Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çözüm İçin Bedel Ödememiz Gerekecek

Kıbrıs siyasi sorunu tabi ki böylesi sürgit devam edemez.. Bir gün, nasıl ki şartlar birbirine denk düştüğünde  İsviçre’nin Crans Montana’sında  “Beşli konferans” gerçekleşti, gün gelir sorun yeniden çoklu konferanslara taşınır…

Tabi farkındayız: KKTC zamanı ve zemini  hükümet  kurma çalışmalarına ayırmış, Güney ise  Başkanlık seçimlerine kilitlenmiş, TC sınır ötesi harekâta yönelmiş ve de  “bölgede” taşlar hâlâ yerine oturmamışken; sürekli Kıbrıs siyasi sorunu etrafında “yorum” yapmak ancak üç beş meraklısı ötesinde kimseleri ırgalamaz!

       NE var ki benim gibi bir gözü ile kulağı sürekli siyasi sorunu gözleyen yurttaşlar için bu konuda zaman ve zemin mefhumu yoktur…       Aksine her aklıma geldikte yazdığımca; “siyasi sorunu hem tümden devlet yönetimi erkinin motoru haline getirmek hem de ulusal dava kapsamına alıp sosyoekonomik plan ve programlarla  bütünleştirmek gerekir… Yani siyasi sorunla ilgili “oldu da bitti maşallah” değil! “Yarın ne olacak” sorusuna verilecek cevabıyla!

MESELA: Zaman zaman bizim kuşaktan dostlarla konuşuruz telefonda..  Aralarında Bakanlık yapmış olanlar da var bu devleti kuranlar da..

Siyasi sorunun uzayıp gitmesinden en çok tedirginlik duyanlar da bu insanlardır.. Çünkü nihai çözüm için hâlâ vermemiz gereken  bir “bedelin” olduğunu  ve Rum tarafı ile masada hesaplaşmayla mahsuplaşma aşamasına geldiğimizde bu ödemeyi yapmak zrunda kalacağımızı iyi biliyorlar!

OYSA aradan kırk üç yıl geçti. Bu süre içinde artık Rum mülkünün de  ötesinde bir Türk mülkü ve yatırımları oluştu ki çok kısaca “işte KKTC” budur diyoruz! Buna karşın “adadaki Türk-Rum toprakları” gerçeği hâlâ en büyük sorunumuz olarak devam ediyor ve faturasını ödemeyecek olan biziz!

ÇOK kısaca olası çözümde ya “sınırlara uygunluğunca büyük toprak iadelerinde bulunacağız yada “tazminatını” ödeyeceğiz! (Türkiye uzun yıllar Rumlar tarafından açılan davalar sonucunda aleyhimize çıkan tazminat paralarını ödüyordu, galiba artık ödemiyor.)

Dolayısıyla olası çözüm sürecinin son aşamasında Kuzey sınırlarımızın nasıl saptanacağını bilmiyoruz ama Rum mülkünün parasal bedelini ödemek zorunda kalacağımızı aklımızdan çıkartamıyoruz! Aksi halde ya çözüm olmaz yada çözüm uğruna bu kez Kuzey sınırlarımızı yüzde 29’un da gerisine çekeriz ki Güney karşısında bu küçük toprak parçasıyla her yönden “rizikolu bir siyasi ve ekonomik konuma düşeriz!”

Bayram değil seyran değil, bunları neden yazdım? Hemen çözüm diyenler de “istemeyenler” de anlamalı ki “her hal’u kârda kalıcı barış için mutlaka bedel ödeyeceğiz!                               **********

KKTC ÜNİVERSİTELERİ  SORMA GİR HANI OLMAMALIDIR!

