Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çözüm üzerine bir zihin praktisi: (Başarılırsa mucize olacaktır!)

Müzakereler sürecine yönelik görüşlerimiz nedeniyle toplum saflarında üç ayrı başlık oluşturduk:

Bir, çözüme inananlar… İki, çözüm olacağına inanmayanlar… Üç, olabilir de olmayabilir de diyenler…
Sonra döndük görüşlerimize uygun olmaları için bu başlıkların altını şöyle doldurduk:
Çözüme inananların inandıkları için çözüm sağlama yollarındaki mücadeleleri… Mesela güven yaratıcı önlemlerin çözüme katkıda bulunacağına inananlar…
Çözüme inanmayanların inanmadıkları için müzakerelerin abese iştigal olduğunu savunurlarken tabii ki GYÖ’lere de karşı çıkmakları!
Ve ortalardaki kesim: Çözümün olabileceğiyle olmayabileceği kararsızlığında “olabilir” derlerken, GYÖ’leri olağan karşılayanlar. “Olamaz” diyenlerin de Rum’a yönelik iyimserlik politikalarından vazgeçilmesini savunanlar.
BU GÖRÜŞ AYRILIKLARI OLAĞAN MI? Sanmıyorum çünkü üç “başlık” altında toplamaya çalıştığım siyasi soruna yönelik “görüşlerin” bir diğer adı “ulusal davadır.” Ulusal davalarda ise “görüş ayrılıkları” değil, asgari müştereklerde “görüş birliktelikleri” oluşur. “Mesela Rum tarafının Ulusal Konseyi” ile oluşturduğu gibi!
Oysa Denktaş’ın ölümünden beridir KKTC’deki toplum katlarında “ulusal dava” gibi ifadeler işitilmemektedir! Çünkü “ulusal” kelimesi “şaibeli, sakıncalı, barışa karşı” anlamları ile ifadelendirilmektedirler!
Dolayısıyla yıllardır artık Kıbrıs Türk toplum katlarında ne “ulusalcılıktan” söz edilmektedir ne de “ulusal dava” anlayışına paralel “ulusal çıkarlar” ifadeleri kullanılmaktadır.
BUNLARIN YERİNE NELER KONMUŞTUR? Annan Planı referandumundan beridir “ulusal” ve “milliyetçilik” gibi kelimelerin “şovenizm” olarak kabul gördüğü KKTC’de yeni siyasetler oluşurken bu siyasetleri belirleyen kelimeler de yenilenmiştir. Mesela: “Birleşik Kıbrıs, federal Kıbrıs, iki halkın ortaklığı, birlikte yaşama kültürü, barış, Kıbrıslılık” gibi kelimeler ikame edilmiştir! Tutun ki küçük Kıbrıs’ta büyük insanlık ideası yaratılmak istenmiştir! Bu yeni siyaset trendini de 1974’den beridir Türkiye ve Türkiyelilerle birlikte yaşama ve intibak zorluğu duyan Kıbrıs Türk insanına; “Rumlarla asırlarca birlikte kardeş kardeş yaşadıkları” iddialarıyla ambalajlayıp pembe kurdelelerle bağladıkları düşüncelerde şırıngalamışlardır!
FAKAT: Farkındaysanız bugüne kadar Kuzey’deki “çözüm umutları” ile “çözüm modellerine” Güney hiç katılma gereğini duymamıştır! Nitekim orada siyasi sorunun tek bir başlığı vardır: “Kıbrıs Helenizmin vazgeçilmez adasıdır…”
Bu nedenle: Bu adada iki bayraklı, iki kimlikli, Türk-Rum halklarının ortaklıklarında sağlanacak çözüm dünyasal bir mucize olur ki eğer “Kıbrıs adasının Kıbrıslı insanları bunu başarırlarsa 21. YY tarihine yaldızlarla kaydedileceklerdir.             
**********

KKTC’nin vaziyeti umumiyesi: (Rakamlar çok da iyi olmadığımızı çakıyorlar!)

