Ankara Üniversitesi’nden 20-25 yıl öncesinden hatırladığım Prof. Dr. Firdevs Güneş, şimdilerden Bartın Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı… Geçtiğimiz günlerde Türkiye medyasında da yer alan bir açıklamasında şöyle demiş; “Çocuk için ders kadar oyun da önemli”. Çok doğru söylemiş ve şöyle de eklemiş; “Oyundan uzak tuttuğumuz çocuk, derslerinde başarılı olsa dahi içe kapalı, hareketsiz, alıngan olarak yetişir. İleride de gerek iş gerekse sosyal ortamdan kopuk olur”. Buna da katılmamak elde değil…
Şimdi bu durumu KKTC için bir düşünelim. KKTC’de çocuklarımız ne kadar oyun oynuyor? Oyun oynayacak vakitleri var mı? Sokakta oynanan oyunları biliyorlar mı? Sokakta oynamalarına izin veriyor muyuz?
Bu soruları daha da çoğaltabilirim. Çevreme baktığım zaman ne yazık ki çocuklar oyun oynamıyor, oynayamıyor. Neden oynayamıyor? Çünkü bir grup anne-baba çalıştığı için çocuklar okul sonrasında “etüd” denilen evden bozma, yeterli altyapısı olmayan, “ödev yaptırma ve çocuk oyalama” merkezlerinde zaman öldürüyorlar. Taa ki! Anne-babaları işten çıkıp çocukları alana kadar… Bu çocuklar sokakta ne saat oyun oynayacaklar? Oynayamazlar. Ancak kapalı ortamda veya evde oynayacak. Geriye oynayabilecek oyun olarak ne kalıyor? Bilgisayar oyunları. Sonra da anne-babalar çocukların tepesinde söyleniyor; “bütün gün gene o bilgisayarın önünden kalkmadın”.
Ülkedeki bir grup çocuğun durumu daha da vahim… Bu çocuklar da dershane ve özel dersten özel derse koşuşturanlar grubuna giriyor. En acınacak durumda olanlar bunlar. Öğleye kadar okulda, ondan sonra dershanede, dershaneden eve gel, okulun ve dershanenin verdiği ödevleri yap, takatın kalırsa akşam yemeği ye. Televizyon bile seyretme fırsatın olmadan, yorgunluktan erken erken yatağa git. Bu durum her gün böyle… Eee! Bu çocuk ne saat oyun oynayacak? Oynayamaz.
Firdevs Güneş de şöyle der: “Oyun, çocuğun ilgi ve merakını geliştirmekte, zihinsel becerilerini harekete geçirmekte, yaratıcılığını artırarak öğrendiklerini uygulamaya katkı sağlamaktadır”. Firdevs hocam yapmayın Allah aşkına. Ne oyunu? Oyuna ne gerek var? Çocukları etüde, dershaneye gönderiyoruz ya, yetmez mi?
Firdevs hocanın da hiç işi yok da bakınız ne diyor; “Çocuk oyun vesilesiyle empati yapmayı, karşılıklı diyaloglarda kendi sorumluluğunu fark etmeyi, başkalarına saygı göstermeyi, stresle baş etmeyi, sabırlı olmayı, problem çözmeyi ve liderlik özelliklerini pekiştirmeyi öğrenir”.
KKTC’de böyle çocuğa gerek yok! Bizde yanındaki arkadaşını rakibi gören, yanındakinin kendisinden yüksek not almaması için uğraşan, yalnız ve paylaşmayı bilmeyen çocuklar var.
Bir de son dönemde türeyen anne-baba modeli var. Aman sokağa çıkma! Aman kirlenme! Aman terleme! Aman sen yapma ben senin yerine yaparım! Aman da aman…
Oyundan ve sokaktan uzak bir çocuk daha sonra ne olur biliyor musunuz? Üniversiteye gittiklerinde veya hayata atıldıklarında ciddi sorunlar yaşıyor.
Üniversiteye gittikten sonra sırf bu yüzden okulu bırakmak zorunda kalan geçlerimiz var. Sırf bu yüzden hayatta başarılı olamayan insanlar var. Üniversiteye giden birçok genç; “anne gel bana yemek yap, baba gel beni çalıştır, dede gel bu işimi hallet” durumundadır. Zaten bunların birçoğu da üniversiteyi bırakmak zorunda kalıyor.
Yapmayın Allah aşkına! Bırakınız çocuklarınız kendi işlerini kendileri yapsın. Sorumluluk alsın. Sokakta oynasın, sosyal iletişimleri artsın. Hayatın içinde olsunlar. Anne-baba olarak çocuklarımızı koruduğumuzu zannediyoruz ama bu şekilde belki de onlara en büyük zararlar veriyoruz.
Haydi çocuklar sokağa…
































