Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çipras’tan KKTC hükümetlerine (Çipras savaş tanrısı Aris! Ya bizimkiler ne?)

 

Yunanistan’ın savaş tanrısı Aris yahut şimdilerdeki adı ile Çipras nihayet göklerdeki tahtından inerek yerlerdeki kulübesinin kerevetine oturdu! Kısaca AB’ye açtığı savaşı kaybetti!
Oysa hangi vaatle kazandıydı seçimi? “Yunanistan’ın 350 milyar Euro’luk borcunu sildirip, kemer sıkma politikalarını kaldıracağı” vaatleriyle! Her halde Yunan seçmeni, “işte Zeus’un Yunan halkına gönderdiği oğlu büyük kurtarıcı Aris bu Çipras’tır” demiş olmalı adamı bir gecede Başbakan yaptı! Şimdilerde ise aynı Yunan halkı kuyruklara girmiş bankalardan paralarını çekip çekip başta Türkiye olmak üzere dış ülkelerdeki bankalara yatırıyorlar, ne olur ne olmaz tedbirlerinde!
YA ÇIPRAS! Bugüne kadar hamama girmediği belliydi! Çünkü yeni terlemeye başladı! Devlet yönetmenin kravatı fora edip en pahalılarından elbiseler giyme fantezileri olmadığını da yeni öğreniyor! Kısaca Çipras bırakın AB’yi ikna edip borçlarının silinmesini altı aylık erteleme süresini bile kabul ettiremedi. Nitekim ne dedi Almanya Maliye Bakanı: “Sorun kredi programının uzatılıp uzatılmaması değil, mali yardım programında verilen sözlerin tutulmasıdır…”
ANLADIK MI “SÖZ”ÜN NE OLDUĞUNU! Bundan önce şunu anladık ama: “Devlet yönetmenin Sol’u Sağ’ı yoktur. “Aklı” vardır bir, basiret sahibi olmayı gerektirir iki, uluslararası ilişkileri güvenilirlik esaslarında sürdürmek gerekir üç! Çipras şimdilerde hem nasıl devlet yönetildiğini hem de uluslararası anlaşmaların maskaralık olmadığını öğreniyor!
YA BİZİM “ARIS”LERİMİZ ÖĞRENİYORLAR MI? Sanmıyoruz! Kırk yıldır sağmal inek esamesine koydukları devletin memelerine sarılmışlar hâlâ çekiştirmekten vaz geçmiyorlar. Çünkü biliyorlar. Bu devlet yaşasın diye Türkiye o parayı hep gönderecektir! Dolayısıyla kurutuyorlar ki yeşertsin!
Ama ilahi adalet vardır: Ter akıtmadan Rum’un Kuzey’deki varlıkları üzerinde oluşturulan bu devletin hiç hayrını görmedik! Nitekim 1974’te elimize geçen tek bir Rum varlığını yükseltip yüceltemedik! Ne yaptıksa batırdık, ufaladık… Tutun ki ilahi adalet tecelli etti!
FAKAT: Artık “batırdıklarımızın” ah vahını değil, o “enkazın üzerinde yeşerttiğimiz bizim olan Türk damgalı varlıklarımızla” gururlanıyoruz! Üniversitelerimizden devasa turistik otellerimize, kentleşmeden yollarımıza, barajlarımızdan sanayi tesislerimize, büyük alışveriş merkezlerimizden tarım sektörlerimize varıncaya kadar… Kuzey Kıbrıs, Türk insanın teri, kanı, canı ile yeşeriyor, büyüyor, gelişiyor. Ve ne diyoruz? “Artık çözüm Türk halkının Kuzey’deki hayat hakkı üzerinden sağlanacaktır!”
Hadi devleti yüceltip büyütmek yerine, hâlâ o 1974’lerden kalma “devletçilik” zihniyeti ile iştigal etmeye çalışan hükümete bir de bu vizyondan bakalım:

**********

Öğrenmenin sonu yoktur: (Gün gelecek nasıl devlet yönetileceği öğrenilecektir!)

