Köşe Yazarları

Çözüm Olsa (Kardak Gibi Sorunlar Ne Olacak!)







Gullar belgesini savunanlar bir arabalık laf da etseler sonunda söyleyecekleri şudur:




“Bakın 1985’de bizzat Denktaş’ın yüzde 29 artı olarak Gueller’a sunduğu belge  bir çözüm olasılığında Kuzey’de  bize kalmasını istediğimiz toprağı anlatmaktadır…”



Daha önce de bu tip toprak ayarlamaları her gündeme geldiğinde yazıp hatırlattığımca; Rahmetlik Denktaş da sonuçta bir insan olduğu ve olaylar içinde içinde boğuşurken canının çok sıkılabileceği, of puf çekerken mesela “varsın yüzde 25 olsun  ama yeter ki benim olsun” diyebileceği ve zaten söylediği de bir hakikattir!

Ancak bu tip yüzdelikler müzakere safhalarında çok tartışıldı.. Önce Rahmetlik Denktaş’ın toprak yüzdeliğinden önce “yeter ki benim olsun” deyişini öne çıkarmak gerekir ki bunun da açılımı “Kuzey’de bir Türk devleti” olarak yapılır..

KONFEDERAL SİSTEM: Kısaca konfederal sistemden söz ediyoruz. Kuzey’de bağımsız egemen bir Türk devleti ile Güney’de bağımsız egemen bir Rum devleti..

Bu nedenle dün “öncelikle dedikti, Türkiye ile Yunanistan kendi aralarında anlaşmalı, ikili ilişkilerini geliştirmelidirler. Çözüm önce TC ile Yunanistan arasında olmalı ki Türk ve Rum halklarının anavatanları olarak (ki Yunanistan gerçekte Rumların anavatanı değildir) Kıbrıs’ta ‘çözüm’ değil  ‘barışçı çözüm’ tesis edilebilsin!”

MESELA: Çözüm oldu, Türkiye ile Yunanistan Kardak’ta yahut Ege’nin her bir yöresinde şimdilerdeki gibi ciddi bir tartışmaya girdiler..

Soralım: Türk ve Rumlardan oluşan iki halkın tasavvur edilen çözüm doğrultusunda iç içe girmişliklerinde  “Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti Tek devlet, tek yurttaşlık ve  dışta tek temsiliyet” ilkesinde olaya siyasi yaklaşımı nasıl olacaktır?   Mesela:

       “Bize ne istedikleri kadar dalaşsınlar” mı denecektir? Bizi ilgilendirmez mi denecektir? Arabulucu mu olacaklardır? Yoksa iki halk Türkiye Yunanistan faktörü dolayısıyle burada da karşı karşıya mı geleceklerdir?

Kaldı ki gelecekte hidrokarbon yatakları nedeniyle Doğu Akdeniz’de kıyısı bulunan ülkelerin daha şimdiden başlayan “gaz” kavgalarının ortasında kalacak Kıbrıs’ta Türkiye’nin pozisyonu nasıl olacak? Kıbrıs’a nasıl yansıyacak? Rum tarafı sahibi olduğu gazı Türkiye’ye rağmen nasıl kullanacak?       ÇÖZÜM YETMEZ:  Ki başımıza öyle bir çözüm sarıyorlar ki Türk halkı  istese de Güney’de kendine güvenli yer bulamayacak ama Rum Kuzey’de  AB’nin 4 özgürlüğünü de kullanarak fink atarken, ciğerimizi nasıl sökeceğinin hesaplarını bile yapabilecek!    (Tutun ki bütün bu yazdıklarım  bir fantastik senaryodur ille de olası çözümde bunlar olacak diye bir olay söz konusu olamaz!)

O zaman bir de Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’nun geçtiğimiz günlerde Meclis’te yaptığı konuşmasından bir iki satır aktarayım. Diyor ki Ertuğruloğlu “çözüm konusunda Türk tarafı ile Rum tarafının prestijleri ayni değildir… Rum tarafı sorunu işgal olarak görüyor, Türk tarafı da etnik azınlık olarak görüyor!.. BM’ler eli yılımızı çaldı ama çözüm olmadı!”

