Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ÇÖZÜME HAZIRLIK: (İNGİLTERE DEVREYE GİRDİYSE ÇÖZÜM OLASILIĞI VAR DEMEKTİR!)

Hiç düşündünüz mü? İki halkı “barışçı çözüme ulaştırmak için ne büyük çabalar sarf edilmektedir? Ne büyük paralar harcanmaktadır? Tutun ki Kıbrıs siyasi sorununu çözmek uğruna bir “ekonomi” oluştu! Es kaza “müzakereler bitti” alarmıyla sürece son verilse kim bilir kaç kişi sokak kedileri gibi ayazda kalacak! Oysa şimdilerde tekerlek öylesine güzel dönüyor ki “aman durmasın  devam etsin dualarında!” 
Nitekim daha çözüm  kokuları çıkmadı ama bu kez de müzakere sürecinden “nemalananların”  yanına “çözümün maliyetini belirleyecek uzmanları” ekliyorlar! Kimin ne vereceği ile ne alacağı belli değil ama olsun! Önemli olan suyu akıtıp değirmeni döndürmek! Buğdayla un işine sonra da bakılır onun için de yeni uzmanlar atanır!
GÜNDEME ÇÖZÜMÜN MALİYETİ GİRDİ:  Öteden beri masada görüşülenleri  halkın bilmesi önemli olmadıydı! “Müzakereciler bilsin yeter”  dendiydi! Şimdilerde ise   “çözüm maliyeti”  dedikleri, gerçekte “mülklerin el değiştirmesi olayından kaynaklanacak tazminatlar yahut iadelerle takaslar olayı gündeme geldi! Nitekim son günlerde trafik hızlandı. Almanı giderken Amerikalısı geliyor. İngilizi gelirken Japonu Çinlisi Rus’u  giriyor sıraya! Yunanistanla Türkiye zaten adu! Kıbrıs ada olalı böyle siyasi trafik  görmedi! İnsan demez mi “Yoksa müzakerelerde sona mı gelindi ki iş “maliyetin saptanmasına kaldı!”
İNGİLTERE’NİN HEYECANI. 1963’lerden sonra biz “köşeciler” ne zaman siyasi soruna ilişkin değerlendirmeler yapsak,  “bu sorunu çözse çözse Amerika”  çözer derdik! Neyse ki çok sonraları anladık ki Amerika sorun çözmez, sorun yaratır! Ki İşid gibi belalar türerken Ortadoğu’da olduğu gibi ülkeler ateşler içinde kavrulsunlar! O zaman Kıbrıs’ta sorunu kim çözecek? İngiltere! Ki 1974’den sonra en azından ben,  rotayı Londra’ya çevirdiydim. Sık sık “eğer garantör ülke konumundaki İngiltere isterse bu sorunu bir gecede çözer” bile diyordum…
Ve izliyorsunuz: Bugüne kadar siyasi soruna dönüp bakmak gereğini duymayan İngiltere şimdi Dışişleri Bakanı Hammond’u devreye sokmuş harıl harıl Kıbrıs’ı arşınlıyor! Son teklifi de “çözüm olursa üslerinden  toprak vereceğiyle ancak üssünü terk etmeyeceği”  oluyor!   Fakat asıl önemlisi  Hammond’un “çözüm olacakmış gibi  “mülkiyet konusunun halli için adaya uzman gönderme teklifi!” Eğer konu bu kadar ileri götürüldü ve İngiltere devreye girdiyse “var bir çözüm olasılığı” demek mümkün..   Tabi “nasıl olursa olsun”  demiyoruz, hakkımızı mahfuz tutuyoruz…      

