Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çözüm olmalıdır

(TEMENNİLERLE GERÇEKLER HER ZAMAN ÖRTÜŞMEZ.)

“Çözüm olmalıdır” derseniz samimi olarak çözümü istediğinizi vurgularsınız. Ve“evet ben çözüm isterim” dersiniz.

Geçen gün  Akıncı-Anastasiadis, görüşmelerin birinci yılını tamamladılar. Bu  nedenle yaptıkları açıklamalarda, “çözüm olmalıdır” temennilerinde bulundular,  “çözümde kararlıyız” dediler.

Ha, şimdi konu değişti! Çünkü “çözümü istemek” bir fiil değil temennidir! Fakat “çözümde kararlıyız” demek “çözüm olacaktır” imajını çakar ve her iki halka şu mesajı verir: “Demek ki her hal’u kârda çözüm olacaktır!”

Bu kanaate vardığınız anda  “insanı hayvandan ayırdığı için  müzakereler sürecinde şüphelerle dolmuş  o müthiş aklınızla bu kez sorarsanız: “Nasıl çözüm?”  Ve “kime göre çözüm?”

MASADA NE OLUYOR? Yukarıdaki  sorulara sağlıklı cevap veremiyoruz çünkü bir yıldır hangi konularda uzlaşmaya varıldığı ile hangi konularda varılamadığına ilişkin açıklamalar yapılmadı! Sadece dendi ki “her iki halkın da yararına olacak bir çözüm!”  Tabi müzakerelerin Sn Akıncı’nın saptadığı bir kadro tarafından sürdürüldüğünü biliyoruz. Mevcut hükümetin dışişleri bakanının bu kadronun dışında olduğunu da biliyoruz! Bir başka olayı daha biliyoruz: Anastasiadis zaman zaman Rum Ulusal Konsey’ini toplayarak hem bilgilendirmekte hem önerileri değerlendirmektedir.  Üstelik Sn. Akıncı’nın süreç konusunda  açıklama yapmakta oldukça  hasis davranmasına karşın, Rum basını ve öteki üst kademe yöneticileri her gün bir yeni açıklama yapmaktadırlar!  (Bu gerçeği de “Rum ve Türk liderlerinin, halklarının siyasi iradelerine ne kadar saygı gösterdikleri açısından değerlendirmek kaçınılmazdır!)

SON ÖĞRENDİKLERİMİZ. “Nasıl çözüm ve kime göre” sorusuna cevap vererek çok kısaca şöyle diyebiliriz:

“Kapsamında siyasi eşitliği olmayan, 1960 KC’den doğmuş,  azınlık çoğunluğa dayalı bir federal sistem! “Kime göre” sorusunun cevabına gelince: “Güney’deki Rum halkının bir bölümünün  1974’den önce kendilerine ait olan Kuzey’deki mülklerine dönmeleri ve 1.cil hak sahibi olarak karar mercii olmaları nedeniyle, “Rum liderlik ve halkına göre!”

TÜRK HALKI NE KAZANACAKTIR? Kaybetmek üzerine oluşacak çözümde “AB üyeliği kazanacaktır!” Bu üyelik çözümden sonra AB’ye rahatlıkla göç edecek Türk gençlerinin büyük kazanımı olacaktır!” Zaten “kazan kazan” dedikleri de bundan öte değildir!

KAÇINILMAZ KIYASLAMA: (İKİ AYRI İKTİDARIN FARKLI GÖRÜŞLERİ.)

İki siyasi görüş, iki ekonomik vizyon!  Kısa zamanda peşi peşine memleketin kaderini yüklenen koalisyon hükümetlerine bu vizyonla bakıyoruz ve tabi kıyaslıyoruz:

MESELA: Öncesi CTP ağırlıklı CTP-UBP Koalisyon hükümeti  Programının hemen girişinde  şöyle diyordu: “Kurulacak hükümet 1975’den bu yana kurulanlar içerisinde en geniş parlamento desteğine sahip Koalisyon hükümetidir!”

Bu büyük “itiraf” ve büyük “olanak” özellikle vurgulanırken, neden CTP-DP koalisyon hükümeti iddialarını, reformlarını, halkın beklentilerine yönelik “değişimlerini” yapamadan istifa etmek zorunda kaldıydı? Çünkü “CTP artık camları karardığı için açık ve net görebilme kabiliyetini yitirmiş gözlüklerini bir koalisyon hükümetinde çıkarıp atmak  zorunda olduğunu kabul edemiyordu! Bu da haliyle devleti yönetme arızasına neden oluyordu! Nitekim programına bu  saplantı da özellikle yansıtılmıştı. Deniyordu ki  “Kıbrıs Türk halkının kendisiyle ve ülkesiyle ilgili kararlarını her hangi bir müdahale olmaksızın özgür iradesiyle vermesi demokrasin olmazsa olmaz koşuludur!”

