Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ÇOCUKLARINIZI GÖNDERMEYİN BİTSİN…

Çanakkale kamplarıyla ilgili geçmişte yaşanan sorunlar hafızalarda.

Haydi onu geçtim, bu ülkede kumarhanesinden kapılarına her yer açılmışken, okullar açılmadı. Çocuklar, her seviyede 2 yıldır doğru dürüst eğitim almıyor.

Pandemi gerekçesiyle evlerine hapsedildiler, imkanı olan, internetini bilgisayarını alabilen online eğitim yaptı. Ki onun da verimliliği tartışmalı…

Bulaşıcı Hastalıklar üst Kurulu, geçtiğimiz Nisan ayından beri okulların açılabileceği görüşü verdiği halde, bu yıl da tamamen yakıldı. Bunun gelecek için verdiği zararı eğitimciler söylüyor. Yine de açmama konusunda bir direniş ortaya çıktı. Sendikalarla bir masanın etrafında toplanamadılar. Niyet bile ortaya koymadılar…

Şimdi aynı Eğitim Bakanlığı, okullara almadığı öğrencileri covid tehdidinin alabildiğine sürdüğü Türkiye’ye kamplara gönderiyor. 2 bin 750’si Çanakkale’ye, 1000 kişisi doğa kamplarına.

Veliler yalvardılar, ‘hiç değilse uyum için yılsonuna doğru bir aylığına açın okulları’ diye. Buna da direndiler. Peki şimdi bu çocukları nasıl bu riske atıyoruz? Garantisi ne? Kendilerini ne kadar koruyabilecekler. Kanları kaynayan bu çocuklara ne kadar kısıtlama getirilebilecek?

Hiçbir izahı yoktur. Zaten bırakın medyada çıkan tepkileri, muhalefetin sorularına bile yanıt vermiyor Eğitim Bakanı. HP milletvekili Jale Refik Rogers soruyor; “Burada ciddi bir tutarsızlık vardır ve sorgulanması gerekir. Kampa gidilmesin demiyorum ama bulaşın çok daha fazla olduğu bir ülkede çocukları rahatlıkla gönderebiliyorsak, vaka sayılarımızın 5-10 bandından olduğu bugünlerde neden yüz yüze eğitimi açmadık?”…

Basit bir avantaj-dezavantaj değerlendirmesi, bu kamplara gidilmemesi gerektiğini ortaya koyar.

Bakan “göndereceğiz” dediğinde herkes de çocuğunu gönderecek diye bir şart yok. Onun yapmadığı değerlendirmeyi vatandaş kendisi yapsın ve bu yıl kamplara çocuklarını göndermesin… Sonuçta kimse dilemez ama kötü bir sonuç çıkarsa, ne olacak? Sorumluluğu alıyor mu Amcaoğlu? Zaten olan olduktan sonra alsa ne olacak?

Böyle bir risk göze alınabilir mi?

 

AAAH KILIÇDAROĞLU…

Dün yazmıştım, “Eğer Kemal Kılıçdaroğlu resmi politikaya destek vermek için geliyorsa, hoşça vakit geçirsin” diye.

Hiç şaşırtmadı. Hatta daha da ileri giderek, “KKTC derhal tanınmalı” falan da dedi.

Her gittiği yerde bir hamaset, bir hamaset…

Her neyse, bekleneni yaptı. Yalnız, Kıbrıs Türkünün iradesinden, şikayetlerinden, ne istediğinden, nabzından bihaberdi de Kıbrıs konusundan bu kadar uzak olduğunu tahmin edemezdik.

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’nu ziyaret etti. Ertuğruloğlu konuşmasında, “Federasyon görüşmeleri ile 53 yıl boşa harcandı ve başarısızlık kanıtlandı” dedi. Yani 1968’de başlayan ikili görüşmelerden itibaren geçen 53 yıldan bahsetti.

Kılıçdaroğlu o tarihi aldı, “Kıbrıs’ta 53 yıldır kimsenin burnunun dahi kanamadı” deyiverdi.

En basit örnek; CHP’nin Kıbrıs’la ilgili hamaset dışında bir politikası, dahası ilgisi bile olmadığı ortaya çıktı.

