Başbakan Özkan Yorgancıoğlu’nun görevi devralmasının üzerinden 25 gün geçti. Yani hem eleştirmek, hem de not vermek için henüz erken. Genelde ilk yüz gün, tanıma, toparlanma ve bazı güncel projeleri hayata geçirmek için hükümetlere tanınan süre olarak verilir. Bu durumda Yorgancıoğlu hükümeti, kendilerine tanınan sürenin henüz dörtte birini tamamladı…
13 Haziran’da görevi devralan ve 2 Eylül’e kadar görevde kalan Sibel Siber başkanlığındaki “seçim hükümeti” nasıl olmuştu da, toplumun tüm kesimlerinden olumlu not almayı başarmıştı acaba? Siber hükümeti icraat hükümeti değildi belki ama, iki buçuk aylık süreçte toplumun beğenisini kazanan öyle ufak rötuşlar yaptılar ki, taraflı tarafsız her kesimin gönlünü kazanmayı bildiler… Daha göreve başlarken, şeffaflık ve hesap verilebilirliğe vurgu yaptılar. Bunun gereğini yerine getirdikleri konusunda da bir ortak kanaat oluştu. Diğer taraftan, toplumun yaşam kalitesini yükseltecek pratik kararlar almaya gayret gösterdiler özellikle UBP Hükümeti döneminde alınan birçok kararı inceleyip, yanlış olanı, toplum vicdanında kabul görmeyeni iptal ettiler…
Sözün kısası o kısacık dönemde belki maddi yönden refaha kavuşmadık, onlar da böyle bir söz vermemişlerdi. O işler uzun vadeli icraat hükümetlerinin işiydi. Ama iki buçuk ayda en azından yanlışın üstünü çizdiler ve bizleri memnun etmeyi başardılar…
Şimdiki CTP-DP koalisyonundan da vatandaşın beklentisi, kısa vadede çok büyük projelere imza atması değil. Ancak yapabilecekleri o kadar şey var ki… Kimse milli havayolu şirketi kurmalarını veya tüm çalışanların maaşlarına yüzde elli zam yapmalarını beklemiyor. Büyük paralara mal olacak, duble yollar ve kavşaklar da istemiyor. Ama mesela, geçen gün Başaran Düzgün’ün dediği gibi, birden çok insanımızın canına mal olan Hamitköy- Haspolat yoluna hemen bir demir bariyer yapılabilirdi. Bu umuttu işte. Bu beklentiydi. Ya da ne bileyim, belediyelerin artık göklere yükselen seslerine bir yanıt gelebilseydi. TAK’ın sorununa el atılsaydı, karanlıkta kalan rüşvet olaylarının üstüne gidilseydi. Yağışlar başladı, başlayacak, bir yeşillendirme kampanyası başlatılsaydı.
Bu 100 günde, yıllardır yitirdiğimiz güveni biraz olsun geri getirmeyi, yasalar önünde eşit olduğumuzu hissetmeyi, bu ülkede parti rozetinin değil, bilgi ve liyakatın geçerli olduğunu ve de toplumsal barışın sağlandığını görmek istiyoruz, başka bir şey değil…
Ülkede güzel şeyler de oluyor…
Dün, Havadis Gazetesi’ndeki köşemde yazdığım bir ihbarın, daha 24 saat dolmadan çözülmesi ve Girne Polisi ile Çevre Dairesi’nin konuya gösterdikleri duyarlılık beni oldukça mutlu etti. Bir araçtan anayola fırlatılan cam şişelerle ilgili şikayet yazım üzerine dün sabah önce Girne Polis Müdürlüğü’nden bir sorumlu arayıp, konuyla ilgili ifademe başvurmak üzere beni emniyete davet etti. Oraya gittiğimde ise, söz konusu araç ve sahibi bulunup hakkındaki şikayet kendisine bildirilmişti bile. İfademi verdikten sonra, “Bu işlere Çevre Dairesi bakmıyor