İnsan Allah Allah der! Eğer Kıbrıs Türk halkının güneydeki Rum komşusunu dikkate almadan düşünürsek her tarafı deniz olan bu adada kim, hangi ülke kararlarımıza müdahale edecek, özgür irademizi çiğneyecek ki?” Aklınıza ne geldi? “İçimizdeki Türkiye!” Ve evet giden hükümet Türkiye ile dalaşmaktan fırsat bulup o en büyük meclis desteğine sahip koalisyon hükümeti ile icraat yapamadı, aciz  kaldığında da istifa etti!

UBP-DPUG HÜKÜMETİ:  Ya UBP-DP Hükümet Programı? Özgürgün tarafından Meclis’te okunurken daha ilk kelimelerinde neyin vurgulaması yapıldıydı? “Hükümetin önceliği Türkiye ile imzalanacak mali işbirliği protokolüdür…”

İşte size “peşi peşine iktidara gelen biri CTP ağırlıklı olan hükümet ki “ben kendimi yönetirim” iddiasında sanki yakasına yapışmış gibi Türkiye’yi silkmeye çalışan, kendisi ile kavgalı bir hükümet; öte yandan “hayır KKTC’de Türkiyesiz iş yapmak mümkün değildir” diyen ayakları yere basan bir hükümet…

ŞİMDİ GÖZLEYECEĞİZ: Hangi “görüş” Kıbrıs Türk halkının çıkarlarına daha uygundu? Ondan önce şunu yazalım: Madalyonun bir de arka yüzü vardır. İstifa eden CTP ağılıklı  hükümet yine kendi kaynağından beslenen  bir başka olayın da  sorumlusu olduydu. Geçtiğimiz hafta bu yargımı, “gelip giden hükümetlerin başarısız olması için muhalefet yapan dışta kalmış partilerin nasıl kamu görevlileri kademelerinde devlet dairelerini çalışamaz duruma soktuklarını bizzat gözlemlediğim olaylarla” vurguladıydım. Nitekim kaç  yıldır süregelen bu partizanca tutumlardan çıkmış engellemelerdir ki devletin kurumlarını çalışamayacak hasara uğrattı! Benzer olay  siyasi sorunla ilintili Türkiye ve adadaki Türkiyeliler  üzerinde de senaryolaştırıldı!  

SONUÇTA GÖRECEĞİZ. Azınlık hükümeti olmasına karşın UBP ile DP’nin neler yapabileceğini veya neler yapamayacağını!  Başarılı olurlarsa o zaman bir kez daha ispatlanmış olacak: “Türkiye ile iş ve güç birliğinde yürüyenler mi, yoksa  kafaları izm’lerle statükolaşmış iktidarlar mı  memleketi daha iyi yönetirler?

AYTAÇ BEŞEŞLER’E ALLAHTAN RAHMET DİLERİM.

Hani dedim ya “artık ölenler bizim kuşak insanlar…” Aytaç Beşeşler de onlardan! Kendisini daha Sivil Savunma Başkanlığı döneminden tanıdıydım. “Kara Harp okulundan mezun olan bir emekli subay olduğuna kimseyi inandıramazdınız o kadar mülayim ve herkese karşı saygılıydı… Sonraları Yeni Doğuş Partisi Başkanlığı da yaparken UBP’ye geçip   Tarım Bakanlığı da yapmıştı. Buna karşın  Bakanlık  yapan  bir politikacı olduğuna da kimseyi inandıramazdınız! O kadar mütevaziydi.. Kısaca hiçbir devrede ne askerliğini ne politikacı kimliğini çıkardı öne.” Hep “insan” olarak kaldı.

Kendisi ile iyi konuşurduk. DP’yi kuran 9’lardandı! Ki o kuruluşun heyecanına  bir akşam yemeği ile katılanlardandım.

Şunu da  yazayım? TC’li kimliği ile Kıbrıslı kimliği arasında hiç seçim yapmadı. TC’li bir insan gibi de davranmadı. Fakat bazı “politik çevrelerle ve bazı insanlar  onu ite kaka “Türkiyeli” dedikleri sınıfın içine sokuşturmak için çok uğraştılardı! Dürtülere hiç kapılmadı… Aytaç Beşeşler’e Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı dilerim.