Köşe Yazarları

Çözüm olmuyor (Çünkü iki bölge ve sınırların saptanması müzakerelerin sonuna bırakılıyor!)







Dünyada Kıbrıs benzeri bir siyasi sorun kaldı mı bilmiyorum… Kanlı bıçaklı, toplu tüfekli olanları var da Kıbrıs gibi çözümü “müzakerelere” bağlı olanı yok!




Dolayısıyla sorunla ilgili yetkili ve sorumlular rahatça görevlerini yapıyorlar! İnsanın “oh ne demokratik müzakere süreci” diyesi geliyor! Dahası “eğer dünyadaki siyasi sorunlar bizdeki müzakereler metotları ile masalara taşınsaydı ne savaşlar kalırdı ne de kanlar akıtılırdı!
KIBRIS’LA İLGİLİ DİPLOMATLAR BU GERÇEĞİ GÖRÜYORLAR MI? “Bu gerçeği” diyoruz çünkü gerçektir… Dolayısıyla “çözümsüzlüğe” karşın başta AB olmak üzere ansızın sorunun içine dalmak gereğini duyan Amerika’nın, kırk yıldır gürültüsüz patırtısız devam eden bu müzakere sürecini çok iyi tahlil etmeleri gerekir. Çünkü o masada oturan Türk Rum tarafları kendi ulusal Meclis’lerinde bile anlaşamamaları bir yana bu kadar kavgasız ve gürültüsüz görüşmeler yapamazlar!
Bunun nedeni şudur: Her iki taraf da artık “savaşarak sorunun çözümünü sağlayamayacaklarının idrakine varmışlardır…” Nitekim taraflar arasında her türlü sözlü ve yazılı suçlamalarla tartışmalar vardır ama bunların tek satırı ile kelimesinde “savaş” sözcüğü yoktur… Bu gerçeği çok önemsemek gerek çünkü bu barışçı ortam çözümsüzlüğü çakmış olsa da yadsınamaz bir statünün sonucudur. Nedir bu statü? İKİ AYRI BÖLGE GERÇEĞİDİR: “İki ayrı bölgede iki ayrı halkın kendi siyasi iradeleri ile kendi kendilerini yönetmeleridir…” Ha birinin tanınmış devlet olması diğerinin devlet oluş iddiasını ortadan kaldırmıyor. Tutun ki “defakto da olsa neyse Güney’in yönetimi, Kuzey’in de odur… Kaldı ki arayışları sürmekte olan “Federal sistem” de bu “iki bölge, iki halk gerçeği” üzerine oturacaktır. Pekala bu yalın gerçeğe karşın neden masa başında anlaşma olmuyor? Olmuyor çünkü öncelikle yapılması gereken “iki bölgeli coğrafi paylaşım ve sınırların saptanması” müzakerelerin sonuna bırakılıyor! Müzakereler sürecinde de “Kuzey’den hem toprak hem de bazı yerleşim birimleri talep ediliyor!” Bu istekler de “federal yönetim şeklini etkileyecek boyutlarda oluyor… Çünkü Türk halkı “minyatür toplum” konumuna sokulup Kuzey’e sıkıştırılan cemaat esamesine düşürülüyor! Kısaca yaşam hakkı kısıtlanıp sıkboğaz edilmek isteniyor!
BU NEDENLE DİYORUZ: Rum tarafı ile “önce nelerin alınıp nelerin verileceği” konuşulmalıdır. Sınırlar belirlendikten sonra federal sistemi iki devlet esasında çözüm haline getirmek çok daha kolay olur…



**********      

İşte KKTC’ye biçilen itibar! (Hükümet sürekli hırpalanıyor, töhmet altında bırakılıyor, yerlerde sürünüyor!)