mu?” diye sormadan edemedim. Polis, “Bizim görevimiz ifadelerin alınmasına kadar, bundan sonra konuyu Çevre Dairesi’ne ileteceğiz” dedi. Neyse, ilgileri için teşekkür ederek oradan ayrıldım. Yaklaşık 2 saat sonra bu kez Çevre Dairesi’nden bir sorumlu telefonla arayıp, konuyla ilgili daha detaylı bir bilgi verdi. “Şikayete konu şahıslarla ilgili şikayetin doğru olduğu ve söz konusu kişiye, asgari ücretin 1/4’ü kadar para cezası kesildiğini bildirip, duyarlılığımdan dolayı bir de teşekkür etti…
Bir an bu yaşadıklarımın gerçek olamayacağını düşündüm. Saatime baktım, ikiye geliyordu. Mesainin sekizde başladığını varsayarsak, daha 6 saat olmadan, hem söz konusu ‘suçu’ işleyen araç ve sahibi bulundu, ifadeleri alındı ve yasanın öngördüğü ceza da verildi. Oturdum ve düşündüm. Tüm bunlar benim ülkemde oluyordu. Hani hep eleştirdiğimiz, yapılanı beğenmediğimiz kendi ülkemizde…
Demek ki istenirse ve en önemlisi niyet varsa, bu ülkede bir şeyleri el birliği ile düzeltebiliriz. Dediğim gibi yeter ki düzeltmek için niyetimiz olsun. Bir kez daha hem Girne Polis Müdürlüğü’ne, hem de Girne Çevre Dairesi’ne teşekkür etmek istiyorum…”
YERİN KULAĞI VAR
REVİZE MESELESİ:
Hükümet ortağı partiler seçim öncesinde sürekli olarak Türkiye ile imzalanan ekonomik protokolün “revize” edilmesinden söz ediyorlardı. Bunu aralarındaki protokole de koydular. Oysa konu, hükümet programında “KKTC ile Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan 2013-2015 Ekonomik İşbirliği Protokolü’nün KKTC ekonomisinin canlandırılmasına yönelik olarak değerlendirilmesi için çalışma yürütülecektir” cümlesiyle yer aldı. Ardından şimdi Maliye Bakanı Mungan, “Maliye Bakanlığı’nın ekonomik protokole ilişkin bir revizyona da ihtiyacı yok” diyor. Bunu nasıl okumalıyız? Sadece mali politikaların mı revizeye ihtiyacı yok, ya ekonomik politikalar, özelleştirme vs.? Yoksa tümünden mi bahsediyor? Bir ayda bu ne büyük değişim…
ORTADA RAPOR DA YOKMUŞ:
Bakan Kaşif’in “yeni pist ve havaalanı terminali için yer gösteremiyoruz… Kiracı var, askeri bölge var” sözünün üzerine iki gündür yazıyorum. Dün Bakan bu kez havaalanına gitmiş ve yetkililerden bu konuda rapor istemiş. Yani ihaleyi yapan UBP hükümeti bu konuda bir rapor da mı hazırlamamış? Akıl alır gibi değil. Her gelen yeni rapor çıkartmakla uğraşacaksa, işimiz iş. Benim derdim onun ya da öbürünün ne yaptığı değil. Ben Taşyapı’nın halihazırda topladığı paraların karşılığını vermesini istiyorum. Bunun için de elinde hiç bir mazeret olmasın diyorum. Bu gecikmeler 4 yıl sonra hepimizin başına dert açacak…
LİMASOL-ALANYA:
Kıbrıs Rum kesiminin Limasol Limanı’ndan hareket eden “Costa Mediterranea” isimli gemi, Alanya Limanı’na demirlemiş. Lüks kruvaziyerde 189’u İsrailli, 40 ülkeden 2 bin 89 yolcu ile 855 kişilik mürettebat bulunuyormuş. Sefer, bu yıl 2’nci kez yapılıyormuş. İşin bir yanı, KKTC’ye uğrayan yabancı bandıralı gemiler, Güney Kıbrıs’a sokulmazken, Güney’e uğrayanların Türkiye limanlarına rahatça girebilmesi. Diğeri ise, KKTC’nin kurtuluşunu sağlayacak yanı. Bence tüm işi gücü bırakıp, o gemilerin Girne ya da Mağusa’yı rotalarına almasını sağlamanın peşine düşmeliyiz. Bunu sağlayacak olan da şüphesiz Türkiye’dir…
