Kurulduğu günden beridir “en disiplinli parti” olarak bildiğimiz, sorunlarını “kol kırılır, yen içinde kalır” mantığıyla kendi içinde çözmeyi tercih eden ve diğer partilerin gıpta ile baktıkları CTP’de bu kez kırılan kollar, uçan kelleler etrafa saçılmış durumda. Üç büyük kentte yaşanan hezimet, aylardır CTP üst yönetimi tarafından sümen altı edilen ateşin alevlenmesine neden oldu. Çıkan yangının vereceği zararı bilemiyoruz ama 2013 genel seçimleri sonrasında ortaya atılan ciddi iddiaları görmezden gelip, çözmek yerine ötelemeyi tercih eden mevcut CTP yönetimi, suçlu aramak yerine önce bir aynaya bakmalı. Yerel seçim sonrası ortaya çıkan sonuçlar aslında 2013’ten beridir ertelenen hesaplaşmanın sonucudur…
Bırakın Mağusa ve Girne’yi Lefkoşa’da kaybeden Kadri Fellahoğlu da kendisine sahip çıkmayan partisini suçluyor. Aslında Mağusa ve Girne’de göstere göstere gelen kriz, domino etkisi yaparak Lefkoşa’yı da al aşağı etti…
Bugün partililer tarafından suçlanan ve alınan sonuçların sorumlusu olarak gösterilen Ferdi Sabit Soyer, Sonay Adem ve Ömer Kalyoncu’ya karşı yargısız bir infaz yapılıyor. Halbuki yaşananların esas sorumlusu, herkesin bildiğini yok sayan, Havadis Gazetesi’nin yayımladığı raporu dikkate alıp gereğini yapmak yerine, “kimin sızdırdığını” araştırmayı görev sayanlardır…
Onun için kaybedilen merkezlerin hesabını yanlış kişilerden soruyorlar. Herkes tarafından bilinen sorunları çözmek, yanlışlar varsa yapanlardan hesap sormak yerine, kulağının üstüne yatan ve bir yıldır çözüm üretmeyen mevcut yönetimin hiç mi suçu yok..?
Mağusa İlçe Başkanı Erkut Şahali yaşanan olaylarla ilgili olarak, “Yerel seçimde bulgular net. CTP partililerce ihanete uğradı. Bunun gereği ihraç” açıklaması yapıyor. İyi de genel seçimlerde de bulgular netti ve rapora da yansımıştı. O gün tüzüğü çalıştırmayıp gereğini yapmayanların, şimdi hesap sorma hakkı da olmamalı diye düşünüyorum…
İktidar olmanın verdiği sarhoşluk, otoritesizlik ve nasıl olmasa, Hüseyin Ekmekçi’nin dediği gibi yine “yedi yedi” atarız düşüncesi tutmadı. Özkan Bey ve ekibi ne yazık ki bu kez, “hep yek” attı…
İki tespit…
Referandum sonrası için iki tespit önemli.
Bir tanesi, partilerin “Halka anlatamadık” iddiası. Yani bir anlamda halka, “Anlamadılar” demeye getiriyorlar…
Acaba öyle mi..?
Bu halkın yüzde 63’ü bu 20 maddeyi anlayamayacak durumda mı?
Yapmayın yahu. Kendi halkınızı bu kadar hafife almayın, ayıp oluyor.
Aksine anladı bu insanlar…
Alelacele hazırlanmasında da, sonradan bir telaş 5’li mutabakat sağlanmasında da, siyasi gaileleriniz olduğunu anladı…
Farkında mısınız içeriğiyle ilgili değil yorumlar. Usulle ilgili…
İkinci tespit, “halk iradesi” konusu…
Sanki de halkın Meclis’teki 50 vekile yönelik bir güven oylaması vardı pazar günü.
Ve halk yüzde 63’le o 50 kişinin yaptığı işe güvenoyu vermedi. Bu kadar basit.
Şimdi onay veren partilerin el altından “hayır”a çalıştıkları itirazı gelecek. Olsun, onu da çıkalım, geriye en az yüzde elli kalır beyler, az buz bir rakam değil.
Hani hep deriz ya, halk siyasilerden önde gider diye, bu defa aradaki farkın fazlaca açıldığını gördük…
Kimse bahaneler bulmasın, referandumda ne parti baskısı söz konusuydu, ne kişisel çıkarlar. Bu başka bir şeydi. Gerçek halk iradesi…
Siz sayın vekiller halkın nabzından o kadar uzaksınız ki… Kusura bakmayın ama anlamayan halk değil, sizlersiniz…
“Bu Meclis artık meşruiyetini kaybetmiştir” sesleri çıksa da, ben eminim ki, halkın şu anda bir erken seçim derdi yok. Bence verilen mesaj, bir uyarıdır. Ve bundan sonrası için bir özeleştiri beklediği kesindir…
YERİN KULAĞI VAR
DEĞİŞTİRMEYE ALIŞTIK:
Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun yerel seçimleri, Nisan 2013’te yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için bir adım olarak gördüğü malum. Çıkan sonuçlardan kendince mutlu oldu sanırız. 28 belediyenin 15’i yenilendi. UBP, DP-UG ve bağımsız adayların aldıkları oyların toplamı yüzde elli civarında. Çıkan sonuçlarla, gelecek yıl seçilmesine yetecek sağ oyları toparlamayı başardıklarını sanıyor olabilir. Ancak son iki seçimdir “değiştirmeye” fena halde alışan seçmen, bu kez de aynı tarifeyi uygularsa ne olacak?..
