Hiçbir devrede çözüme çok yaklaşmadık ama çok yaklaştığımızı sandığımız dönemler oldu! Mesela 1977’de Makarios’la Denktaş’ın görüşmeci olduğu BM’ler Doruk Anlaşması arifesinde… Anlaşma “Bağlantısız bağımsız iki toplumlu federal bir Cumhuriyet kurulacağını ön görüyordu… Rum ve Türklere ait toprakların ekonomik yeterlilikleri gözetilecektir deniyordu… Serbest dolaşım, serbest mülkiyet, serbest ikamet olacağı, ancak iki toplumunun haklarının da dikkate alınacağı garantisi veriliyordu…
Ancak bu planı Rum tarafı kabul etmedi! Ardından Vasiliu dönemi geldi. Türk halkı o dönemde de çözüm umutları ile dalgalandı… Yine olmadı!
Annan Planı henüz hafızalardan silinmedi! Rum tarafı bu çözüm planına da hayır dedi!
Şimdi Akıncı’nın devraldığı başkanlıkla birlikte Şubat 2014’te başlayan müzakerelerin devamı vardır. Çözüm konusunda yine büyük umutlar yakılmaktadır… Yeni müzakereci Akıncı kendine özgü “kelimeleri ve ifadeleriyle” tutun ki bu umudun ateşini körüklemekte, barışçı imajı ile önümüzdeki müzakere sürecinde ne kadar etkin olacağının mesajını vermektedir. Mesela Akıncı bunlardan birini şöyle ifade etmektedir.
“Rumlar düşmanımız değil ortağımızdırlar: Annan Planı referandumundan bu yanadır “Rum” kelimesinin yanına hiç “düşman” kelimesi konmamıştı! Akıncı’nın kullanılmadığı için “ölü” olan bu kelimeyi neden çözümün mihenk taşına vurarak kullandığını bilmiyoruz. Büyük olasılıkla Rum’la çözüm sağlanacağına inanmayan kesimlere yakıştırılan “milliyetçilerin” Rum halkını hâlâ “düşmanları” olarak görmeye devam ettiklerini sandığı içindir.
Oysa gerçek öyle olmamalıdır! Çünkü çok iyi bilinmektedir: Bu adada Rum halkı ile yan yana yaşamak “geçmişten geleceklere” de uzanacak vazgeçilmez bir tarihi gerçeğin kaderidir. Dolayısıyla ne Rum’un Türk’ü ne de Türk’ün Rum’u “düşman” olarak karalara çalması mümkün değildir çünkü o zaman ne çatışmalardan ne de savaşlardan kurtuluruz!
Buna karşın Akıncı “düşman” lafını ne kadar yersiz kullandıysa, Rum “ortağımızdır” derken o kadar gerçekçi vurgulama yapmıştır.
FAKAT SORUN HÂLÂ ŞUDUR: Rum bizi azınlıktaki Türk halkı olarak bu adada ne kadar “ortak halk” kabul etmektedir?” Müzakerelerin ilerleme safhasındaki pazarlıklarda Akıncı ile beraber bunu da öğreneceğiz!
**********
Gençlerimizi anlamak: (Bu gün 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı. İşte “biz ve gençlerimiz” dedik)
Ben çocukluktan kurtulurken az biraz yetişip de kendimi büyük görmeye başladığımda, ilk çattığımla tartıştığım insan rahmetlik pederim olduydu!
