Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken

Son günlerde Cumhurbaşkanlığı seçimleri için çalışmaların daha yoğunlaştığı ve halkta genel hareketlenme yanında kararsız kesimin isim bazında yönünü belirginleştirmeye başladığı görülmektedir. Başlangıçta çoğunluğun, son yıllarda art arda yapılan genel seçimler ve belediye seçimleri dolayısıyla, “hep seçim yılları mı yaşayacağız ve hep seçimlere mi odaklanacağız” gibi reaksiyonlarla Cumhurbaşkanlığı seçimlerini heyecanla karşılamadığı hatta göz ardı ederek rutin hayatını devam ettirmeye ve kendi sorunlarını çözmek çabası içinde seçimleri geri plana ittiğini gördük.

Esasen Cumhurbaşkanlığı adaylık ve seçim hazırlıklarının da erken başlaması ve adaylık açıklamalarının seçimden çok önce sonbahar aylarında başladığı dönemden itibaren, seçime uzun süre olması dolayısıyla halkın genelinin yeterli ilgi ve heyecana sahip olmadığını ve kamuoyu oluşması konusunda bu seçimlerde özellikle yüzen oylarda geç kalındığını da gördük.
Bu seçimlerde, kamuoyu seçim anketlerine de pek itibar edilmediğini ve ciddiye alınmadığını, anket çalışmalarının da eskisi gibi yaygın ve etkin sonuç verebilecek, kamuoyunu etkileyecek kapasitede yapılamadığını gördük. Bu özet ve kısa gözlemle, toplumun, seçim ve dolayısıyla siyaset kurumuna olan güvensizliği ve geleceğe karşı olan kuşkular konusunda, genel toplum psikolojisinin, ciddiyetle değerlendirilmesini gerektiren bir pozisyona getirildiği görülmektedir. Halk hizmet beklemekte, adaleti, fırsat eşitliğini ve geleceği ile ilgili ekonomik olsun, sosyal ve siyasal yapı olsun ne olacağını ve uluslararası dışlanmışlıktan ne zaman kurtulacağının ışığını ve gayretini görmek istemektedir. Uluslararası platformlarda temsil edilmesi ve kabul görmesini, dünyadan izole edilmesinin acısını çeken bir toplum olarak sayısız engellerin önünden kaldırılmasını beklemektedir. Ve bunu kim? ve nasıl yapacağının? arayışı içindedir.
Özellikle son 5 yıl içinde, çeşitli nedenlerden dolayı daha önce çok hareketli geçen ve BM planlarının görüşülüp tartışıldığı, uluslararası platformlarda Kıbrıs konusunun ön planda olduğu, hatta referandumlara gittiği ve dünya gündemini meşgul eden pozisyonda olduğu uzun dönemlerden sonra, Kıbrıs konusu ilk defa “uyuma” dönemine girmiştir. Anastasiadis’in de tutumu ile görüşmeler kesilmiştir. Yıllardan beri de görüşmelere bu kadar sürekli ara verilen bir dönem olmamıştır. Başlangıçtan beri BM nezdinde ve gözetiminde yürütülen Kıbrıs konusu, BM nezdinde dahi, bu dönem zarfında gündemden düşmüştür.
Ve bu talihsiz durumu lehimize çevirecek fırsat olarak zamanı kullanmak, uluslararası hak arayışlarımız, temas ve teşebbüslerimiz artacağı yerde liderlik düzeyinde çok zafiyet gösterilmiştir. Toplumlararası görüşmelerin kesilmesi, karşı tarafın tutumu ile bu duruma gelmişse, dünya ülkelerini aydınlatmak ve gasbedilen haklarımızın iadesi hususunda ve içinde bulunulan uluslararası dışlanmışlık sorunlarının toplumumuza yarattığı sıkıntıları, bir kampanya ve etkin bir propaganda programı ile dünya ülkelerine hangi kademede olursa olsun devamlı sıcak tutacak bir şekilde aydınlatmak, liderlik kademesine düşen bir görev olmalıdır.