Son zamanlarda “özel sektör” gelişirken KKTC’de kendine daha çok “olanak tanınması” ve “yer açılması” taleplerini de öne çıkarıyor! Dolayısıyla çoğunluğu devlet görevlileri olan “sabit ücretlilerin sendikaları” ile çatışıyor ve “özel sektör” alanına giremeyen bu sendikalar tarafından hakka ve kanunlara davet ediliyorlar! Hem devlete verdikleri daha doğrusu vermedikleri vergileri nedeniyle hem de yanlarında çalıştırdıkları işçilerin haklarını çiğnedikleri nedeniyle!”
BUNA KARŞIN: Devletin gailesi, sürekli büyürken kendine KKTC’de çok daha büyük oranlarda ekonomik yatırım olanakları talep eden özel sektörün gelişmesi falan değildir! Asıl sorunu artık elinde tutmanın büyük külfet haline gelen “devlet sektörlerini” yönetemeyecek duruma gelmesidir!
Nitekim KTHY’yi batırmasından bu yanadır tüm devlet sektörlerine de yenik düşmeye başlamıştır. Mesela Elektrik tahsilatlarını Kıb-Tek’e devretmek zorunda kalırken, Sütçülüğü de Kooperatifleştirerek elinden çıkarmak zorunda kaldıydı!
Ercan Havaalanı bu sürecin bir parçasıydı! Fakat ondan önce şunu hatırlatalım: TC ile 2013-2015 yıllarını kapsayan mali ve ekonomik protokolü vardı. Yukarıda “Çipras’ın açmazlarını” yorumlarken hatırlattığımız “uluslararası sözleşmelerin öneminde” KKTC hükümetlerinin de bu sözleşmeyi yerine getirmeleri yükümlülükleri vardı. Ne oldu? Bugüne kadar savsakladılar hâlâ devam ediyorlar! Nitekim nasılsa yap işlet devlet sisteminde “biz Ercan’ı kimselere yedirtmezdik ama” diyerek ağıt yakıyorlar. Pişmanlık büyük!
Pekala ne elden çıkarmaz da ne yapardınız? Çok açık yazayım: Her devlet sektörünün yaptığı gibi “Devleti Ercan Hava Alanına yedirirdiniz!” Tıpkı zamanında KTHY’ye yedirttiğiniz gibi! Tıpkı Kıb-tek ve telekomünikasyonun yemekte olduğu gibi! (Unutmayın petrol fiyatları yarıya düştü KIKTC insanları hâlâ dünyanın en pahalı elektrik faturasını ödüyorlar!)
KISACA: Gelip giden hükümetler 1974’ten sonra ikame ettikleri “devletçiliği” terk etmek istemiyorlar! O zaman da o sözü çok edilen “kurumlaşmalar” gerçekleşemiyor! Çünkü ne zaman ülkede bir “yatırım” söz konusu olsa ne zaman bir “söz”ün yerine getirilmesi gerekse önce “devlet ve mevzuatı ile cebelleşmek zorunda kalmaktadır! Ki bunun son örneği “bize kazık attı” dedikleri Taşyapı’nın patronu Emrullah Turanlı’dır. Adama kâr yapıyor diye kızıyorlar!
ŞUNU DA HATIRLATALIM AMA: Ne “özelin savunucusuyuz ne de özelleştirmelerin. Hatta eğer devletin elinde tuttuğu sektörleri popülizm içerikli yöntemlerle değil, devlete yansıyacak kârları yararları ile yönettiğini görseydik, bu kez “özelleştirilmelere karşı çıkar kıyametleri kopartırdık! Mal meydanda ama! Nitekim dün şöyle dedikti. “Artık özelin sırtınızda yük olmasını değil, sizin özelin sırtında olacağınız “özelleştirmeleri” de öğrenmek zorundasınız! Ve her halde öğreneceksiniz!

**********

Kısaca takıldığım (Zavallı köpekler!)

Bu soğuk havalar beni de rahatsız etti! Başım çatlıyor ve öksürüyorum. Yine de sızıdan çatlayan o başımı soğuklara vururken “sokaklardaki kedilerle köpeklere taktım, akşamları “acaba şimdi neredeler, nerelere sığındılar, nasıl korunuyorlar” diye diye sabahları uykusuzluğa yediriyorum…
Geçen gün bir grup üniversite öğrencisini izledimdi. Boş bir arsadaydılar. Biri kız ikisi erkek bir süs köpekçiğini sevip okşuyor, öpüp kokluyorlardı… Ve yanılmıyorsam o kız öğrenci ağlıyordu… Sonra ne oldu bilir misiniz? Bir tanesi köpeği yere koyup tasmasını çıkarttı. Köpeği sırayla kucaklarına alıp yeniden sevip okşadılardı. Ve o sevimli hayvancağızı arabaların park yeri olarak kullanılan boş arsada bırakarak bir arabaya binip uzaklaştılardı! Hayvancık bir süre o arabanın arkasından koşsa da arsanın hemen yanından geçen trafiği yoğun ana yolu aşamamıştı! Olduğu yere çöküp başını arabanın uzaklaştığı yöne doğru uzatıp, belki de diyorum, ağlamaya başlamıştı!
YÜZLERCESİ İLE SOKAKLARA BIRAKILAN KÖPEKLER VARDIR: Ben DAÜ’lü öğrencileri görüyorum… Her birinin elinde hem de pahalılarından süs köpekleri, kurt köpekleri cins cins! Ya tatillerde yahut mezun olup giderlerken onları işte o yukarıda anlattığım gibi şurada burada bırakıp gidiyorlar! Ne arayan var ne soran! Arayıp soranlar da gösteriş olsun diye kartondan kutular yapıp barınak diye gidip Namık Kemal Meydanı’na koyuyorlar! Ki herkes görüp köpekleri ne kadar sevdiklerini anlasınlar!
KISACA: Yüzlerce kedi köpek bu soğuklarda telef oluyor! Çektikleri acılar, açlıkları bir yana! Bu sorunu çözün. Dine imana inanmıyorsanız bile insanlık adına olsun çözün, çünkü onlar hayvandırlar ne sorunlarını çözecek akla sahiptirler ne de siyasi erke!