Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Herkes anlasın ki durum budur

 

KKTC’nin 2015 yılı itibarıyla 16 milyar lira borcu varmış.

KKTC’nin 2016 yılı bütçesi 4 milyar 550 milyon liradır.

Yani yıllık bütçesinin yaklaşık 4 katı borç var.

Düz bir anlatımla, KKTC maliyesi maaşlar dahil hiçbir ödeme yapmasa ve sadece borcunu ödemeye çalışsa 4 yılda ancak öder.

İşin acı tarafı nedir bilir misiniz?

KKTC bütçesinin bu borcun taksitlerini ödeme gücü bile yoktur.

Üstüne her yıl biraz daha borçlanmaktadır.

Bütçesinin 4 katı borcu olan bir devlet batmış bir devlettir.

Memurlarının maaşlarını ödeyemeyen bir devlet de batmış bir devlettir.

İş yaptırdığı esnafı ve şirketleri ödeyemeyen bir devlet de batmış bir devlettir.

İşin özeti;

KKTC batmış bir devlettir.

Fakat hey hak ki yaşamaya devam ediyor.

Hiçbirşey yokmuş gibi ortalıkta dolanıp duruyor.

Varmış gibi davranıyor.

 

***

 

Bir devletin batmasının ne anlama geldiğinin en trajik örneği Osmanlı’dır.

Osmanlı, söz verdiği halde borçlarını ödeyemediği için alacaklılar geldiler ve gelirlerine el koydular.

Yetmedi, yönetime el koydular.

O da yetmedi İstanbul’a asker çıkardılar ve işgal ettiler.

İşgalcileri kovan ve kalan borçların tümünü ödeyen Mustafa Kemal oldu.

Bir devletin batmasının yakın örneği Yunanistan’dır.

Borçları dağ gibi yığıldı, maaşları dahi ödeyecek para kalmadı ve teslim bayrağını çekti.

Yunanistan’ı kurtaran Avrupa Birliği oldu.

Avrupa Birliği üyesi olmasaydı Osmanlı gibi parça parça ve haraç-mezat satılacaktı.

Avrupa Birliği düzelmesi için kurallarını koydu nakit 200 milyar avro yolladı ve Yunanistan’ı satılmaktan kurtardı.

 

 ***

 

Hep merak edilir KKTC batık olmasına rağmen nasıl olur da bir şey yokmuş gibi yaşamaya devam eder?

Yanıtı basittir;

Türkiye öder.

Türkiye, ortaya çıkan ve batmaya vesile olan açığı bir tamam öder ve KKTC’yi yaşatır.

Yani, 1974 sonrası Kıbrıs’ın Kuzeyi’nde kurduğu statükonun ekonomik olarak devam etmesi için hiçbir masraftan kaçınmaz.

Sadece ekonomik olarak değil yönetim ve siyasi olarak da.

Kıbrıslı Türkler için izin verdiği bir alanda hükümetçilik yapılmasına izin verir fakat uluslar arası  hukuk karşısında alt yönetimi olduğu gerçeği ile hareket eder.

Yani anlayacağınız Kıbrıs’ın Kuzeyi’nde hem ekonomik hem de siyasi egemenlik Türkiye’ye aittir.

Bu bağlamda daha fazla egemenlik ve “kendi kendini yönetme hakkı” talep edenlere de iyi gözle bakmaz.

Ola ki Kıbrıs sorunu çözülür de Kıbrıslı Türkler yeni kurulacak devlette eşit egemen olurlarsa diye de endişe eder.

Çünkü yukarıda sıralanan ilişki biçiminde Kıbrıslı Türklerden şüphe eder.

Rumlarla anlaşıp da kendisini terk etme şüphesi.

Herkes anlasın ki durum budur.