İşlerimiz ya hey! Meclis oturumunda kâtip sürekli mesai yapmaktan bitap düşünce “benden bu kadar” deyip ayrılmış! Oturumu yöneten başkan da “Kâtibi olmayan Meclis’i tatil etmiş!
Bir devletin Meclis’i ki aynı zamanda “yüce” niteliklidir, bu zafiyetlere düşmemelidir ama düşüyor işte…
Kaldı ki geçtiğimiz günlerde Hüseyin Angolemli acı acı yakınıyordu. “Sorduklarıma hiç cevap alamıyorum!” Ne demek bu? “Meclis’te milletvekillerinin bile sorduklarına cevap verilemiyor! Kaldı ki efkârı umumiyenin şikâyet ve sorunları dikkate alınsın!
MALİ YIL PROTOKOLÜ GÖRÜŞMELERİ: Öte yandan yetkili sendika temsilcileri ile Maliye Bakanı arasında 2015 mali yılının protokol görüşmeleri başladı. Ve daha ilk etapta sendika temsilcileri neler söylemediler ki! Kime? “Maliye Bakanı Zeren Mungan’a! Ki Mungan’la hükümet bu suçlama nitelikli söylemlerle töhmet altına itilirlerken KKTC’de bir kez daha ayaklar altında kalıverdi! İşte hükümeti töhmet altında bırakan suçlamalardan bazıları:
Adaletsiz hayat pahalılığı dağıtmakla!
Göç Yasası’na prim vermekle!
Vergi kaçıranlara göz yummakla!
Zenginleri kayırıp fukaraları ezmekle!
Kaymak tabaka yaratıp onları kayırmakla!
Çalışanları beterince darlığa mahkûm etmekle…
BİR DE ELCİL’İN NE DEDİĞİNE BAKALIM: KTÖS Genel Sekreteri… Sütunuma alıyorum çünkü bu söylenenler veya suçlamalar resmen “devletin dalya” demesini gerektirir! O kadar dehşetli! Aktarıyorum:
“Elçilikten talimat alıyorsunuz! Bu masayı karagöze çeviren sizin arkanızdaki hükümet ve arkanızdaki AKP’dir! Daha biz buraya gelmeden sendikacı arkadaşlara ne söyleyeceğinizi buldum. Levent Kırca’nın Parodisinden izlettirdim. Komedi izleyenler gelip buraya Bakanlıkta izleyebilirler. Hükümetinize ve elçinize gidip bunları söyleyin lütfen Sn. Mungan! Artık burada söyleyecek söz kalmadı. Burası sözün bittiği yerdir!”
ÜZÜLMEZ MİSİNİZ? Medyada ayazlan bu söylemler her kadar yeni değilseler de artık Kıbrıs Türk halkının “günlük dili” haline gelmesi bakımından çok düşündürücüdür. Şu yönü ile:
KKTC’nin CTP’li Yorgancıoğlu başbakanlığındaki hükümetinin Maliye Bakanı’na söylenen bu sözler sıradan ve uyduruk değillerdir! Ki o Başbakan daha geçen gün takdirlerimizi de alarak “TC’den su temini projesiyle ilgili şirketin bazı konulara dikkat etmesi ve Yerel Yönetimlerle istişare ederek iş yürütmesi gerektiğini” söylüyor ve şu açıklamayı yapıyordu: “Şirket yetkililerine ülkenin kurallarını hatırlattık…” Fakat aynı Başbakan Elcil’in her bir kelimesini dikkatle seçtiği ve devleti suçladığı “konuşmasına” tırnak kadar serzenişi olmadı! İsterseniz açılımını yapalım. Diyordu ki Elcil:
Bir: “Elçilikten talimat alıyorsunuz!” (Kim o Elçi? Türkiye Büyük Elçisi… Demek ki KKTC’de iki başlı bir yönetim vardır. Talimat veren siyasi irade, talimat alan hükümet!)
İKİ: “Bu masayı Karagöz’e çeviren sizin arkanızdaki hükümet ve arkasındaki AKP’dir! (Demek ki asıl “Karagöz oynatıcıları” Hükümet ve Türkiye’deki Erdoğan’lı AKP iktidarıdır!)
ÜÇ: “Komedi isteyenler gelip buraya Bakanlıkta izleyebilirler.” (Üstelik Levent Kırca’nın parodilerinden daha güzel!)
DÖRT: Hükümetinize ve elçinize gidip bunları söyleyin lütfen… (Zeren Mungan’ın söylemesine gerek yok! Bu laflar “garagözlüğümüzle tulûatımızı, siyasi irade fukarası ve emir kulları oluşumuzu, çoktan gök kubbemizde yankılandırdı…)
MERAK EDİYORUM: Dünya aleme laf sokuşturan CTP’liler hükümetlerine yönelik bu saldırılara nasıl tepki veriyorlar?
Parmağını uzatıp dürttüğü her yeri tarumar eden Hükümet ortağı DP’li Serdar Denktaş iktidara ve TC’ye yönelik bu lafları nasıl karşılar?
KKTC’de Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden ayni zamanda AKP’li olması gereken Sn. Akça Ankara’yı töhmet altında bırakan bu söylemleri nasıl değerlendirir?
Ve tabi merak bu ya! Maliye Bakanı’nın gözlerinin içine bakarak söylenen bu sözler Yorgancıoğlu hükümetine hangi büyüklük ve derecede itibar kazandırır? SON SÖZ: Desek ki Kazandırır! Çünkü hâlâ o makama sakız gibi sıkı sıkıya yapışılmış ne kadar “kazısalar” çıkartıp kopartamıyorlar! Dolayısıyla daha ne yapsın ki Elcil? Nasıl konuşsun ki artık o makamlarda oturmanın tırnaklık kıymeti harbiyesinin kalmadığını anlasınlar!









Başa dön tuşu