HARMANCI’NIN SAMİMİYETİ:
Lefkoşa’nın yeni belediye başkanı Mehmet Harmancı sonuçlar açıklandığında kameralar önünde gözyaşları döktü. Bence bu samimiyetinin ve masumiyetinin göstergesi. Ama Lefkoşa batağından çıkmak için yetmez ne yazık ki. Buna şimdi bilgisini, zekasını, cesaretini ve hepsinden önce kararlılığını eklemesini bekliyoruz. İdeolojik, partisel, zümresel baskılara direndiği ve rasyonel davrandığı takdirde, arkasındaki bu destekle başarması mümkün…
HEDEF GERÇEKLEŞTİ AMA:
Yerel seçimler öncesi “hedef 14+” diyen CTP, sayısal oranda bu hedefine ulaştı ulaşmasına da, zafer kutlamaları yapmak yerine partililer birbirlerine sille tokat giriyor, İlçe merkezleri “işgal” ediliyor. Sonuçlara bakıyorum hedef koydukları 14 belediyeyi kazanmışlar. Demek ki şimdi sükunetle oturup değerlendirme yapma zamanı. Hani o ertelenen değerlendirmeleri…
RAKİPLERİNİ İKİYE KATLADI:
Yerel seçimlerde partisi tarafından aday gösterilmeyen Fırat Ataser, bağımsız olarak girdiği belediye başkanlığı seçimlerinde, rakibi UBP ve CTP’li adayların aldığı oy toplamından fazla oy alarak bir rekora imza attı. Bu kadar sevilen bir isim yerine bir başka ismi aday gösteren CTP, nasıl böyle bir hata yaptı bilmiyorum ama parti içi hesaplaşmaların faturası ağır oldu…
TASFİYE ETMEK EN KOLAY YOL:
Özelleştirmeyi öcü gibi görürüz de, özvarlıklarımızı, sırf özelleştirmeye karşı olduğumuz için tasfiye eder dururuz. İşte Sanayi Holding, işte ETİ, işte KTHY… Artık yoklar. Oysa, ticari değerleri artırılıp, özelleştirmeye gidilse, çalışanların durumu için de elimizde pazarlık kozu olacaktı. Tüm KİT’ler ve de CAS, adam gibi çalıştırılsaydı, bir ticari değeri olsaydı, elini öpene satılabilir, personel ortada bırakılmazdı. Ama bu işler beceri ister… Bizde, kolay yol tercih ediliyor. Tasfiye et, personeli devlete aktar, bitsin gitsin. Peki ama nereye kadar? Eğer bu KKTC devleti bir ticari şirket olmuş olsaydı, bu kötü yönetimlerle o da çoktan tasfiye olmuştu…
ARTER’İN ZOR KARARI:
Bağımsız adayların zaferi ile sonuçlanan yerel seçimler sonrası bazı partiler bağımsız adayları sahiplenme telaşına kapılmış. Örneğin Mağusa’da seçimi kazanan İsmail Arter’i ilk sahiplenen DP-UG oldu. Halbuki DP-UG’nin oy oranı belli, bu oyla Arter’in kazanması imkansız. Önemli oranda UBP, hatta CTP’den bile oy alarak seçimi kazanan Arter, “Bir Mağusa hepsine bedel” diyen Denktaş’a nasıl bir yanıt verecek? Kazanmasını sağlayan oyların UBP’den geldiğini o da biliyor…
ZİRVEDEKİLER
Meriç Erülkü: “Partiler yanlış adaylar çıkararak tabanlarından uzaklaştılar, sonra da taban destek vermeyince feryat ediyorlar. Eğri yolda düz yürünmez.”
DİPTEKİLER
Sağlık Bakanlığı: Sağlıktaki rezaleti, çalışmayan aletleri, suyu akmayan, lambaları yanmayan hastaneleri, doktor ve hemşire eksikliğini ben dahil birçok meslektaşım yazdı defalarca. Ama ne yazık ki Sayın Gülle pek dikkate almamış yazılanları. Eğer hastanelerimiz ameliyat bile yapamaz duruma gelmişse, söylenecek söz yoktur artık. Doktor olmak, iyi bir Sağlık Bakanı olmaya yetmiyor. İstifa diye bir müessesenin de olduğunu, her ne kadar bizim siyasiler bilmese de, hatırlatmakta fayda var…
































