Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çözüm isteriz ama!..

Kıbrıs siyasi sorununu sürekli “köşemde” tutmamın nedeni hâlâ tüm sorunlarımızın anası olmasındandır!

Nitekim Ortadoğu ile Doğu Akdeniz’de iki ulusal toplum vardır ki BM’lerle AB’nin yüz karası olmalıdır! Biri Filistin diğeri KKTC’dir!

Filistin’e göre talihliyiz çünkü arkamızda bir Türkiye vardır. Filistin ise İsrail’in insafı kadar hayat hakkı bulmaktadır!

KKTC dönüyorum: Filistin’le beraber BM’lerin gündeminde en uzun süre kalan siyasi sorun  sahibiyiz. Tutun ki 1959’larda Türkiye’nin BM’ler temsilcisi Selim Sarper’in Kıbrıs’la ilgili tarihi konuşmasından  beridir hâlâ o merkez binanın salonlarında konuşuluyoruz!

Bu nedenle olmalı artık bir hayırlı “sona” çok ihtiyacımız  vardır, bu da “çözümdür ama  hâlâ çok uzaktadır!

ÇÜNKÜ her ne kadar  Güney AB’ye  üye olmuşsa da Kıbrıs konumu itibarıyla bir Avrupa adası değil, Ortadoğu ile Doğu Akdeniz’e aittir!

Nitekim yalın gerçektir:  Ortadoğu siyasi istikrara ulaşmadan..  Bölgede taşlar yerli yerine oturmadan.. Doğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları ve MEB’ler  sorunuyla bölge ülkeleri ve Türkiye arasında belirgin bir barışçı anlaşma ile “ortak uzlaşıda buluşulmadan Kıbrıs siyasi sorunu çözüm bulmaz!

ÇÜNKÜ: Aidiyeti sadece Türk halkı ile Rum halkının ortaklığında olan bu adayı  Rum tarafı tümden egemenliğine geçirmek uğruna öyle bir çıfıt çarşısı haline getirdi ki şimdi İsrail’den Mısır’a, Rus’undan Fransız’ına dolayısıyla AB ülkelerine kadar Güney’in bir yerlerinde konuşlanmayanı  kalmadı!

Ki böyle giderse ileride  müzakerelere devam edilirken   masaya “Güney’deki üs ve ülkelerin durumu” adlı yeni bir başlık daha konacak!

BAŞA dönelim. Evet çözüm isteriz. Fakat “uygun koşullar” henüz oluşmadı.  Şu sıralarda dünya ülkeleri bile siyasi ve sosyoekonomik gidişattan memnun değiller.  Yapacağımız tek şey Kuzey’de güçlenmektir.

**********

KKTC’İ TEMİZLEMEK SORUNU

Bazen endazeyi kaçırsa da iyi ki hâlâ ses soluk getiren bir “medyanın” sahibiyiz.  Yoksa siyasi iradenin oturduğu yerden kıpırdayacağını hiç göremeyecektik.

Nitekim hükümetin çalıştırması gerekirken çalıştıramadığı   “denetim mekanizmasını”  medya, “haberleri, araştırmaları, yada özel kaynaklarıyla çalıştırıyor..

NİTEKİM geçtiğimiz Perşembe    günü Havadis gazetesi “Elektrik Kurumuyla” ilgili manşetinde şunu  ayazlatıyordu.

“Milyonları götürüyorlar!” Altında da (çok kısaca) Sokak aydınlatma projeleri adı altında akım bedeli olarak Kıb-Tek’in 3 milyon 226 bin TL devleti zarara uğrattığı yazıyordu..

DÜN hem bu konuya hem de “yarattığı imaj” nedeniyle hatırlattığı öteki tüm müzmin sorunlarımıza” bir nazar da ben attım! Ki başlığım, “Bata çıka. (Denetimsizlik, usulsüzlük, hantallık)”tı!

Bu başlığı rast gele koymadımdı. Yansıtmak istediğim  “devlet yapımızdı!” Çünkü artık devlet sorunlara yetişemiyor dolayısıyla çözümsüz bırakıyor! Çözümlenemeyen sorunlar  ise yeni usulsüzlüklerle, istismar ve kanunsuzlukların devamına ortam hazırlıyor!.

Kısaca toplum “kapanın yanına kalması” felsefesinde “kötülerle kötülüklere teslim oluyor!  Peki çözüm? Anlatmak için geriye gidiyorum çünkü başka türlü anlatmam mümkün değil.                                                                                   *****                   

Bana olayı rahmetlik Taşkent Atasayan anlattıydı.  Her halde 1950’ler sonrası olmalıydı. İngiliz vali tarafından yönetiliyorduk  ve bugün hâlâ telafuz ettiğimizce “memur” “daire” kelimelerini telaffuz ediyorduk.

Bu dairelerle memurların “denetimlerini” kendilerinden umacı gibi korkulan  “İngiliz “müfettişleri” yaparlardı.

Olay Limasol’da geçer.. Bir sabah daireler henüz mesaiye başlamış, İngiliz müfettiş posta dairesinin “pul” satılan gişesine damlar ve hemen “pullarla paranın olduğu çekmeceye el koyar.”  Kısa süreli bir sayımdan sonra pul satışlarıyla para örtüşmez  3 kuruş eksik çıkar!

Müfettiş nedenini sorar ilgili Rum memur şöyle izah eder: “Ben her sabah bir gazete alırım. Bu sabah da aldım fakat bozuk param olmadığı için sonra yerine koymak üzere çekmeceden 3 kuruş alıp gazeteciye verdim…”

Karar? “Tart!” Yani işten atma! Gerekçe ise şu: “Bugün o kasadan üç kuruş alan, yarın çok daha  fazlasını alır!

Eee ne oldu yavu adam daha sonra yerine koyacaktı!” “3 kuruş da para mı?…” Demek yok!

“Hukukun üstünlüğü”  neyse, kanunu nasıl uygulanırsa öyle…

(Oysa bizde deveyi hörgücü ile yerler “helal olsun” denir! “Becer da nasıl becerirsen becer” denir!)

DEVLETİN  ciddi ve yaygın denetimlerle yeniden organize olması gerekir. Ki  “İsmet İnönü’nün dediği gibi “bir memlekette namus erbabı en az namussuzlar kadar cesur değillerse ciddi iş görmeye imkân yoktur!”       Yoksa değil Erhürman’ı, gökten adaletin temsilcisi Hz. Ömer’i getirseniz iktidara, KKTC’i yine de temizleyemezsiniz pisliklerinden!

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (UBP’NİN ADAY ŞANSI.)                                                                     

Her ne kadar her iktidara geldiğinde “köşemizde” gündemimiz oluyorsa da kurultayına falan karışmam! Üstelik partiye de çok uzağım!

Buna karşın (Özgürgün’ün bir dönem dışarıda kalması gerektiğine olan inancımla) adayları merakla izliyorum. Sonuçta ne Tatar’a ne Sucuoğlu’na ne de  Atun’a “takılmadan” diyorum ki bu adayların üçü de UBP için “şanstır,  hangisi seçilirse UBP’i yüklenecek durumdadır..