(AB’Lİ DE OLACAĞIZ. İŞTE İSTİKBALİMİZ!)
Çözümsüzlük nedeniyle sıkıntı yaşadığımız gerçeği yadsınamaz! Bu nedenle çözüm istediğimiz de bir realitedir. Ancak:
Sonuçta önümüze nasıl bir çözüm koyacaklarını bilmiyoruz. Tutun ki Kuzey’deki özerk yapısallığımızı çakarken ve altmış yıl sonra yeniden dünya hukukunun bir parçası olurken beklediğimizden ehven olacak. Ve evvel emirde hazırlık safhasının kaç yıl süreceğini bilmemize karşın, sürenin sonunda üyelik kartımızı almaya hak kazanacağız…
Ve her halde Güney’in bizim için biçip diktiği AB elbisesini giyerken resmen “kurallarına” da uyacağımız dönem başlayacak. Öncelikle Kopenhag kriterlerini hatmedip ezberleyeceğiz ki “kurucu devlet” olarak attığımız adımlar hem doğru olsun hem de “AB müktesebatı ile uyuşsunlar!” HATIRLATALIM. Yunanistan da AB üyesidir ve ikincidir ekonomik krizden dolayı IMF’in direktifleriyle yine memur maaşları ile asgari ücretlerde “kesintiler” yapmaktadır!. Yapmak zorundadır çünkü ekonomik bunalımdan kurtulması için kendi siyasi iradesinin dışında kendisi ile ilgili alınan mali ve ekonomik kararlara, Yunan halkının büyük tepkisine karşın uymak zorundadır! Aksi halde Yunanistan’ı düze çıkaracak mali krediler de yardımlar da kesilir, bu kez daha büyük krizler yaşanır!
İNŞALLAH ÇÖZÜM OLUR! İnşallah AB’ye de üye oluruz. (Tabi bu üyeliğin ayrı mı yoksa “tek devletli, tek uluslar arası temsiliyetli, Federal Kıbrıs’a mı şamil olacağını bilemeyiz. Zannedersem kaderimizi çizmeye çalışan “büyüklerimiz” de henüz bilmiyorlar!)
Fakat: Bugüne kadar “büyüklerimiz” açıklamadıkları için ne kadar “Kurucu Devlet” olacağımızı bilmiyoruz ama çözümle birlikte 4’e 1 oranındaki nüfusumuzla ve daha bir daralacağı kesin olan Kuzey coğrafyamızla “tanınmış federal devlet” olacağımızı biliyoruz! İşte o zaman hem Yunanistan hem de Güney Rum yönetimi gibi “ne kadarlık olacağını” bilmediğimiz Kuzey’deki Türk kurucu devleti de AB’ye karşı sorumlu olacak! “Neyimize kadar” diye sorulacaksa, cevabı “içtiğimiz sudan soluk aldığımız havaya kadardır!” diyeceğiz: Bu kapsamda AB:Asgari ücret ayarlamaları da yapacak yatırımları da ayarlayacak! Kamu görevlilerinin azaltılmasına da karışacak özel sektörün önünün açılmasını da isteyecek! İthalat ihracat kriterleri de dayatacak kaliteli ürün elde edilmesini de! Eğitimden sağlığa, sendikalaşmalardan kaçak işçilerle iş güvencesine kadar da müdahale edecek!
PEKALA NE OLMAYACAK? AB’ye “Sen bana karışamazsın itirazı olmayacak!” Kamu görevlilerinde ciddiyetsizlik, çarpıklık olmayacak! Doğrudan vergiler yerine dolaylı vergilerle vaziyetleri idare etmek olmayacak!
Kısaca “öyle geldi böyle gidecek” olmayacak!
HA SAHİ! Tabi AB’li olacağımızdan ve artık ihtiyacımız olmayacağından Türkiye aramızdan ayrılacak! Dolayısıyle sonrasında ne olmayacak?
Karşılıksız alt yapı yatırımları olmayacak! Açıktan parasal yardımlar, darda kaldıkça ödünç para almalar da hitama ereceğinden ve tabi ayaklarımızın üzerinde durmak zorunda olacağımızdan; öyle şimdilerdeki gibi sefalı hayatlar yaşamak da mümkün olmayacak! Kısaca “ekmek elden su gölden Cumhuriyeti” lağvolurken “grak dendi miydi su, gruk dendi miydi et” devri bitecek, grak da desek, gruk da desek Güney ile AB’nin müktesebatı kurallarında yaşanacak!
