Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

CMC ve değişmeyen isimler…

Her yıl bu zamanlarda, özellikle de Dünya Çevre Günü yaklaştığında, yeniden gündem olur CMC rezaleti…

Bu yıl da şaşmadı, Lefke’deki sivil toplum örgütleri, bölgeyi temizleme gerekçesiyle işi alan Port İsbi’nin hiç bir şey yapmadığını, arkasından gelen Gür-İş’in de, temizlemeyi bir yana bırakın, daha derin maden arama izninde ısrar ettiğini açıkladılar…

Hiç bir hükümet gereken duyarlılığı göstermedi diyorlar. Oysa konu duyarlılık değildir… Görevdir, yapılması zaruridir. Nesiller kanserden kırılırken, bunu seyredenler, suçludur… Bu son hükümet, herşeyi elini öpene devretmekle meşhur değil mi? Bakın göresiniz, o pislik orada durmaya devam edecek, ‘temizleyeceğim’ diye gelen de, madene daha derin dalacak…

Tam 3 yıl önce yazdığım yazıda, Port İsbi’yi de, sonradan verilen Gür-İş’i de, onlara bu izinleri verenleri de deşifre etmiştim.  Ne değişti? Bölge halkı ve doğa zehirlendiğiyle kaldı… İşin aslını bir daha tekrar edelim…

“UBP, 2013’ün Mart ayında giderayak, Lefke’de maden arama izni verdiğinde, kıyamet kopmuştu.

Şirket kendini savunurken, tuhaf şeyler söylemişti.

Mesela bu ülkeye, rüzgardan elektrik üretmek için geldiklerini, oysa YAGA Başkanı’nın kendilerine maden aramayı önerdiğini ifade etmişti.

Hatırlarsanız, ondan önce de Port İsbi diye bir şirket ortaya çıkmış, CMC atıklarını temizlemeye talip olmuştu. Yıllar geçti, göstermelik bentlerden başka yapılan hiç bir şey olmadı. Hatta bir ara patladı, zehirli sular dönümlerce alana ve denize yayıldı.

Bu yeni şirketin sadece yeraltında ne var ne yok bakacağı, çevrecileri endişelendiren bir durum olmadığı söylenmişti. Öne çıkarılan konu, yine CMC atıklarının temizlenmesiydi. Oysa öyle olmadığı kısa sürede ortaya çıkmıştı.

Şirket, o günden buyana araştırma yapmış, madene rastladığını söylüyor. Hatta şirketin yetkilisi, zamanında 86 bin ons altın, 625 ons gümüş çıkarıldığını hatırlatıyor. Zaten verilen izin, metalik olan veya olmayan madenden bahsediyor. Yani altın da arayabilecek, gümüş de…

Hatırlarım da zamanın YAGA Başkanı nasıl da eleştirilmişti. Hatta şirketin başına geçtiği, evini şirkete kiraladığı dahi yazılıp çizilmişti. Biz de muhalefet etmiştik.

Zira bu işler vahşi işler. Türkiye’de Ege bölgesinde siyanürle altın aramaya karşı çıkan köylüler geliyordu aklımıza. Diğer yandan, CMC’nin yıllar yılı ‘bakır arıyorum’ diyerek siyanürle altın çıkarttığını, sonra da pisliğini atığını nasıl bıraktığını hatırlıyorduk.

Şirketin yetkilileri, geçen yıl yaptıkları açıklamada, 270 kilometrekarelik alanda araştırma yapacaklarını söylüyorlar, 200 milyon dolarlık yatırım, 300-600 kişilik istihdam öngörüyorlardı.  Şimdi öğreniyoruz ki, o gün bu iznin verilmesine karşı çıkan CTP ile CMC’yi ‘mikrop’ olarak tanımlayan Serdar Denktaş, yani bugünün iktidarı,aramanın fiilen başlamasına yardımcı olmuş. Bunu bizzat şirket söylüyor…

CTP-DP hükümeti bu yılın Mart ayında şirketin araç gereç ithaline izin vermiş. Haziran’da arama izni yenilenmiş, ruhsat alanı yeniden belirlenmiş. Taramanın Yeşilırmak’dan, Akdeniz köyüne kadar yapıldığı da biliniyor…

Madenler dünyanın her yerinde aranıyor, çıkarılıyor. Ancak yıllar yılı Lefke’de atılı duran CMC atıkları ortada. Yüzlerce insanımızın kanserden hayatını kaybettiği ortada… Atıkları temizleme amacıyla bölgeye yerleşen şirketin aldığı işi tamamlamaması ve hükümetlerin bunu görmezden gelmesi ortada…

 “Arama” için izin alan Şirkete, ‘işletme’ izni ne zaman verilmiş..? Devletin bu işten karı ne olacak..? Vatandaşın sağlığı nasıl korunacak..? Çevre kirliliğinin nasıl önüne geçilecek..? Hangi teknoloji, hangi yöntemler kullanılacak..? Denetimi doğru dürüst yapılacak mı..? En azından bölgedeki üniversitelerden destek alınacak mı..? Birileri çıkıp bu soruları yanıtlayacak mı..? Şu ana kadar bu yönde olumlu bir çaba yok… Olay tesadüfen basına yansımasa kimsenin de haberi olmayacaktı”…

Yazım böyleydi… Aradan 4 yıl geçmiş… Var mı bir değişim? En ufak bir iyileştirme? Yok!…