Yine olmaz! Çünkü “birleşik Kıbrıs” deyişine sarıldık ama  “iki eşit siyasi devlet olmayı” dışladık! Yarın “referanduma gidecek kitapçıklar yayınlansın hep birlikte bize biçilen federal modelin içinde ne kadar yamalama kaldığımızı hep birlikte göreceğiz. Hele Türkiyesiz kalırsak, tutun ki Rum’un azınlıktaki bir alt kümesi olacağız!

Ha, gene de Guellar’ı tartışmaya devam! Adam  zamanında görmediği itibarı, şimdi görüyor!

                    **********             

                  “ASGARİ ÜCRET TUTSAKLARI!” (SEFALETE DEVAM!)

Çok ayıp olmadı mı? Asgari ücrete yapılan gıdımlık zammın kâğıt üzerindeki mürekkebi bile kurumadan gaza yeniden zam yapılması! Ve büyük müjde gibi söylenegelen yakında “elektriğe de yeniden  zam yapılacağı” haberleri!..

Devleti yönetmek gitgide zorlaşıyor. Açık yazalım. Bu koşullarda devlet yönetmek için çok becerikli ve akil hükümetleri gerektirir! Oysa gelip giden KKTC hükümetlerinin becerileri kazanandan kazandığı oranda vergi almaya bile yetmezken, memleketi “dolaylı vergilerle” yönetmeye çalışmalarıdır! Buna da Ali’nin külahını Veli’ye, Velinin külahını Ali’ye giydirmek derler.

Ve yıllar bu minval üzere geçiyor! CTP ağırlıklı iktidarları da denedik, durum yine ayniydi! Yani yok birbirlerinden farkları!

Bir başka sorun da  açıklanan yeni asgari ücretle depreşti! Artış 2 yüz lira bile değil! Kelimelerle ifade edilemeyecek bir insanlık yarası da daha açıldı memlekette! Nitekim dün Havadis Gazetesi asgari ücretin son dönemde artan hayat pahalılığı karşısında ne kadar cüce kaldığını “Elektrik yüzde 30, akaryakıt yüzde 20, tüp gaz yüzde 13, ilaç yüzde 40 ile yüzde 150, mobil iletişim tarifeleri yüzde 4.8 ile yüzde 5.3 zamlandı ama asgari ücret artışı sadece 186 TL. arttı” haberiyle verdiydi!

NEDİR ASGARİ ÜCRET: İngiliz sömürge    döneminde asgari ücret  dört kişilik bir ailenin ayda  kaç liraya “geçinebileceği hesabıyla yapılır  maaşlar ve günlük haftalık ödemeler    bu ölçek içerisinde  hesaplanırdı. Yani gözetilen teker teker insanlar değil, ailelerdi! Bizde ise sanki “asgari ücret tutsağı insanlar” sap gibi yaşamaktaymışlar, hiçbir ailevi bağlılıkları ile sorumlulukları yokmuş gibi değerlendirilmektedirler!

Öte yandan asgari ücret hesaplamaları yapılırken öncelikle  “asgari ücret tutsağı”    değil “işveren” öne çıkarılır! “Ne kadar maaş verebilir ne kadar  veremez pazarlığında! Ve her zaman gözetilen de “asgari ücret tutsakları” işçiler, öteki çalışanlar değil, işverenler olur!  Kısaca sefalete devam! Yazık günah ama!                                                                                     **********

KISACA TAKILDIĞIM. (GECEKONDULAŞIYORUZ!)

Yukarıdaki asgari ücret yazımın sonundaki “sefalete devam” deyişimi laf ola söylemedim. Çünkü memlekette artık bugüne kadar görülmeyen “sefalet” ortamları oluşuyor. Mesela geçen gün gazetelerde vardı. Lefkoşa’da adına “Çamurkent” denilen tenekeden barakadan mahalleler oluşmuş. Zaten surlar içi bunun göstergesi. Mağusa’da 4. Bölgede de yer yer bu sefalet yuvalarını görmek mümkün! Ne oluyor bize? Ne yolumuz kalmış güvenli ne alt yapılarımız sağlıklı! Üstelik gitgide gecekondulaşıyoruz çünkü insanlarda dökülen evlerini  tamir edecek parasal güç kalmadı! Desek ki “silkin artık ey  devlet’i alî!

 









Başa dön tuşu