Köşe Yazarları

CUMHURBAŞKANININ YETKİSİZLİĞİ (1)


Adayların  Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik “kampanyaları” başladı bile. Tutun ki seçim sathımailine girdik.

Ne var ki hiçbir adayın seçmenlere yönelik “Kıbrıs siyasi sorunundan” öte söyleyeceği yada “yapacağım edeceğim” diyebileceği ne “sosyoekonomik” bir sözü  vardır ne vaat edebileceği bir  “projesi!”

(Doğrusu bu yönü ile Tatar’ın Başbakan oluşuyla başlayan ekonomik atağıyla girişim ve vaatlerini… Bu kez bir Cumhurbaşkanı adayı olarak seçim kampanyalarında nasıl tekrarlayıp yineleyeceğini!… Keza Özzersay’ın Özgürgün’den sonra kimi nasıl hesaba çekeceğini!.. Kısaca neler söyleyip hangi gelecekleri nasıl vaat edeceklerini!.)  Çok merak ediyorum..

Nitekim  bu “yetkisizliktir” ki evvel emirde asıl büyük “değişikliğin”    tutun ki Anayasa’da “Cumhurbaşkanının yetki ve sorumluluklarında” yapılması gerekir..

ÇÜNKÜ Rahmetlik Denktaş’tan beridir  siyasi sorunun ötesinde gelip giden Cumhurbaşkanlarının “Devleti denetlemek, uyarmak, aykırı yasa tasarılarını imzalamak  gibi  yetki ve sorumlukları olmasına karşın hiç birinin de “gelip giden hükümetler” tarafından dikkate alındığını görülmedi!

Buna karşılık hiçbir Hükümetin de müzakere masasında  siyasi sorunla ilgili söz sahibi olduğu görülmedi!

Yani KKTC,   Cumhurbaşkanı ile Hükümet arasında “yetki ve sorumlulukları” itibarıyla ikiye ayrıldı!  Şöyle ki  Siyasi sorundan sorumlu Cumhurbaşkanıdır, Devlet yönetimi de “Başbakanlı, Bakanlı, Vekilli Hükümetin!”

HADİ  buraya kadar olagelen “çarpıklığı” çözümsüzlükten kaynaklı siyasi sorunun bir cilvesi olarak kabul edelim.. Ki istediğimiz gibi bir çözüm olsaydı “Bugün Cumhurbaşkanı Güney’le mütekabiliyet esasında en az Anastasiadis kadar etkin ve yetkin bir Devlet Başkanı olacaktı.”

Oysa ayni mütekabiliyet esasında sadece Kıbrıs sorununu çözüme götürme görevinde müzakerelerden müzakerelere koşturan bir makamdır. Üstelik mevcut Hükümetle çözüm konusunda görüş ayrılıkları da cabasıdır!

*****

“DEVLETÇİ YADA FEDERASYONCU OLMAK! NEYE  YARAR Kİ!  (2)

ANCAK yazıma başlarken zaten daha önceleri de Köşemden ayazlattığım bu Anayasal sorunları yineleyecek değildim.

Aksine ne zaman yeniden başlayacağı bilinmeyen çoktan tıkanmış olan “müzakerelere” nazire; seçim kampanyasında adayların bir kez daha “Federasyoncular ve Devletçiler” olarak ikiye ayrılacaklarını  hatırlatacaktım.

Ki ben de o “Devletçiler” kesimindenim de bakın “savunucularıyla” aramızdaki fark nedir:

ANLATMADAN önce size bizzat yaşadığım tarihi bir olaydan söz edeyim.

1963 ve sonrası… Türkiye’deki Üniversite öğrencileri  Erenköy’de dar kıyı şeridinde konuşlandırılmışlar.  Hemen tepelerindeki tepelerde de  her türlü ağır silahlarıyla Rum ve Yunan askerleri var.

Üniversiteli gençler  bırakın aldırıya geçmeyi, Rum Yunan askerlerinin tepelerden sürekli ve yoğun ateşleri sonucu, başlarını bile kaldıramıyorlar.

Bir defasında öylesi bir yoğun  saldırı başlıyor ki eğer Rum güçleri Erenköy sahiline inseler tek bir öğrenci (asker)  kalmayacak. Dolayısıyla Türk savaş uçakları müdahale ediyor, Rum askerlerini püskürtüp büyük facianın önüne geçiyor.

BAKIN ama: İşte o bombardıman günü  Erenköy’de çarpışmalar olurken, Mağusa limanında Türk ve Rum işçiler yan yana hem de haberleri izleyerek  “işlerine” devam ediyorlardı!

Keza sonrası günlerde Maraş’taki Rum Tüccarlar Mağusa Cambulat kapısına kadar gizlice gelerek “Rum yönetiminin Türklere satışını yasakladığı” maddeleri Türk müşterilerine satmaya devam ettilerdi..

Daha sonraki günlerde “1977 “normalizasyonundan sonra, öncesinde  Maraş’ta çalışan  inşaat işçileri, boyacılar, sanat erbabı falan.. Maraş’taki işlerine döndülerdi…

BUGÜNE bakalım: Tüm siyasi olumsuzluklara, Doğu Akdeniz’deki sorunlara karşın Türk Rum ticari ilişkileri, bazı sivil toplum örgütlerinin  ortak faaliyetleri falan devam etmiyor mu?

…İŞTE ben buna bu adada Türklerle Rumların “isteseler  de birbirlerinden kopamayacaklarını.. İlişkilerini kesemeyeceklerini kesemeyeceklerini.. İlelebet iki düşman toplum gibi yan yana yaşamayacaklarının…” Talih yada talihsizliklerinin kaderi diyorum!

O halde bir daha sorayım:  O zaman nasıl bir çözüm? İki Devlete dayalı mı? Zaten Devlet değil miyiz? Önemli olan Rum tarafının da bu Devleti tanıması…

İşte Federasyon “tanınmış bu iki Devlet arasında” oluşur.. Yoksa tanınmadığı için dünyadan tecrit edilmiş KKTC ile Tanınmış Kıbrıs’ın Devleti ünvanlı Rum tarafı ile nasıl federasyon kurulur? Nitekim Rum tarafı elindeki Tüm Kıbrıs Devleti oluş üstünlüğünü yitirmemek için “uzlaşmaya” yanaşmamaktadır..

ÖNCE Kıbrıs’ta işte bu sorun çözülmelidir. Ya iki Devlete dayalı (ki bu siyasi eşitliğimizin kabulüyle de mümkündür)  bir federal sistem… Yada “ayrı gayrı iki Devlet! Biri Yunanistan’ın biri de Türkiye’nin!

(ANCAK şunu da ekleyim: Artık Kıbrıs siyasi sorununun da önüne geçen  Doğu Akdeniz’deki enerji sorunu  son zamanlarda Türkiye’ye karşı Yunanistan ile Kıbrıs Rum Yönetimin oluşturduğu ve Fransa ile Filistin’i bile içine kattıkları “East Med Gas Forum”  gibilerinden ittifak oluşumları nedeniyle  Türkiye ile olası bir sıcak temasta  karşı karşıya gelinirse..

Düşünülmesinin  bile korku saldığı  bir olası çatışma, Kıbrıs sorununu çok uzun yıllara uzanacak çözümsüzlüğüyle kilitler!

…Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken işte size çözümleri  için üzerinde ulusal birkikteliğe varılması gereken 46 yıllık  sorunlar panayırı!

 

 




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı