Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çözüme hazır olmak

Kıbrıs konusundaki müzakere süreci ortaya bir siyasi çözüm çıkaracak şekilde sonlanırsa ne yapacağız?

Mevcut durumda Kuzey Kıbrıs bir çözüme hazır mı?

Devletin kurumları, özel sektör, bankalar çözüm sonrası ayakta kalabilecek mi?

Gelinen aşamada müzakere sürecinde sona yaklaşıldıkça bu sorular gündeme gelmeye başladı.

Çözüme karşı çıkanlar çözüm yaklaştıkça korkuları öne çıkarma arayışına girdiler.

Önce garantiler ve güvenlik konusu gündeme getirildi.

Türkiye’den bu konuda gelen açıklamalar sonrasında garantileri öne çıkararak korkuyu kaşımak yerini ekonomiyi öne çıkarmaya bıraktı.

Bankaların çözüm sonrasında batabileceği, ekonominin çökebileceği gündeme taşındı.

Elbette ki bu konular önemli.

Çözüm sonrası adanın Kuzey’indeki yapının ayakta kalabilmesi, rekabet edebilmesi, varlığını sürdürmesi gerekir.

Bunun için hazır olunması ve gerekli adımların atılması konusu hep konuşulup tartışıldı.

Kıbrıs Türkünün dünya ile entegre olma anı geldiğinde varlığını sürdürmesi için ekonomisi de, bankaları da ayakta kalabilmelidir.

Kurumları çökmemelidir.

Ama siyasi iktidarlar yıllardır kısa günün siyasi karını elde etme yaklaşımı ile bu ülkeyi yönetti.

Kapalı, dünyadan izole tutulmamızın getirdiği sorunları aşacak adımlar atmak yerine, siyasettekiler bu durumu kendilerine siyasi avantaj sağlama aracına dönüştürdü.

Sonuçta uzun yıllar iktidarda kalanlar, hükümet edenler, görev ve sorumluluk alanlar maalesef görevlerini yapmadılar.

Bu ülkeyi yarınlara hazırlamadılar.

Şimdi çözüm için umut belirince bildik tartışmalar yine öne çıkmaya başladı.

2004 yılında Annan Planı referandumu bizi çözüme götürebilirdi.

Kuzey Kıbrıs o gün de çözüme hazır değildi.

2004’ten bu yana 12 yıl geçti.

Biz yine çözüme hazır olunmadığı konusunu konuşuyoruz.

Adanın Kuzey’indeki yapının çözümle birlikte çökebileceği korkularını yayarak olası bir referandum öncesinde hayır kampanyası için zemin yaratılmasını izliyoruz.

Aslında işin aslı mevcut siyasi anlayışlarla ve bu yapı ile hiçbir zaman çözüme hazır olunmayacağıdır.

Öncelikle bunu bir tarafa not edelim.

Yumurta-tavuk örneğinde olduğu gibi bu durumun yaratıcıları varlıklarını bu bozuk yapıya borçlu oldukları için de, ülkede top yekün değişim olmadan hiçbir şey  değişmeyecek.

Değişmediği için de ülkede her şey her geçen gün biraz daha kötüye gidiyor, bir şekilde çöküyor.

O zaman değişimden ve çözümden korkmamak lazım.

Sonuçta bir gün hayatın gerçekleri ile yüzleşmek zorunda kalınacak.

Geçen her gün o yüzleşme anındaki durumu zorlaştırıyor, yapılacak işler listesini kabartıyor.

O halde çözümden korkmamalı ve süratle dünya ile entegre olmaya hazır hale gelmek için adımlar atılmasını zorlamalıyız.