Dünkü “köşemde” DAÜ’deki “hunharca” dediğim cinayete değinirken, içim sızlıyordu!       İhsan Doğramacı’ların, Salih  Coşar’ların, Onay Demirciler’in, Okan Camögöz’lerin  ve öteki yetkili sorumlu insanlarımızın   kurup,  “Özay Oral”ın geliştirdiği DAÜ’e yıllarca “medarı iftiharımız” dediydim..                       Basit bir “didakta” okuldan, devasa bir kampus haline gelmesini izlerken  hep “işte Kuzey’deki  en büyük eserimiz” derdim! Yıllarca DAÜ’ye eklenen her taşı her dersliği, devasa salonlarını gururla izledim. Özay Oral’ın, öldükten sonra tüm servetinin DAÜ’ye kalması için Noterde vasiyetini  yaptırdığına tanık oldum.. (Sonradan vazgeçtiydi.)

 Uzatmayım. DAÜ sadece Mağusa’nın değil tüm KKTC’nin “eseri” oldu. Sonra da “gelişim ve değişiminin esiri!”

Nitekim DAÜ’nün iftiharlık güzelliği çok kısa sürdü! Çünkü KKTC’de ansızın keşfedildi ki  “üniversiteler para basan makinelerdir!”  Bu nedenle olmalı galiba şimdilerde sayıları 17’i de geçti! Tanınmamış devlete nazire 17 tane hem de bazılarının adları önünde “uluslar arası” yazan üniversiteler!

Bu üniversitelerin, şimdilerde 100 bin öğrenci kapasitesiyle  KKTC ekonomisine sağladığı  katkılarını yadsıyamıyoruz. Fakat korunması gereken “eğitim  kalitesi” ile  “ad, san, tanınmışlık” gibi müzmin sorunlarını da görmezden gelemiyoruz…                          Bunlardan en önemlisi artık DAÜ de çarkları arasına alıp yozlaştıran  “ne kadar çok öğrenci o kadar parasal gelir” zihniyetine dönüşmüş kusurlu yapılaşmalardır.    Öğrenci  harçlarını sömürme uğruna, dünyanın her tarafından en çok da Afrika’dan öğrenci akınına uğrayan bazı üniversitelerimiz (DAÜ) gitgide yozlaşan bir kampus haline geliyor!.

Ki daha bir süre önce gazete manşetlerinde de  çıktıydı:  Taşeronların da türemesiyle birlikte artık  KKTC’ye “üniversite öğrencisi” olarak gelip  kayıt yaptıranlar aslında dışarıda gündelikçi çalışmaktadırlar!

Kısaca tüm bu sorunları dikkate almak  ve üniversitelerimizin bünyelerinde  gelişen “öğrenciler sorununu” artık kesin ve kalıcı tedbirlerle çözmeliyiz.

Çünkü KKTC üniversiteleri yahut   DAÜ ne  Afrika öğrencilerini terbiye edip eğitmek için kuruldular ne de buna “parasal gelirler” için de olsa mecburdurlar! Artık  Afrikalı öğrenci akışına barikat çekilmelidir! Öğrencilerin paralarını söğüşleme uğruna kimsenin memleketi sorma gir hanına çevirme hakkı yoktur! Polis açıklamalarıyla medyadan öğreniyoruz  ki  uyuşturucu, kadın ticareti gibi illegal olaylar artık bu öğrencilerin asli işleri olmaktadır!

Kısaca “devletsek “güvenliğimiz” adına “pis işlere” dur diyebilmeliyiz…

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (MAHZURU VAR MI GÖRECEĞİZ!)

Benden paso! Kimse dörtlü koalisyon hükümetinden beklentilerine cevap verecek “köklü icraatlar” beklemesin.. Sadece durum vaziyetler idare edilecek!

Bu kötümserliğimin nedenine gelince. Çok kısa yazayım: “Dört siyasi partinin dört “başkanı” da kendilerine ayrılan Bakanlıkları doldururlarken, “güçlü parti başkanın lafını dinleyecek bakanlar” atadılar! Kısaca davul Bakanlardaysa tokmak her zaman parti başkanlarında olacak! Mahzuru mu var? Göreceğiz!