Tabi bir gün nasıl bir maceraya yelken açtığımızı son limana demir atıp “işte burası” dediğimizde anlayacağız! Bakalım gülistanlığa mı yoksa her yanımızı yırtıp kanatan çalılıklara mı vardık! Cennet mi cehennem mi? Hadi siyasi terminoloji ile yazalım. “Müzakereler sonucunda yarattığımız birleşik Kıbrıs’ı Rum halkı ile federal devlet çatısı altında yürütmeye çalışırken göreceğiz: “Kazandık mı kaybettik mi?”
Ve artık dönüşü olmayan bu son durakta ne pişmanlıklarımızın ahları vahları çare olacak vicdanlarda ne de anlayan bulunacak! Ve elli yıldır ayrı gayrı yaşadığımız Rum halkı ile bir kez daha iç içe geçtikte göreceğiz: “Nasıl bir evlilik yaptığımızı!”
EVET 53 YIL GEÇTİ: Zaman zaman bazı eski dostlarla telefonlaşırız. Olası çözüm şekli üzerinde fikir praktisi yaparız. Kuşkularımızı korkularımızı paylaşırız. Ve her zaman “nasıl bir çözüm olmalıdır” sorusuna cevap ararız.
Geçenlerde öylesi bir telefon konuşmam olduydu bir dostumla. Yukarıda vurguladığım şu 53 yıldan söz ettik. Ve birlikte sorduk: 53 yıldır kimdir bu adada mazlum ve mağlup ezilen halk? Kimdir ölen? Kimdir mahvolan? Kimdir ambargolar altında dünyadan dışlanan? Tanınmayan, Türkiye’den başka dostu ve tanıyanı olmayan?
Ve bir daha sorduk: 53 yıldır, kimdir yaşadığımız bölgelerimizi zindanlarımız yapan? Kimdir bizi kabile esamesine bile koymayan? Kimdir çözüm için müzakereler devam ederken bile ambargoları kaldırmayan? Yaşamamıza, gelişmemize, var olmamıza sürekli müdahale eden, barikatlar çeken?
İŞTE ONLARDIR: Şimdi görüşmek zorunda kaldığımız insanlar! Güney! Gelip giden Rum Yönetimleri! Kilisesi, Ulusal Konseyi, halkı… Unutmayın 53 yıl sonra bu Güney’le bu adada ortak devlet oluşturacağız! Bize “lütfen” himmette bulunacaklar çünkü Türkiyesiz kalacağız! Onlar ağa bir yamak olacağız! Çünkü federal devlet çoğunlukları üzerine kurulacak! Hele bir de AB’nin dört özgürlüğünü serdiler mi adaya, “neylersin” denecek, kader! Gir ağla çık ağla!
MÜZAKERELERE İYİ BAKIN: Ve artık siz de sorun? Güzelyurt verilecek mi? Türkiye’nin garantisi kalkacak mı? Siyasi eşitlik olmayacak mı? Annan planında verilenlerin üzerinde mi toprak verilecek? Kaç köy boşaltacak, kaç dönüm toprak vereceğiz? Sınırlar nereden geçecek? Ve ilahi… Sorun ama… Çünkü bir kez kaybedersek bu adada bir daha ayakta duramayız. Ya göç yollarına düşeriz ya kul köle oluruz!
**********
EKONOMİK DURUMUMUZ: (RUMLA NASIL AŞIK ATACAĞIZ?)
Bugüne kadar müzakereleri hep “siyasi gözlükle” izledik. Müzakerecilerin açıklamalarının peşinde koştuk. Kazanımları kayıpları tartıştık.
Fakat bir “büyük olayı” araya sıkıştırılan bir iki fikirden kurtarıp da çözümün parçası yapamadık. Sadece bazı tasavvurlarla hayallerden söz ettik! Doğrusu onlar da masal gibi şeylerdi!
EKONOMİ NE OLACAK? Sözünü ettiğim olay şudur: Eğer çözüm olursa federal devlette Türk Rum ekonomileri nasıl şekillenecek? Daha doğrusu Güney’in zaten AB ve BM’ler olarak bu konuda bir dünyasallığı, uluslararası ticari ve ekonomik anlaşmaları, işbirliği, hatta son zamanlarda İsrail, Mısır, Yunanistan ile deniz altından hem elektrik hem de gaz sevkiyatı için “büyük” denilecek projeleri vardır. Merakımız, bizim ne yapacağımızdır?
Unutmayın. Çözüm olursa Kıbrıs Türk halkı Türkiyesizleştirilmiş Kıbrıs’ta “büyük” dediğimiz Rum ekonomisi ile sadece baş başa kalmayacak, yalnız da kalacak! Ve hemen ekleyim öyle KTTO’sı Başkanı Toros’un söylediği gibi Türk işinsanları şip şak Rumlarla ticari ortaklıklar kurup ihya olacaklar diye bir olay da yok! Önce Rumun komisyonculuğuna praktis edilecek! Öte yandan:
AB’YE NASIL GİRECEĞİZ? Bu konu da hâlâ müzakerelerde ele alınmış değildir. Mesela çözüm olursa AB’ye nasıl bir hazırlıkla kaç zaman sonra ve nasıl bir statüde alınacağımız belli değildir! Mesela AB’de mevcut olan iki sandalyemizle mi yetineceğiz? Mesela Rum AB’de resmen “Kıbrıs’ın devleti” olarak bulunuyor. Bu hakkından feragat edecek mi? Türk halkı ile ortak ve siyasi eşitlikte federal devlet yapılanmasıyla mı AB’de yer alacak? Mesela: “Kıbrıs Federal Devleti” olarak paylaşacağımız AB de Rum tarafı Türkiye’nin “üyelik sürecine” nasıl yaklaşacak, TC’ye karşı Yunanistanla vetosunu kullandığında Türk tarafının tavrı ne olacak?
ÇÖZÜM ÇOCUK OYUNCAĞI DEĞİLDİR: Gençlerin birlikte şarkı türkü söylemesi de değildir, zeybek oynayıp sirtaki çekmesi de değildir! Çözüm Rum halkını Türk halkının egemeni haline getirmek için de yapılmıyor! Fakat bilinmelidir: Ekonomik üstünlük hangi halkın elindeyse adanın egemeni de o olacaktır!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (BU MUYDU UĞRUNA SAVAŞTIĞINIZ SU YÖNETİMİ?)
Su sorununu çözdük mü? Hayır! Çünkü “iki devlet arasında imzalanacak” dediğiniz eldeki mevcut anlaşma henüz imzalanmadığı için hâlâ “tasarıdır.”
Buna karşın aylardır “kriz” haline sokulan suyun bu son hali onca tartışmaya değmeyecek kadar harcıalem bir sonuca tosladı. Uğruna savaş verilen ve BESKİ adıyla sahaya sürülen Belediyeler şimdi “ister suyu satın alırlar isterse almazlar” oldu! (Ne yani bu tercih belediyelerin mi? Bir yanda tatlı su akarken onlar “katılmıyorum” deyip millete deniz suyu mu pompalayacaklar? Hangi hak hangi yetki hangi insanlık adına!) Öte yandan asla özelleştirilemez falan dendi ama “suyu satıp parasını TC’ye yatırması için ihaleye çıkılacak, artık kim kazanırsa!” Zaten adı üstünde: “Su temini ve Yönetimi.” Ne kadar basit! Sanırsınız Beşparmaklardan ırmak akıyor da iskaiye usulü ile Kuzey’e dağıtımı yapılacak!
Hele bir uygulamaya geçilsin görürüz ne olacağını!
































