyın, yani kısacası KKTC’yi tanıyın, ona göre oturalım’ şartı konduğu zaman, zaten herhangi bir şekilde resmi müzakerelerin başlamasının bütün olasılığını ortadan kaldırıyorsunuz”… Böylece Anastasiadis’i de birkaç yıldır düştüğü çukurdan çıkartmış olduk. Bu kadar basit.

 

BİZİMKİ SELFİ ÇEKİYOR:

Amerika’da bulunan iki liderden Anastasiadis orada yaşayan Kıbrıslı Rumlarla bir araya gelip, diğer ülke yetkilileriyle bir dizi görüşmeler yapıp destek ararken, Ersin Tatar sanki de tatildeymiş gibi, sabah sporu, manzara selfileri çekip paylaşıyor. Yahu bir orduyla gittiğiniz New York’ta hiç mi yapacak işiniz yok, vatandaşın cebinden çıkan paraya yazık…

 

KABUS MU GÖRÜYORUZ:

Dokunulmazlığını el birliğiyle kaldırdıkları Hüseyin Özgürgün’den destek almak için sıraya girmişler. Önce Ataoğlu, şimdi de Başbakan… Gelip yargılanmasını teşvik edeceklerine, ayağına gidiyorlar. Nasıl seviyesi düştü bu politika denen şeyin. Eskiden böyle basitlikler ayıplanırdı. Bunu yapan bir parti başkanı göremezdiniz, Başbakan, hiç… Hele de Özgürgün kendisi için, “lider olamadı, partiyi sıkıntıya soktu” dedikten sonra. Diyorum ya hep, bu tür işler normal olamaz. Silkinip ayarlarımıza dönmeliyiz, şu anda yaşadıklarımız cinnettir, cinnet…

 

SUCUOĞLU’NA SOR ANLATSIN:  

Saner, “Olağanüstü kurultayda Genel Başkan seçilmiş olmama rağmen, bir arkadaş ‘atanmış başbakan’ diyor. Kendisine, ‘Madem bana atanmış başbakan diyorsun, kim atadı onu da söyle’ diyorum, söylemiyor” açıklaması yapmış. Keşke sadece o arkadaş olsa, kurultayı nasıl kazandığını, seni o makama kimin atadığını, nasıl atadığını dünya alem biliyor. Sucuoğlu’na sor istersen.

 

BU UTANÇ SİZE YETER:

Haftalar önce büyük umutlarla tedavi için Türkiye’ye gönderilen, ancak bazı prosedürler nedeniyle tedavisi istenildiği gibi gitmeyen Asya bebek için vatandaşı olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti devreye girdi. Rum Sağlık Bakanı Mihalis Hacipandelas, Asya bebeğin tedavisi için gerekli gen tedavisinin yapılabilmesini sağlayacak ilacın siparişinin verildiğini, ilacı üreten şirketin ilacı teslim etmeye hazır olduğunu açıkladı. Bizimkiler ise kurultay kavgasından Asya bebeğin durumuyla ilgilenmeye zaman bulamadılar. Bu utanç onlara yeter…

FOTO GÜNDEM: “Halk, derin uykuya daldığında, kral, en güzel rüyasını görür!”  (Yazar Sedat Balun)