Üzüldüm; hem de çok üzüldüm…

 

YERİN KULAĞI VAR

OKURKEN KANIM DONDU:

Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ankara hükümeti tarafından yapıldığı iddia edilen müdahalelerle ilgili hazırlanan raporu okurken adeta kanım dondu. Aslında o seçimde neler yaşandığını üç aşağı beş yukarı herkes gördü ve yaşadı. Ancak, bu kez kamuoyuna açıkça yaşayanlar tarafından anlatıldı. Tehditlerin havada uçtuğu, oy karşılığı paraların hangi aracılarla dağıtıldığı, bilgi işlem merkezi ile ilgili iddialar var hazırlanan bu raporda. Ve seçim sonucunu bu şekilde kıl payı kazanan Tatar, hani hep diyor ya, “ben Kıbrıs Türkünün oylarıyla bu makama seçildim” diye, bu rapor da aynı şekilde tarihe geçti.

 

“ALÇAKLIK!!!”:

Cumhurbaşkanlığından yapılan bir açıklamada böyle bir kelimenin yer aldığı bugüne kadar ne görülmüş ne duyulmuş. Diyorum ya, sanki orada birileri var, sürekli Tatar’ın başına çorap örmekteler. Sanki kendi kendine yaptıkları yetmezmiş gibi. Hakkında çeşitli şaibeler bulunan biriyle fotoğrafının yayınlanmasına öfkeleniyor. Rastlantı falan derken, aniden hiddetleniyor ve kendisini eleştirenlere de ahlaksızlık, alçaklık basıyor, “dıştan yönetildikleri” iddiasında bulunuyor. Bunu yapan, Cumhur’un başı… Kendi insanına söylüyor bunları… Halkınıza nasıl böyle yabancılaştınız? Baksanıza herkes ya düşman ya düşmana hizmet ediyor.

 

YENİ HÜKÜMET Mİ?:

UBP kurultayı sonrası, “Yeni Başkan, yeni hükümet, yeni kabine.” Ben demiyorum, UBP Milletvekili Hasan Taçoy söylüyor bunları, vardır elbet bir bildiği. Hade yeni başkanı, yeni bir kabineyi anladım da, yeni hükümet nasıl olacak, işte onu çözemedim. Şimdikinin suyu mu çıktı.  Yoksa eskisiyle yeniden nikah mı tazelenecek…

 

TALEP ETMİŞ:

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Resmiye Canaltay, Ankara’da yaptığı temaslarla ilgili konuşuyor; “KKTC’de yapılacak yol yatırımlarında açılacak ihalelere bizim müteahhitlerin de katılabilmesini istedik… Alt yapı çalışmaları kapsamında fiber optik döşenmeli çalışmalar tamamlanınca 4.5 G-5 G ihalesine çıkılmalı”… Her ikisinde de sadece talep var, sonuç yok. Köy yolları için bile KKTC kendisi kaynak üretemezse, düşeceği durum budur.  Acizlik…

 

KULAKLARININ ÜSTÜNE YATTILAR:

Gelen aşı miktarı ile, Sağlık Bakanı’nın verdiği aşılama oranı arasında fark olduğu ortaya çıkalı, 3 gün geçti. Hala bir açıklama yok. Tatar başka söyler, Üstel başka. Gelen aşı 220 bin 50; aşılama oranı yüzde 18… Sorduk, “aşı stoku mu yapıyorsunuz” diye. Toplam 139 bin 621 kişiye aşı uygulanmış, 77 bin 302 kişiye birinci doz, 62 bin 319 kişiye iki doz. Bu sayı nüfusun yüzde 18’i olabilir mi? Nüfusu bilmediğimiz için mi oluyor bunlar?

 

TÜRKİYE’DEN TL İLE, TÜRKİYE’YE DOLAR ÜZERİNDEN:

Türkiye İhracatçılar Meclisi, Ocak-Mayıs döneminde KKTC’ye TL ile yapılan ihracatın miktarını 1,75 milyar TL olarak açıkladı. Biz karşılıklı ticarette TL’nin değil, dolar’ın kullanıldığını biliyorduk. Peki madem Türkiye’den TL ile ithalat yapabiliyorsak, neden KKTC ürünleri Türkiye’ye dolar üzerinden gidiyor? Neden hala bu konunun halledilmesi için “çalışma yapılacak” diye protokoller imzalanıyor? Anlamak mümkün değil…