Kıbrıs müzakere süreci yeni bir dönemeçte…
“Çözüm hemen şimdi…”
Ama hepimiz de biliyoruz ki, masada gelinen aşamada ciddi bir uçurum var.
Belki kalıplaşmış bir lakırdı ama…
Bu ülkenin ciddi yapısal sorunları var.
Üstelik sadece kamu yönetiminde değil.
Zihinlerde…
Kafalarda…
Bir türlü ortasını bulamadık.
Ya “çok devletçi, aşırı kuralcı yapılar” için çalıştı hükümetler…
Vatandaşın işini zorladıkça zorladı…
Ya da, iktidar şansını ele geçirenler, sadece “kendi küpüne” çalıştı…
Her iki yapıda da “vatandaş” özne olamadı.
Bir kere şunu bilmek gerek…
Çözüm gecikir, daha da gecikebilir.
Ama bu zulüm devam edemez…
Standardı yok…
Adaleti yok…
Adalet derken, kastım sosyal adalet…
Devletin kazandığı vatandaşına eşit bölünmez…
Doktoru mutsuz…
Memuru mutsuz…
Hakimi mutsuz…
Polisi mutsuz…
Askeri mutsuz…
Neden?
Kimse halinden memnun değil de ondan.
Üzerine bir de memnun olmayanın “iş yapmama hakkı var” iyi mi?
Çık içinden çıkabilirsen…
Ekonomi odaklı dönüşüm
Artık herkes kafasına yazsın…
Ekonomik seviye buralarda kaldığı sürece, sosyal seviye de burada olacak.
Ekonomik anlamda daha zengin bir toplum yaratmadığımız sürece, aynı sosyal sorunları yaşamaya devam edeceğiz.
Sosyal dönüşüm, ekonomi,k değişimle mümkündür.
Devletin neredeyse “hıyar- domates” sattığı bir ortamda…
Ancak ve ancak maliyetler yükselir.
O çiftliklere sahip olmak için siyasi kavga artar…
Liyakata göre değil, siyasi atamalarla makamlar doldurulur…
Sonra da böyle olur…
Hak etmediği makamlara gelen bir hayle yalaka, o makamları savunmak, korumak için siyasetin yanlışlarının bir numaralı savunucusu olur.
Dolaylı vergilerle dengelenen ekonomi
Bir gerçek daha var.
O da dolaylı vergiler…
Yani, fakirin, fukaranın cebinden “her yıl zorla alınan” para…
Oysa, sosyal devlet…
Çağdaş devlet, dolaylı vergilerle zevahiri düzmez.
Her dolaylı vergi, bu toplumun sırtında pahalılık olarak yük.
Fakirlik demek.
Ehliyette vergiyi artır…
Asgari ücreti artır, vergiyi de o oranda artır…
Eğitim bedava ama paralı…
Sağlık anayasal hak ama paralı…
Yol vergisi…
Oto suya vergi.
Bu nasıl ülke?
Bu nasıl “vatandaştan yana” algı…
Böyle ekonomi yönetimi olmaz…
Üzerine bir de talan…
Vatandaş, kamudan hizmet bekliyor.
Daha iyi hizmet.
Kamuyu yönetenlerden daha verimli bir kamu hizmeti istenedursun…
Biz neyi tartışıyoruz?
Köşe başını tutanların arsızlıkları, yolsuzlukları…
Bakmayın siz kamu önünde tartışılanlara…
Bir de buzdağının görünmeyen yüzü var…
Rüşvet aldı başını yürüdü…
Bakanlar, milletvekilleri iş takipçisi oldu…
Ötesi var, bir savunma da gelişti:
“Bakan çocuğuysa iş yapamaz?”
“Bakan babasıysa iş yapamaz?”
“Bakan akrabası ise iş yapamaz?”
E yapamaz be buba.
Yapmaycak…
Yapacaksa sen bakan olmaycan.
Bu yapı içerisinde, öyle görünüyor ki, başlar ayak oldu ama ayaklar da baş…
Kimin eli kimin cebinde belli değil.
Vatandaş gittikçe daha büyük bir buhran içerisinde.
Yatırımcı iş yapamaz oldu.
Kamuda işler yürümüyor.
Her köşede bir tıkanıklık.
Bakanı, müsteşarı aramadan kimse iş çözemez oldu…
Velhasıl…
Deniz bitti, kara göründü…
Gemi kuma saplandı…
UBP- DP de ülkeyi yönetiyor ya, bir karar verecek…
Daha çok icraat yaparak mı oy artıracak, yoksa yana yandaşa daha çok kıyak geçerek…?
Her gün yeni bir başarısız kamu hikayesi dinlemekten bıktık.
Sendikalar da kamudan maaş çekenlerin bu halkın daha iyi hizmet alması için var olduğunu idrak edecek.
Kamu hizmeti daha sağlıklı olursa, daha fazla artış alacak.
Toplum fakirleşirken, sistem çökerken, sadece kamudan maaş alanın bu kötülüklerden korunması da sosyal adalet değil.
Umarım bu da artık anlaşılır…
Devletin evlatları ve üvey evlatları gibi bir yapı çıktı ortaya…
Bir topluma yapılacak en büyük kötülük de budur.
































