Desek ki bu Güney’deki Rum’la bu adada ne köy olur kasaba… Çünkü olduğunca yedisinden yetmişine Türk düşmanlığı” ile maya tuttular… Ve desek ki Konstantinopolis’li Bizans’tan beridir sürüp gelen bu düşmanlık, iflâh olmaz bir ırkçılıkla, Ortodoks Kilisesi’nin eseridir… Ve desek ki istedikleri çözüm de olsa ilk hedefleri o çözüme dayanarak adadaki Türk halkını usandırıp yıldırıp göç yollarına savurduktan sonra, tümden adanın sahipliğine konmaktır…
HAYIR: Ne hayal kuruyoruz ne de “şoven duygularımızın” tatmininde bileniyoruz. Aksine: Eroğlu’nun sık sık tekrarladığı, “çözüm istiyoruz” çağrısına katılıyoruz… Özdil Nami’nin “çözüm için bir iki kelimede anlaşmazlık kaldı” diyerek dağıttığı umuda biz de sarılıyoruz… STÖ’lerimizin çözüme yardımcı olacağı inancında Maraş’ı sahiplerine iade kampanyaları sürdürmesine “belki olur” diyerek yaklaşıyoruz… İki devlet esasında çözümü savunurken, “Rum’un mülkünü talan ettik” diyerek sırf barış için haklının hakkından yana çıkıyoruz… Hatta Kıbrıs’ı kendi yatırımlarının çıkarları için kullanmak yollarında girişimlerde bulunan Yunanlı, Güneyli, Türkiyeli “iş insanlarını” destekliyor, çözüme katkı koymaları açısından önemsiyoruz…
FAKAT GÖRÜYORUZ Kİ BOŞUNA KÜREK ÇEKİYORUZ: Sonunda Downer’ı da usandırdılar… Adam Kıbrıs’a gelmek istemiyor… Çünkü Anastasiadis bağnazlığından bıktı usandı… Ban Ki-moon ise umudunu yitirdi, son çare olarak BM’ler Güvenlik Konseyi’nden müzakereleri başlatmak için karar alınmasını isteyecek…
Kİ SIRASI GELDİ YAZALIM. Bu Kıbrıs sorunu BM’lere taşınalı beridir kaç genel sekreter yedi bilir misiniz? Hadi hatırlayalım.
1. Dag Hammarskjöld, (1958’lerde siftahı yapan BM’ler genel Sekreteri!) 2. U Thant, 3. Kurt Waldheim, 4. Perez De Gullar, 5. Butros Gali, 6. Kofi Annan.
Ve Ban Ki-moon. (Vadesi dolmadığından henüz sırası gelmedi!
Nice planlar, çözüm önerileri, BM’ler Güvenlik Konseyi kararları… Hiç birisi sorunu “çözmeye” yetmedi! Hatta 1974’de Makarios’a yapılan darbe bile… 1974’deki Barış Harekâtı bile… Son umut olan ve ilk kez Türk Rum halklarını referanduma götüren Annan Planı bile…
Buna karşın “Kıbrıs Türk halkı sürekli Kuzey”den bağırıyor: “Çözüm istiyoruzzz!”
Desek ki bu adada bu Rum’la çözüm olmaz! Siz gene Güney’e dönüp çağırın: “Çözüm istiyoruzzz! Bakarsınız bir gün Allah sesinizi duyar, bir mucize olur da o çözüme kavuşursunuz… Biz nasılsa göremeyeceğiz!
**********
“ÇÖZÜMSÜZLÜK DE ÇÖZÜMDÜR” O HALDE İŞİMİZE BAKALIM
Mağusa’dan Güzelyurt’a bir buçuk, Karpaz’a bir saatte gittiniz mi “memleket bitti” dersiniz… Ondan sonra dön baba dönelim hacılara gidelim… Kuzey “kale” bizler de “kalebent!”
1974’den sonra bu küçük memlekette öylesine dönüp dururken bir yandan da “İsrail”i seyrediyorduk. Filistin’le Araplarla savaşırken, kalkınıyordu. “Çözümsüzlük de çözümdür” lafımızı bu somut olayı gördükten sonra söyledikti… Yani lafın ağa babasıyım…
NE VAR Kİ BİZ BECEREMEDİK. Siyasi sorunu çözmek yerine Rum’un mülküne dayalı ganimet ve rant ekonomisini yeğledik… “Bizim olmadığı için “haram” olan serveti sermaye yapmaya çalıştık! Türkiye’nin pompaladığı paralarla “maaşlar bonkörlüğü” yaptık… “Nasılsınız” diye soranlara da “iç güveyisinden halliceyiz” dedik. Sonuçta “ekmek elden su gölden Cumhuriyeti” olduk! Ha “devlet” de olduk ama dünyada ilk kez bir “halk” devlet olmak istemediği için sahip çıkmadık! Halâ üvey evlat muamelesi görüyor! Bu dezavantajlara rağmen hadi “işimize bakalım:”
**********
ÇEVRE BAKANI BAKIRCI NE DİYOR?