Dışişleri Bakanı tarafından sürekli olarak dış ülkelerle büyük bir gayret içinde hak ve hukukumuz ve pozisyonumuzun düzeltilmesi için ülke ülke ve çeşitli uluslararası kuruluşlarla yapılan temaslar sayesinde sesimiz duyurulmaya çalışılmaktadır ve bu temaslar dahi Liderlik kademesinde desteklenmemekte yalnız bırakılmaktadır. Görüşmeler sürecinde de ve çeşitli uluslararası görüşmelerde Cumhurbaşkanlığı tarafından Dışişleri Bakanı ve bakanlığı sürekli dışlanmıştır. Bir ülkenin böyle bir dış politika uygulaması olabilir mi? İlgili tüm kademelerle bütünlüklü bir dış politika uygulamaya her ülkeden çok daha fazla bizim gibi sesini duyurmaya çalışan bir ülkenin ziyadesiyle ihtiyacı vardır. İster muhalefet kanadından ister geçmişte aynı parti veya kanada mensup olsun, Cumhurbaşkanlığı makamı tarafsız ve partiler üstü olması gerekmekte ve milli politikamızı ilgili diğer makamlarla iş birliği ve dayanışma içinde yürütmesine özen göstermesi gerekmektedir.
Şimdi Cumhurbaşkanlığı seçimleri için, içte gelinen aşamada özellikle son birkaç haftadan beri ortamın oldukça hareketlendiğini ve adaylara yönelik partilerin dışında, kamuoyunun ve yüzen oylarda görüşlerin, tam olmasa da netleşmeye başladığını görüyoruz. Bu netleşme, halkın çoğunluğunun daha ziyade “değişim” gereği yönünde yoğunlaştığı ile ilgilidir. İkincisi bu “değişimin” kim tarafından yapılabileceği görüşü ile ilgili fikirlerin ön plana alınması ve gittikçe yaygınlaşması ile ilgilidir.
Bu safhada basın ve televizyon programlarında, halkın önüne çıkan ve halkın geleceği ile ilgili gerçekçi ve akılcı politikaları, izlenebilecek hedef ve uygulamaları ve ülkenin ve halkın önünü açacak çareleri en iyi biçimde halkın önüne koyup izah eden, inandırıcı olan adaylar, seçmenlerin genelini etkilemekte çok avantajlı durumda olacaktır. Çünkü genel kamuoyu artık güdümlü olmaktan ziyade, doğru gördüğü ve hizmet beklediği hedefe varmak istemektedir. Gerek yeni neslin büyük çoğunluğu, gerekse edinilen tecrübelerle halkın çoğunluğu, uygulanan kısır politikalar ve şeffaf olmayan, kurnazlık ve menfaate dayalı karşılıklı al-ver politikalarından soğumuş ve çıkış yolu aramaktadır. Bu birikimin tezahürü, -bazı manipülasyonlar yapılmazsa- sandıklara yansıyacaktır. Halkın temayülünün, birçok ahvalde partilerin de dışına kaymakta olduğunu görüyoruz. Çünkü partiler içinde de homojen yapılar yoktur, fikir ve düşünce üzerinde birleşmekten ziyade, çeşitli nedenlerle veya menfaatler üzerine kamplaşmalar ve hizipleşmeler söz konusudur. Bu da dağınıklığı çoğaltmaktadır. Son genel seçimlerde ve belediye seçimleri esnasında ve öncesinde bunlar fazlasıyla görülmüş, yaşanmış ve beklenmeyen sonuçlar, yapılanların reaksiyonu olarak doğmuştur. Halkın, şahsi menfaatleri ön planda tutacak olanları değil, ülke ve halkın geleceğini her konuda kısır döngülerden kurtarabilecek adayları tercih edeceği hissiyatı gittikçe güçlenmektedir.