        **********
KAMU HİZMETLERİ KOMİSYONU: (İSTESE DE KAMU HİZMETLERİNDE DÜZEN SAĞLAYAMAZ. ÇÜNKÜ:)

Hemen her sorunun boynuna  bir günah keçisi bağladık. Trafiği “sürate,” Belediyeleri “birleştirilmemelerine,” Eğitimle sağlığı “göç yasasına,”   Tarım kesimini “hükümetin borcuna,” ekonomiyi “ambargolara,”  Kamu Görevlileri sorununu “disiplinsizliğe,” yeterince çalışamayan Meclisi  “devamsızlıklara…”  Sonra  döndük tüm sorunları topladık, eşitliği çektik, “sistemsizlik” dedik! Kırk bir yıldır da bu ne menem bir “sistemsizlikse” başka bir şey  demiyoruz!   Fakat ismi var cismi yok zümrüd’ü anka kuşu gibi de o “sistemi” ne buluyoruz ne yaratıyoruz!
Çünkü “yapılan yasalara” karşın “sistemi çalıştıracak hukukun üstünlüğünü ikame edemiyoruz! Zaten yasaları sürekli değiştirirken  kurallarla “kurumlaşması” gereken “sistem kalıcılığını” da yozlaştırıyoruz!
MESELA: geçtiğimiz günlerde yıllar yıllar sonra Kamu Görevlileri Komisyonu “nasılsa” iki Kamu görevlisini görevlerinden aldı.. Birisi bir Orman memuruydu. Uzun süre  sebepsiz işine gitmediği için cezalandırıldı. Diğeri Doktordu ve  her doktor gibi ayni zamanda özelde de çalışıyordu. Görevi esnasında ayrıldığı için o da cezalandırıldı…
BİR HİKÂYE ANLATAYIM: Henüz 2 binli yıllara girmediydik. Bir gün müdürlük sınavım için “Kamu Hizmeti Komisyonunun” karşısına oturdum. Başlarında keskin ve titizliğiyle tanınan, kısaca hem kendisinden çekinilen hem de takdir edilen bir muhterem zat vardı.  Zaten çoğu üyeyi tanıyorum. Bir yandan da bu komisyonun çalışma şekli ile sorunlarını merak ediyorum. Ve “bakın diyorum.   Hazır sizi bir arada bulmuşken bana sorunlarınızın ne olduğunu anlatır mısınız?”  Başkan “olamaz, senin bize soru sorma hakkın yoktur,  biz sana soracağız” diye bağırıyor ya ben gülüyorum… Ve sonuç: Onlar sorunlarını anlattı ben de Halkın Sesi Gazetesindeki Köşemden ayazlattım…
Bir sorumun cevabı şuydu. “Bizim komisyon olarak atamalarımızdaki yetkimiz yüzde 15 ya vardır ya yoktur!” (Pekala dediydim Rum tarafında durum nedir.) “Onlar bizden beterdir” dedilerdi! Ve bana sınava girecek bazı şahıs adlarının önünde   Cumhurbaşkanı’nın Başbakanın, tavsiyesini  (terfisini istediklerini) belirten “kırmızı okey  işaretlerini” gösterdilerdi… İtirafları şuydu. “Maalesef tam yetkili değiliz…” Çünkü onları da  göreve getirenler ayni siyasi yetkililerdi!
BUGÜN DURUM NEDİR:  Bilemiyorum.   Fakat Kamu Görevlileri kademeleri  düne göre iyicene karmaşıklaşırken..     Müşavirler gibi sorunlar büyürken..   Artık hükümetlerin Koalisyonlardan öte tek parti iktidarı olmaları şansları kalmazken..   Dahası tayinler ve terfilerde hem Cumhurbaşkanı, hem Başbakan, hem de ilgili Bakan “tercihleri” birbiri ile çatışırken..   Ve de popülizm beterince almış başını giderken…
Ne Kamu Hizmetleri Komisyonları görevlerini “layıkı ile” yapabilirler ne de Kamu hizmetlerinde sistemi yerli yerine oturtacak reformu gerçekleştirebilirler.  Hatta   ne kadar uğraşırsa uğraşsın Sayıştay da  görevini yapamaz…               

   **********
KISACA TAKILDIĞIM: (DAÜ’DEKİ FECİ OLAY.)

Tabi ki bir üniversite bünyesinde olagelen böylesi bir cinayeti hiç kimse, “o cinayeti gerçekleştiren kadar” soğukkanlı karşılayamaz. Hele küçük bir coğrafya’da ne demek bir insanın başını kesmek!  Ne var ki bu konuda DAÜ’yü şaibe altına sokamayız. Çünkü sorun o gencin kafasında! Kaydını yaparken bilemezsiniz ki!
Fakat asıl sorun DAÜ’nün dışındadır. Hatta tüm üniversitelerimizin dışındadır. Üçüncü ülkelerden gelen öğrencileri özellikle “mali yönden” iyi bir denetimden geçirmek gerekir. Çünkü “parasız kalmanın sonucunda” sürekli illegal olayların insanları  oluyorlar… Geçmişte cinayetlerle  sonuçlananları da oldu!  Sırası geldiği için yazdım, çünkü asıl sosyal sorun budur!