Amerikalı eğitimci, yazar, akademisyen Erika Christakis’in bir mülakatında söyledikleri kafamı iyice kurcaladı.
“Küçük çocuklardan bahsederken, onları geleceğe yaptığımız “yatırımlar” olarak görmeye başladık. Ebeveynler, çocuklarının gelecekleri hakkında büyük endişe duyuyorlar ve çocuklarının hayat tecrübelerini, eski nesillerle karşılaştırıldığında oldukça doğal olmayan bir şekilde ve pek keyif almadan yönetiyorlar” diyor Christakis…
Düşündükçe Christakis’e hak vermeye başladım. Çocuklarımızın geleceği ile ilgili endişe duyuyor muyuz? Duyuyoruz. Onları geleceğe yaptığımız yatırımlar olarak görüyor muyuz? Görüyoruz. Neredeyse onların birçok şeyini yönetiyor muyuz? Yönetiyoruz.
İlkokuldan sonra koleje girip girmeyeceğine biz karar vermiyor muyuz? Biz karar veriyoruz. Koleje gitmek isteyip istemediğini sorsak bile, günün sonunda onun istediği değil de bizim istediğimiz olmuyor mu? O acımasız yarışa çocukları sokmuyor muyuz?
Çocuklarımızın kapasitesini göz önünde bulundurmadan, çocukların neyi yapabileceğini bilmeden, onlardan birçok şey istemiyor muyuz?
Daha ileri dönemlerde kaç gencimiz üniversitede okumak istediği konuyu kendisi seçiyor? Bu konuda da belirleyici olan, zaman zaman baskıcı olan biz aileler olmuyor muyuz? Birçok gencimiz ailesinin istediği bölümleri okumak zorunda kalmıyor mu? Tüm bunları düşündüğümde Christakis’e hak veriyorum.
Christakis’in can alıcı ve üzerinde düşünmemiz gereken diğer ifadeleri de şu şekilde; “Çocuklar, küçük yetişkinler değildir. Yetişkin hızını, beklentilerini ve programlarını çocuklara dayattığımızı görmek aydınlatıcı oluyor. Bence ebeveynlerin ve öğretmenlerin çoğu, çocukların gelişmekte olan beyinlerinin yetişkin programlarına ve hızına uygun şekilde tasarlanmadığı gerçeğini kabul edecektir.”
Ben da zaman zaman bunu düşünmüşümdür. Gerçekten bazen çocuklarımızdan gereğinden fazla şeyler yapmalarını, yaşlarına uygun olmayan davranışlar sergilemelerini istiyoruz. Konuya hep kendi bakış açımızla bakıyoruz. Halbuki Christakis’e göre olaylara bir de onların gözünden bakmayı denememiz gerekiyor.
Tam da bu noktada şöyle diyor Christakis; “Hepimiz bu sorunun farkındayız, ancak bu döngüden çıkmak çok zor. Geri adım atmalı ve dünyayı çocukların gözünden görmeye çalışmalıyız. Çocuklarımızın gelişimlerini yetişkin bakış açısıyla gözlemliyoruz ve bir saat boyunca toprak kazmaktan bir şey öğrenemeyeceğimize karar verip çocuğumuzu bahçeden alıyor, önüne matematik çalışma kağıtlarını koyuveriyoruz. Çocukların günümüzde sahip olduğu açık hava vaktinin ve kaba motor becerilerini geliştirmeleri için oynamaları gereken oyunların azlığı insanı hayrete düşürüyor. Bu yetişkinleştirmenin bir kısmı, küçük çocukları neyin mutlu ettiğine dair dikkatsizlik ve onların neler yapabileceğine dair derin bir inanç eksikliğinden kaynaklanıyor.”
Çocukların önüne koyduğumuz matematik çalışma kağıdı konusu çok sıklıkla karşılaştığımız bir durum… Hatta “bütün gün bilgisayarın önünde oturacağına ödev yapsın, soru çözsün, öğretmenler bol bol ödev versin” diyen bir de ebeveyn grubu var son zamanlarda…
Kısacası çocuklarımızı geleceğe yönelik bir yatırım olarak görmekten çok, onların daha mutlu olacakları ortamları yaratmayı seçmemiz gerekiyor. Göreceksiniz ki onlar mutlu olursa siz de mutlu olacaksınız.
