Diyor ki Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Hamit Bakırcı, bu yıl orman alanlarına 1 milyon fidan dikeceğiz…
Şu sıralarda her yıl olduğu gibi Ağaç ve Orman Haftası başladı… İlkokul öğrencilerinden başlayarak toplumun türlü çeşitli kesimleri, STÖ’leri, hatta özel kişileri falan şu veya yerlere “fidan dikecekler…” Bu çabalar sonucunda orman alanlarımızın yüzde 22’lere ulaştığı söyleniyor. Hedef yüzde otuzlar olmalıdır…
ANCAK: Her yıl dikilen fidanlardan kaçta kaçının tuttuğu bilinmiyor. Ki çoğu zaman şurada burada o kurumuş fidanları görüyoruz. Çünkü bazı “örgütler” sadece “fidan dikiminin” fantastik olayı ile yetiniyorlar. “Diktikleri fidanların suvarılma ve bakımını üstlenmiyorlar… “Biz diktik devlet baksın” diyorlar…
Kısaca bir milyon değil, beş yüz bin ekin ama hepsini de dürtüp geleceğin ormanları haline getirecek bakım ve sürekli ilgide… Çünkü o fidanlar para ile, emekle, alın teri ile yetiştirilirler… Ekip de binlercesinin kurutulması için değil…
**********
ÇALIŞMA BAKANI, “İŞSİZLİK SORUNU ÇÖZÜLECEK” DİYOR
Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanı Aziz Gürpınar diyor ki “yeni tedbirlerle işsizlik sorununu çözeceğiz…”
Bu ülkede “Siyasi partiler sorunu ile iktidar muhalefet partileri olayı bile “aş, iş, hayat hakkı” üzerinde şekillenirken bu laf büyük laftır! ÇÜNKÜ: Bugüne kadar “işsizlik” denilen sorun ya siyasi partilerin iktidara geldiklerinde “yarattıkları geçiciler istihdamlarıyla” az biraz giderilmiştir… YAHUT: Özel sektörün üniversite mezununu bile en kabadayısından asgari ücretle ve on iki saat çalıştırma koşulunda akmazsa damlar istihdamları ile giderilmiştir…
VEYA: Bir iki genç bir araya gelmişler bir dükkân açmışlar, bir iki ay sonra da sermayesizlikle müşterisizlikten dolayı batıp gitmişlerdir…
Sadece Mağusa’da Namık Kemal Meydanı çevresinde kırkı aşkın boş dükkân vardır… Tam bu gerçekler yaşanırken diyor ki Çalışma Bakanı Aziz Gürpınar, “kendi işini kuran vatandaşlara 48 aya kadar Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı yatırımlarında teşvik uygulanacaktır… “
KISACA BELİRTELİM. Bu ülkede işsizliği önlemek için yapılacak her girişimi can’ı gönülden alkışlar ve destekleriz… Ancak devlet, “hangi birine teşvikte bulunalım” dediği ve hazine giderlerinde tam bir çıkmaza tosladığı gerçekle boğuşurken, sorunun esası “iş sahibi” oluşu da aşıyor! Mesela Hayvancı, çiftçi, balıkçı, arıcı, çiçekçi, esnaf zanaatkâr, turizmci falan da iş sahibidir ama bu devlet kurulalı beridir “hepsine de “teşvik” kaleminden para pompalamaktadır… İşin kısası başka türlü de ayakta duramamaktadırlar…
Şimdi yeni teşviklerle yeni iş yerlerinin açılması var… Öncesinde “gençlere ekip biçecekleri toprak dağıtımları yapıldıydı… Ne oldu ne kaldı bilen yok!” Zaman zaman kırsal alanlarda yine gençlere arsa falan dağıtılıyor. Ne oluyor onu da bilmiyoruz…
Yani KKTC’de devlet maşallah Hollanda ineği gibi sağmaldır. Yetiştiren memelerine sarılıyor… Fakat işsizlik de çığ gibi büyüyor! Çünkü Aziz Gürpınar’ın da satır aralarına sıkıştırıp işaret ettiği gibi bugüne kadar hemen hiçbir kesimde “doğru dürüst bir istihdam politikası” olmadı. Hep popülizme ve partizanca tutumlara dayalı oldu. Dahası “emeklisi” de istihdam edildi hak yedi, işi olan da istihdam edildi devlet ensesinden vole çekti!
Gene geldik hukukun üstünlüğüne… Hakçasına düzenlere… Ve özel sektörün insafına dayalı istihdam politikalarına… İnşallah Gürpınar bu kez en azından bu tip teşvikler sisteminin kurallaşıp kurumlaşmasını sağlar…
