YAKINDA GÖRECEKSİNİZ:
Şuraya yazıyorum. Geçen gün Radyo Havadis’te de söyledim. Ekonomik pakette yer alan ve özelleştirileceği belirtilen kurumların hepsi de (Kıb-Tek dahil), mevcut program çerçevesinde özelleşecek. Siz bakmayın hükümetin ne söylediğine, güven oylamasının üzerinden neredeyse 20 gün geçti. Hala daha deniz aşırı kutlama yok…
MUTLU ETMEYE YETER:
Biz Kıbrıslılar küçük şeylerle mutlu olmaya alıştık yıllardır. Hükümete tavsiyem, bizi kurtarmak adına büyük projelerin içinde kaybolacaklarına, toplumu rahatlatacak ufak dokunuşlar yapsınlar. Bu bizi mutlu etmeye yeter de artar bile…
YENİ YASA: Şükür Meclis’e yeni bir yasa geliyor. İki haftadır yasama görevi, yasa önerisi olmadığından yapılamıyordu. Hükümet, kamuda kadrolanacak olanların hangi sosyal güvenlik sistemine tabi olacağına netlik getiren bir düzenlemeyi hazırlamış. Bir de, doğumdan 2 hafta öncesine kadar çalışanın izinlerini doğum sonrasına aktarmasını sağlayacak düzenlemeyi. Buna da şükür.
TAK KONUSU BEKLEMEZ: Basının can damarı TAK ajansı. Yıllar yılı hem objektifliğini korudu, hem de belki de devletin en sistemli ne üretken birimi oldu. Ne yazık ki son dönemde TAK da birçok birimin içine düştüğü yönetim sorununu ve buna bağlı olarak da verim düşüklüğü yaşıyor. Çünkü çalışanlar mutsuz, huzursuz. Yönetim Kurulu, siyasi iradenin oluşmasını bekliyor, görev yapmıyor. Orada bir sorun var, hem de ciddi bir sorun. Hükümet ivedilikle inisiyatif alamaz, otorite ortaya koymazsa, daha da kötüye gidecek. Bunu TAK’a yapmaya kimsenin hakkı yok.
ZİRVEDEKİLER
Teberrüken Uluçay: İçişleri Bakanı, bundan böyle bakanlık yetkisiyle vatandaşlık verilmeyeceğini söyledi. Düşünün siz, Bakanlar Kurulu kararıyla verilenlerin dışında, bir de bakan yetkisiyle verilenler var. Diğer taraftan da 20 yıldır bu ülkede yaşayıp vatandaş olamadığı için sıkıntı çekenler. İçişleri Bakanı Uluçay, hükümetten en kısa vadede beklenen pratik iyileştirmelerden birini açıkladı. İşte beklediğimiz bu…
DİPTEKİLER
11 Belediye: Bir grup belediye başkanı, “belediyelerinin içinde bulunduğu mali kriz nedeniyle halka hizmet veremez duruma düşürüldükleri” gerekçesiyle siyasi partilere ziyaret başlatmış. Bu belediyeler kim diye baktım. İki partiye mensup başkanlar. Belli bir takım sıkıntıları olabilir ama, siz eğer seçim kazanmak adına, gereğinden fazla personel istihdam ederseniz, kaynaklarınızı har vurup harman savurursanız ve de en önemlisi “ayağınızı yorganınıza göre uzatmazsanız” daha çok ah vah çekeceksiniz…

Costa Mediterranea isimli Yunan bandralı Cruse gemisi bu yıl Limasol’dan hareketle Alanya’ya ikinci kez gitti. 14 katlı kruvaziyerde 2 bin 89 yolcu bulunuyor. Alanya esnafının yüzünü güldüren kruvaziyer dün akşam saatlerinde demir alarak Rodos’a hareket etti
