Bugünlerde ortaya atılan iddialar da aslında yeni değil. Ama her nedense, sözleşme iptal edilmiyor…

Çünkü, onca tartışılan, şaibeli bulunan bu işlere yol verenler, yine aynı makamlarda… Bizler buna izin verdikten sonra, ne bekliyoruz ki…

 


YERİN KULAĞI VAR

NE ŞİŞ YANDI, NE KEBAP:

New York zirvesi sonrasında, Haziran’da Cenevre’de zirve kararı çıkması aslında  beklenen bir sonuçtu. Bu kararın ardında iki lider de toplumlarına, “ istediğimiz oldu” mesajı verecek. Anastasiadis, “şartımız olan garanti ve güvenlik konularını görüşeceğiz” derken  Akıncı ise, “sadece garanti ve güvenlik değil, açıkta olan tüm konular masada olacak” diyecek. Sizin anlayacağınız her iki liderin de Cenevre’ye gitme bahaneleri hazır. Kısacası ne şiş, ne de kebap yanacak… Sepetle su taşımaya devam…

 

KAFALAR KARIŞTI:

Ard arda gelen anket sonuçları kafaları karıştırırken, Göç, Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi’nin Nisan ayında yaptığı anket sonucuna göre, hiçbir parti %20’yi bile geçemedi. Ankete göre, %25.9 ile oy kullanmam diyenler başı çekti. Kararsız seçmenin oranı da %16.9… İkisinin toplamı %42.8… Oy kullanmayacağını söyleyenlerle, kararsızları bir partiye kanalize etseniz, tek başına iktidar çantada keklik olur…

 

KİM YAPACAK:

Olmadık arazileri ona buna peşkeş çekerken, çürümeye bırakılmış Sea Side’ı birilerine vermek nasıl olur da kimsenin aklına gelmez? Turizm Bakanı da kendisinden önceki onlarcası gibi demeci patlatmış, “Sea Side Otel derhal turizme kazandırılmalı”…İyi de kim yapacak..? Ben mi..?

 

PALAMUT VE GAF:

Karpaz açıklarındaki yabancı balıkçı gemileri için, resmi makamlar, gayet masumane bir gerekçeyle, “kötü hava koşullarından dolayı sığınma” dediler. Sonra bir de bakıldı ki, 9 ton palamut. E maşallah yani, denetime bak… Demek ki adamlar gözümüze baka baka denizi silip süpürmüş… Ve denizlerimiz palamut kaynıyor da haberimiz yok… Bir dönem bir Türkiye Büyükelçisi, balıkçılar kooperatifleşsin, büyük gemiler alalım, adam gibi balıkçılık yapsınlar dendiğinde, “küçük olsun benim olsun” mentalitesiyle kimse yanaşmamıştı. Yemeyenin malını yerler…

 

YENİ BİR DÜNYA REKORU:

Havadis’in boşanma haberini görünce dünyadaki duruma bir baktım. ABD ve AB’de evlenme-boşanma oranları yüzde 50’yi bulmuş, bu da büyük bir panik yaratmış. Oysa bizde durum dehşet. Evlenme- boşanma oranı yüzde 60’ın üstünde… Batı, aile kurumunun bittiğini resmen ilan etmiş. Şimdi korkunç bir rakamı bulan, ana-babasız büyüyen çocukların rehabilitasyonuyla uğraşıyor. Var mı bizde böyle bir gaile? Ne gezer…

 

İŞTE O ZAMAN İSYAN ÇIKAR:

Ülkenin önde gelen kasap ve tedarikçilerinden Hüseyin Kırmızıgil, “Vatandaş Temmuz başından itibaren sofrasına ya et koyamayacak, koysa bile fiyatlar ciddi şekilde yüksek olacak” iddiasında bulundu. Bunun anlamı artık hafta sonları mangalların yanmayacağıdır. Vallahi hükümet ne yapsın etsin bu soruna bir çare bulsun. Zamlar, partizanlıklar, peşkeşler yapıldı, toplumun sesi çıkmadı. Ama hafta sonu mangal keyfini alırsanız işte o zaman ne siz, ne de koltuklarınız kalır, benden uyarması…

 


ZİRVEDEKİLER

Ziya Öztürkler: “Bir gün gelir Kıbrıs Türkünün en büyük düşmanı kendisi olursa şaşmayın! Hoşgörü, anlayış sevgi sözcüklerine kanmayın artık… Dürüstlüğü çıkar, sevgiyi hırs, hoşgörüyü değersizlik, insanlığı para kontrolü altına almış… Varsın biz kendi içimizde didişelim… O, bu, şu, onlar, bunlar, şunlar derken… Vakit daraldı… Vizyondaki filmler çoğaldı…”

 


DİPTEKİLER

Hadi Oradan: Dün,Dünya Çevre Günü idi. Siyasilerimiz gün nedeniyle yayınladıkları bildirilerde, “daha güzel, daha temiz ve daha yaşanabilir bir Kuzey Kıbrıs” dileğinde bulundular. Güzeli çirkinleştiren, temizin kirlenmesine göz yuman, siyasi ve partizanca kararlarıyla ülkeyi yaşanmaz hale getiren sanki bizmişiz gibi. Bırakın çevreyi, memleketin tümünün içine ettiniz…