Ha şu Türkiye’ye olan 17 milyar euroluk borç mu! Mesele değil! Unutmayın, o Türkiye üç milyon mültecinin kahrını çekiyor…
ÇARELER TÜKENMEZ. (ÇARE AVUÇLARIMIZDADIR!)
Ne aklımıza devlet olduğumuz geliyor ne daha 1960’lardaki Kıbrıs Cumhuriyeti ile kazandığımız “self determinasyon” hakkımız geliyor. Ki bu hakkı BM’ler de AB’de tanımaktadır çünkü 2004’deki Annan Planı referandumunda bir kez daha kullandık ve kullanırken Kıbrıs adasının siyasi kaderini istedikleri gibi değiştirecek plana “evet” dedik…
Dolayısıyle eğer “halk” isek ve eğer halkların “self determinasyon hakkı” varsa “kendi kaderimizi istediğimiz zaman “referanduma” giderek tayin edebiliriz!
Fakat biz bugüne kadar self determinasyonu mesela TC için kullanmayı hiç düşünmedik. O kadar ki şu içinde boğulduğumuz mali ve ekonomik sorunlara karşın!
Kısaca rakamlar, hesap kitap ortada: Son açıklamalara göre KKTC hem içteki finans kaynaklarına hem TC’ye 16 milyar yuro borçluymuş! Ve bu borcun ödenmesi de mümkün değilmiş
Bu duruma (nasıl geldik değil) nasıl düştük diye sormalı! Ki yıllarca siyasi partilerimiz “birbirlerine sormakla kalmadılar, birbirlerine yapışıp çıkmasın diye balçıklı “çamur” attılar!” Hem de en süslü suçlayıcı kelimelerle. Mesela: “popülizm, alınamayan vergiler, ihalelerde yolsuzluklar, partizanlık, kamu görevlilerini şişirme, rüşvet…” Say say bitmez!
Sonuç ortada. Ki ne diyordu bir devrelerde Rahmetlik Özker Özgür: “Deniz bitti gemi karaya oturdu! Yani “felaket” o kadar eski! Ve ne diyordu Başbakanlığı döneminde Soyer? “Hem para isterseniz hem Ankara’ya gidip istedim mi eleştirirsiniz. Ben bu parayı nerden bulacağım?”
Ve geçtiğimiz günlerde ne dediydi Meclis Başkanı Sibel Siber: “Bir çok sorunun temelinde partizanlık vardır!”
TC’DEN BORÇLANMA OLAYI: Denizin derinliklerine borular döşeyerek bize su akıtan Türkiye’den söz ediyoruz! 1955’lerden beridir bizi sırtaran, kahrımızı çeken Türkiye’den.. Ve bu Türkiye’ye “şükran” diyenleri kınayan, horlayan, dışlayan, “askerinle halkınla çek git diyen Kıbrıs Türk halkından söz ediyoruz! (Bir kesim tabi!) Şimdi Ankara ne yapsın, niye 16 milyar yuroluk himmette bulunsun! Yaptıklarına bir teşekkürü bile çok gören Kuzey’de neyin karşılığı için!
Ha, biz mi ne yapabiliriz? (İrkilmeyin) “Self determinasyon hakkımızı kullanır, TC’e sığınırız. İşte tükenmeyen çarelerden çare!
HÜRMÜZ İNAN’A ALLAHTAN RAHMET DİLERİM.
Bir yaş büyük bir yaş küçük. Bir sınıf yukarıda bir sınıf aşağıda. Hiç önemli değildi, bizler ayni kuşağın öğrencileri olarak paylaştık Namık Kemal lisesini.. Rahle’i tedrisinden kimler geldi, kimler geçmedi ki? Hemen hepsi de bu ülkenin taşına toprağına döktüğü teri ile kazınır, varoluşa varlığı ile katılırdı…
Namık Kemalli Hürmüz İnan da o kuşağın öğrencilerindendi. İyiliği çalışkanlığı, yüzünden hiç eksik etmediği gülüşleriyle.. Peş peşine mezun oldukta hep Türkiye’deki üniversitelere taşınırdık. Hürmüz de İstanbul’da Tıbbiyeye kaydolduydu. Başarılı bir göz doktoru iyi bir anne olduydu…
Aradan yıllar geçti. Ve artık bir Namık Kemalli daha yok! Hürmüz İnan’a Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı dilerim.
































