Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çözümsüzlüğe devam huzura selam!

Demek aradan 55 yıl geçti! Bir ömür işte. Bu süre içinde dünyanın sadece siyasi ve ekonomik durum vaziyetleri değişmedi, iklimleri bile değişti!

Makanik dönemlerden dijital dönemlere geçtik! Bizim için ismi var cismi yok, aklımızla havsalamızın alamayacağı tuhaf fenni ve ilmi devrimler oldu! Bölgesel savaşlar yaşandı ki  kalmayan karışanlarıyla karıştırıcıları nedeniyle dünyasal!

Örneğin içinde bulunduğumuz bölge de yandı yakıldı ama.. Hayret, umurumuzda bile olmadı! Değil mi ki hamalın zoru çatlayana kadardır!  Neler yaşamışız ki bu adada kanlı canlı,  sonrası vız gelir tırıs gider!..

BU “girizgâhtan” amacım, yeni bir yıla daha girerken 1963’den bu yanadır Türk ve Rum toplumları arasında bir çözüme varılamamasına karşın;  aslında 44 yıldır da Kuzey’de ve Güney’de iki ayrı devletin oluşmasıyla ayni zamanda bir “çözümün” yaşandığını vurgulamak içindir!..

Fakat bu gerçeği “nado kafa nado mermeri” modeli yapımındaki Rum liderliğiyle kilisesine kabul ettiremediğimiz içindir ki hâlâ çözüme ulaşamamak bir yana, üstelik “çözüm mucizesi” arıyoruz!

TABİ beklerdiniz ki çözümsüzlükten dolayı çok “huzursuz” bir toplum olalımdı!

Meğer Kıbrıs’ın Türk ve Rum toplumları “çözümsüzlükle” o kadar özdeşleşmişler ki es kaza “çözüm” olsa huzursuz olacaklar!

Nitekim BM’ler uzmanları dünyadaki 150 ülkeyi kapsayan bir araştırma yapmışlar da Güney Rum’u “huzur” yönünden 61. sırada yer alırken, bizim burada kamu oyu yoklamaları yapan örgütlerimizin olanca kötümser mutsuzluk sonuçlarına karşın KKTC yine de  58. sırada yer aldı!

YANİ ne? Kıbrıs Türk ve Rum insanı “çözümsüzlüğü” çok sevdi! Ne kadar çözümsüzlük kriz, o kadar mutluluk!

Bilir misiniz? Geçmişte yaşanmış: Amerika’nın ünlü şelalesi Niagara soğuktan donup buzlanınca ve kulakları sağır eden akan suyun sesi kesilince, ayni adı taşıyan kentte o sessizlikten dolayı müthiş bir huzursuzluk yaşanmış ta ki şelale yeniden akmaya başlayana kadar!..

Öyleyse çözümsüzlüğe devam huzura selam!


ÖZÜMÜZ” BU MU?

Artık KKTC’nin her yönden “egemen kesimi” olan bugünün yeni jenerasyonu, (ki onlar halâ yetişip geriden gelmeye devam ederlerken bu memleketin gelecekleri, umutlarıdırlar…) Eğer bizim gibi Rum militarizmiyle emperyalizminin baskılarında yetişmiş olsalardı bugün ne Kıbrıs siyasi sorununa “adadaki Türkler” olarak farklı vizyonlardan bakardık ne de KKTC’i büyütürken sorunlar yaşardık!  En basiti Rum’la oluşturulacak bir çözüm olasılığı hayalinde zaman kaybetmez, aksine Rum’u çözüme zorlayacak “büyüme ve kalkınmayı” gerçekleştirdik! Bu fırsatı kaçırdık!.. Madalyonu çeviriyorum:

GEÇEN gün KKTC’de, proje nihayetlendiğinde kalkınmamızı yükseklere taşıyacak bir yatırıma daha tanık olduktu.

TC’den akan suyu Güzelyurt ve ileride Mesarya ovasına da iletecek 5 metrelik “KKTC Sulamaları İletim Tüneli”nin temeli atıldıydı.. Proje tamamlandığında Güzelyurt yeniden doğarken, kurak çorak Mesarya da tarihinde ilk kez sulama rejimine kavuşacak! Bu tünelin KKTC ekonomisine yılda yüz milyon TL katkısı olacağı söyleniyor..

BUNLAR heyecan verici yatırımlar. Ki toprağa suya harcanacak tek kuruş bile kutsaldır!

Ne var ki hatırlatıp yazarken yüzüm kızarıyor, utanıyorum! Çünkü bu suya Türlü çeşitli kesimlerden hatta bugün görev yüklenen bazı siyasilerimizden bile karşı çıkışlar olduydu! “Pahalıdır, bu su nedeniyle TC’nin esiri olacağız” dedilerdi!

NE oldu ama? Bugün çeşmelerimizden kesintisiz, kireçsiz, temiz su akıyor! Topraklarımızı suluyor! Geleceğin tarımsal üretim umudu oluyor..

Peki, topraklarımıza TC’den su akacak diye neydi o kopartılan kıyamet! O günün “sorusuna” bugün de cevap veren yoktur!  “TC ile imzalanan mali ve ekonomik protokollerin” uygulanmaması için engeller çıkaranların da neyi amaçladıklarını hâlâ anlamadık! Ki bu keşimler 1974’den sonra Kıbrıs Cumhuriyetine dönüşü de savundulardı, bugün de Türkiye’nin, içimize ve işimize karışmamasını savunuyorlar! Ki Kuzey Kıbrıs’ı yaratmak yerine “Güney’in kuyruğuna takmak” için uğraşmaları da cabası!

VE ne diyorlar biliyor musunuz? Eğer Türkiye bizi kendi özümüz ve siyasi irademizle baş başa bırakmış olsaydı biz bu adada yaratacağımız “halkların kardeşliği” ilkesinde  çözümü sağlardık!

KİM nasıl yapacaktı bunu? Türkiye gerekli parasal yardımı yapamadı diye 2019 bütçesini 800 milyon açıkla geçiren hükümetler mi? Yoksa askerlik yapmamak için “vicdani reddin” yasalaşmasını isteyen gençler mi? Yoksa bir ayağı Güney’de fink atan paragözlerin sahte barış çağrıları mı?

Bu mu sözü edilen “özümüz?


KISACA TAKILIĞIM: (BAKALIM HANGİ AD!)

Rahmetlik Dr. Küçük’ün büyük davasıydı. Sonunda “Evkafı” İngiliz Kolonisinden çeke söke devralmayı başardıydı. Ki bu Kıbrıs Türk halkının adadaki hakkının ilk tarihi tescili olduydu..

Sonra Evkafı da kendimiz gibi yaptık! Yıllar yılı tüm sorunlara “darbımesel” olmuşluğuyla “Evkafın su meselesi” dedikti o kadar yani!

Şimdi de Vakıflarımıza “su meselesinden” sonra Havadis Gazetesi’nin patlattığı için patlamak üzere olan yeni skandallarına yakışacak yeni bir ad takılacak da ne? Bakalım hangi ad münasip görülecek!