Sonradan psikoloji okurken öğrendim. Çocuklar büyürlerken ve tabi değişirlerken ilk anneleri ile babalarından nefret ederler. Hem “geri kafalı” olduklarından hem de sürekli kendilerini kendi hayat anlayışları ile değerlendirdiklerinden. Tutun ki kuşaklar arası çatışmalar hep böyle devam eder… Gençler- yaşlılar çatışması bu nedenle hiç bitmez…
Buna karşın psikolojik tepkileri kanıtlanmış bir başka gerçek daha vardır: “Büyüyüp yetişirken anne babalarından nefret eden gençler, evlenip aile sahibi olduktan sonra anne babalarını çocukluklarında bile sevmedikleri kadar çok sevmeye başlarlar…
KUŞAKLAR ARASI TARTIŞMALAR BİTMEZ: Çok kısaca bizim çocukluğumuz “büyüklerimizin” korumacılıkları ile yönlendirmeleri içinde geçtiydi. “Özgür düşünce ile yaratıcılığa” dayalı yetişme değildi bizim yetişmemiz. Daha ilkokul dönemlerinde hem “sorumluluklarla sarmalanırdık hem yasaklarla!” En çok işittiğimiz kelime “saygı” ise en kötü ifade de “terbiyesizlikti!” Gençler bu toplumsal değerlerin prangalarına tutsak yetişirlerdi…
Oysa bugünkü gençlik “düşünce özgürlüğünden yaratıcılığa, deneyimlerden her türlü bilgiye ulaşmaya kadar çok zengin olanaklara sahiptirler… Ve kesinlikle olaylarla “toplumsal değerlere” mesela “bizler” gibi bakmıyorlar…
BUNLARI NEDEN YAZDIM. Çünkü artık KKTC bünyesinde de “gençlerle-yaşlılar arasında hemen her alanda süregelen anlaşmazlık ve çatışmalar yaşanmaktadır! Mesela:
Benim için “vatan,” uğruna ölünmesi gerekendi! Oğlum için “aş iş olanağı sağlaması gereken coğrafyadır!”
Benim için “millet” bayrağının gönderden hiç inmemesi gereken ırktır!” Çocuklarım için insanlık!
Benim için devlet milletin en son sahip olacağı büyük mertebedir! Yeni nesiller için kendilerine güvenceli yarınları sağlayacak seçimle iş başına gelmiş çoğunlukla başarısız siyasi partiler yöneticilerinin sultasıdır!.
Benim için özgürlük kendi vatanımda kendi devletim ve bayrağımla yaşayabilmek bahtiyarlığıdır. Gençler için özgürlük sınırsızlıktır! Düşüncelerinin davranışlarının mutlak sahibi oluşlarıdır!
Benim için ahlâk dine sarılı akidelerinde “günahla sevaptır!” Gençler için ahlâk yaşanası hayatta yıkılması gereken tabudur!
Benim için “doğrular” yanlışlarına karşın savunulanlardır! Gençlerimiz için zaten dünyada tek doğru yoktur…
KISACA: Artık KKTC’de çok hızlı değişimler yaşanıyor. Bakış açılarımız değişiyor. Siyasi partiler bünyelerinde bile “yaşlı ve genç politikacılar” çatışması görülüyor! Gençler kendi dünya görüşlerine uygun yeni mecralar açmaya çalışıyorlar! Kısaca değişiyoruz!
**********
Kısaca takıldığım: (Bu yapısal kusurlarla mı sağlıklı çözüm sağlayacağız?)
Müzakereler devam edecek! Ban Akıncı’yı New York’a davet etti! Bir söylentiye göre yılbaşında adada çözüm var! CTP ile UBP Kurultaya gidecek! Hükümet çoktan parça körçe oldu! Üretici kesim bu yılın bereketine karşın yine geçmiş yılların ah vahını koyuveriyor! Sendikalar ol alem eylemlerine devam ediyorlar! Kurumlar almışlar başlarını KKTC’yi de batırma pahasına yollarına devam ediyorlar!
SORMAZ MISINIZ? Ne olacak KKTC? Tüm o yukarıda sadece tırnaklık kısmını yazdığım sorunları da kamburunda taşırken söyler misiniz hangi güç ve takat, hangi istikrar ve iç barışla hazırlanmaktadır çözüme?
“Yoksa” diyoruz: Özellikle mi yaratılıyor bu kaos? Sırf günü geldiğinde Kıbrıs Türk halkı nasıl olursa olsun dayatılan çözüme gözü kapalı ve kurtuluş umudunda evet desin!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























