Anlıyoruz ki New York sonrası Türk Rum liderleriyle görüşen BM’ler genel Sekreteri henüz müzakerelere hazır değil.
Önce “Kıbrıs sorunu” için atadığı özel temsilcisi Lute’un hazırlayacağı raporu bekleyecek ve sonucunda da her iki lideri muhtemelen yeniden New-York’a çağıracak.
Dün Sn. Akıncı ile Guterres arasındaki 25 dakikalık görüşmelerinden söz etimdi.. Sn. Akıncı’nın Genel Sekretere ilettiği önerilerine yeniden dönmek gerekirse kısaca şunlardı:
“Ucu açık müzakere olmaz…” “Sonuç odaklı, takvimli, ve stratejik bir paket anlaşma hedeflenecek…” “Hidrokarbon yatakları sorunu da masada olacak…”
KISACA diyor ki Sn. Akıncı “eski müzakereler süreci artık kapanmıştır..”
Bu arada gazetecilerin sorularını cevaplarken “Rum tarafının Guterres çerçevesini çarpıtmaya devam ettiğini de söyledi!”
ANASTASİADİS’e dönecek olursak..Haberlere göre Gutteres’e iki aşamalı öneri sundu. Birinci aşamada taraflar birbirlerini yoklayacaklar kısaca nabız tutacaklar..
(Sanki birbirlerinin ne istediklerini bilmiyorlarmış gibi! Tam bir deve kuşu örneği!)
İkincisi daha enteresan: Diyor ki Anastasiadis “sürece yardımcı olacak BM’ler Güvenlik Konseyinin beş daimi üyesinden faydalanılacak!..”
(Anastasiadis hâlâ karşısındakileri kör ve sağır sanıyor! Ve belki de çok müthiş “politikacı” olduğuna inanıyor ki GK’nin beş daimi üyesini de müzakerelere katmak planı yapmış! Ki daha masaya oturmadan o arkasındaki “beşli güçle” tüm isteklerini kabul ettirsin!.)
GELELİM Rum liderin Guterres’e yönelik öteki önerilerine:
- En kısa zamanda BM’ler kararlarıyla AB muktesebatı çerçevesinde bir çözüme ulaşmak… Çözüm Çağdışı garantilerle işgal ordusundan tamamen muaf olacak…
- BM’ler Genel Sekreteri’nin altı maddelik taslağı da müzakerelerde yer alacak.
3.Türk tarafının Rum tarafının yaptığı gibi “altı maddelik Guterres çerçevesi konusundaki görüşlerini yazılı olarak bildirmesi gerekir.”
4.Adada güvenlik ve istikrar ortamının muhafaza edilmesi için UNFICYP’nin görev yetkileri korunmalıdır…
GÖRÜLDÜĞÜ gibi Anastasiadis yine Rumların Türkiye tarafından mazlum ve mağdur bir toplum durumuna düştüğünün rölünü oynamaktadır.
Yine Türkiyesiz ve garantisiz bir Kıbrıs çözümü gözlemektedir!
Yine tanınmış devlet oluşunun siyasi argümanlarını kullanarak adaya egemen olmayı mesela bu kez BM’ler GK ile başarmak istemektedir!..
Son sözümüzü söylemek gerekirse: Müzakerelerin başlayacağına inanmıyorduk. Fakat iki halk arasında kaçınılmaz olan bu siyasi süreçleri ötelemek mümkün değil. O zaman şöyle diyelim: Müzakereler başlasa bile çözüme ulaşamaz!
**********
BİRLİK VE BERABERLİK OLMALI..
Ben Erhürman’ın “KKTC’nin yeniden yapılanması” için “ulusal seferberlik” çağrısını unutmadım. Çünkü kendileri ne kadar hatırlayacak bilmiyorum ama biz bu “seferberlik” lafını tutun ki 1963’lerden sonra her vesile ile her soruna maydanoz gibi kıyan bir nesiliz!
Dilimize pelesenk, “birlik beraberlik” gibilerinden uyarmalar da “aman dağılmayalım, şaşırıp sapmayalım” telaşı ile korkumuzdandı! Tabi haklıydık: İnsanın karşısında Rum gibi kalleş ve insafsız bir toplum varsa en “iyi Türk ölü Türktür” diyecek kadar düşmansa.. Tabi ki “birlik beraberlik” dillerden düşmeyecekti.
FAKAT işte o “birlik beraberliktir” ki memlekette bugün gaspçı dediğimiz bir “mütegallibe” sınıfı doğurdu!
Her dönemin “bukalemunları gidene ağam gelene paşam” diye diye temennahlar çakarak yiyip şişinirken, olan yine halka olduydu!
HADİ gelin yıllar önce de yazıp söylediğimce kulağınıza bir başka hakikati daha fısıldayım: Eğer Rumlarla savaştığımız yıllarda bizi “TC’den gelen komutanlar” yönetmeseydi, bu adada kendini Rum’a teslim edecek yığınla insan çıkardı aramızdan ve birbirimizle kanlı bıçaklı olur, vuruşurduk!
BUNLARI neden yazdım. İyi ve olağan günler geçirmiyoruz. (Zaten hiç geçirmedik ya, neyse.) TC’nin kelli felli ekonomistlerinin tahminlerine göre mesela doların değeri 2019 da ancak 5.50 dolayına kadar düşecek. Zaten hedef olarak bunu işaretliyorlar. Yani 2019’da da 5 buçukluk bir dolar ve yüksek enflasyonla yaşamaya devam edeceğiz.
BU gerçeğe hem adapte olmalıyız hem de geleceğin sosyoekonomik planlarını bu gerçeğe göre revize etmeliyiz. (Nasıl yapılacak bilemem ama büyük oranda tasarruf şart olacak!)
Bunun için gerçekten “birlik ve beraberliğe” ihtiyacımız vardır ki bu badireyi atlatabilelim. **********
KISACA TAKILDIĞIM: (HÜKÜMET YIKILMAMALI!)
Yukarıda yazdıklarıma devamla başa dönüyorum: Ve diyorum ki Toplumsal birlik ve beraberlik konusunda sicilimiz hiç iyi olmadı. Bütün grevler “hükümetlerin mali ve sosyoekonomik yönden en zayıf oldukları dönemlerde gerçekleşti.
Mümkün olmayan bütün “istekler” hükümetlerin en zayıf dönemlerinde gündeme getirildi!..
Siyasi soruna yönelik yeni çözüm arayışları her ne hikmetse, hep bu toplumsal zafiyetlerimizi yaşarken başladı!
Toplum hep böylesi dönemlerde kaosa girdi, Falan..
SEFERBERLİĞE dönüyorum. Eğer bir zamanlar “topraklarımızı korumak ve kurtarmak uğruna bir ulusal şahlanışın “ruhu” olsaydı, kurduğumuz devlete inancı iman yapsaydı… Bugün o “seferberlik çağrısı” ulusal destek bulur, “devleti nasıl yıkacağız” diye eylem üstüne eylem, grev üstüne grev yapılmaz; en azından hele bu kötü günleri atlatalım kenetlenmesinde Bırakın hükümeti yıkmayı, görevine devam etmesi için ortam hazırlanırdı.. Açık yazayım hükümeti yıkma zamanı değildir!
