Geçtiğimiz günlerde Başbakanlık Devlet Planlama Örgütü “hane halkı” araştırmalarında KKTC’nin ahvalini ayazlatan bazı istatistik bilgileri açıkladıydı. O rakamlara baktığımda doğrusu durumumuzun iyi olmadığını daha iyi anladım! Mesela “kurumsal” olmayan 289 bin kişilik bir nüfusumuz var ama bu nüfusun işsiz sayısı 9 bin 320 kişi!. Yani nüfusun yüzde 8.3’ü işsizdir ki “kayıt dışı işsizlerle bu sayı çok daha yukarılarda olmalı!
Neyse ki geriden gelen çok genç bir nüfusumuz var. Mesela elan eğitimine devam eden yüzde 28.1 oranındaki genç nüfusumuz 33 bin 402 kişi. Üstelik nüfus dilimleri içinde en büyük paya sahip… Emekliler ise yüzde 20.4’ü oluştururlarken, Kamu sektöründe istihdam edilenlerin sayısı da 31 bin 276 kişi…
RAKAMLAR UZAR GİDER: Ve ortaya şu gerçek çıkar: Bundan yıllar önce hani 5 Yıllık Devlet plan ve Programlarının bile yapıldığı dönemlerde genç nüfus yine hatırı sayılır orandaydı ve yine o istatistik verilere baka baka ve hayıflanarak, “gerimizden iş, aş, hayat hakkı isteyen büyük bir genç nesil geliyor” diyor ve ekliyorduk: “Bu çocuklarımıza KKTC nasıl bir gelecek vaat ediyorsunuz? Onları nasıl rehabilite edeceksiniz” diyerek her zamanki gibi soru suallerimizi sıralıyorduk!” Fakat geçen yıllar itibarıyla tüm o soru suallerimizle gözlerimizin önünde bugünlere gelen gençlerimiz işte o günlerin gençleriydiler! Ki şu anda aşa işe muhtaçtırlar! Üstelik 9 bini de işsiz! Ve de bazıları uyuşturucu alkol bağımlılığından muzdaripler!
Şimdilerde ve yine gerimizden 33 bin okullu genç insan geliyor. Zaten her yıl yüzlercesiyle mezun olup hayata işsiz atılıyorlardı, yine işsizlikle mukavelelerini yapmışlıkta bu 33 bin gencimiz aş iş derken işsizliğin dişlileri arasında öğütülüp harcanıverecekler! (Çözümü bunun için istiyoruz. Gelecek nesillerimizi kurtarmak için.)
ÖTE YANDAN. Özelleştirmelere burun kıvıra kıvıra memleketi “kamu görevlileri” cenneti yapmışız! Sonra da bu görevlilerin karşılarına geçip, “onca parasal ikbale, onca ehven çalışma koşullarına, onca sendikal haklara karşın neden bu devlet sayenizde hantal, merkeziyetçi iş yapamaz durumlara düştü” diyerek yakınıp sızlanıvermeye başladık!
VE ASIL SORUN: Yine de nüfusun büyük bölümü “kırsalda.” Ve bu kez de çiftçi köylü, hayvancı bahçeci kısaca ekip biçen üretici için soruyoruz: “Neden KKTC’de hem üretim kısırlığı var hem de üretilenlerin değerlendirilememesi sorunları var!” “Neden nüfusumuzun en büyük dilimini oluşturan üretici kesim böylesine mağdur durumlara düşürülmektedir?”
KISACA: Çok gerilerdeyiz kaldık çokkk!

**********

Kısaca takıldıklarımız: (Yaz geldi demek ne demektir?)

Yaz demek artık yağmurlar yağmayacağından Lefkoşa’yı sellerin basmayacağı demektir!
Yaz demek zaten her zaman rölantideydi bu kez “yüce Meclisimizle hükümetimizin” temelli tatile girmesi demektir!
Yaz demek kış aylarında ekilen fidanların suvarılmadıkları için kavrulup kurumaları demektir!
Yaz demek kışta göze çok batmayan çevre kirliliğinin gözlere kazık gibi batması demektir!
Yaz demek plajlara girişlerde ücret alınmasından doğan kavgalarla arbedeler demektir!
Yaz demek dış ülkelerde turlayanlara nazire o imkânı bulamayanların sıcaklardan patlayıp çatlamaları demektir!
Yaz demek haftanın yedi akşamı düğün dernek tebrikler için koşuşturmak demektir!
VESSELAMI KELAM: Yaz demek “barajları bile dolduracak sırtlardan boşalan terlerle of puf çekerken, kış ne zaman gelecek hasretinde kavrulmak demektir!