Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

OKUNMASI GEREKEN BİR YAZI…

 

Doğduğum kent.
Ailemin hayata yeniden tutunduğu kent.
Politikacıların yeteneksizliğine, Vandalların büyük yıkımına, zamanın tahammül edilmez yıpratıcılığına direnen kent.
Başına eklenen “Gazi” unvanının sığ kaldığı kent.
Sevgili Mağusa.
Mağusamız…
Vatan şairi “sineğinden ve dedikodusundan” şikayet etse de, Othello kıskançlıklar krizine girip de kendi kendini deşse de aslında o çoktan dünya sahnesinde yerini aldı.
Biz fark etmesek de.
Artık uğramaz olduğumuz o sokaklara bizden daha fazla değer biçiliyor.
Çoktan dünya literatürüne girdi ve bize rağmen konuşuluyor.
Büyük bir utancı bağrında taşıyor (Maraş) ama hep geleceğe umutlu mesajlar gönderiyor.
Anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğmak için muazzam bir çaba sarf ediyor.
“Akdeniz’in parlayan yıldızı” olmak için “ben de varım” diyor ama her seferinde karşısına devasa sorunlar çıkarılıyor.
Tüm bunlara rağmen o kendi kendini yeniden yaratıyor.
İşiterek ve okuyarak her seferinde bizi hayretten hayrete düşürüyor.

     ***

Sevgili Okan Dağlı’nın “MEDENİYETLERİN KESİŞTİĞİ KENT MAĞUSA” kitabını elime aldım dün.
Bir kez daha Mağusamız ile gurur duydum.
Sevgili Okan ile de.
Bereket ki aktif politikadan vakit bulmuş da 3 yılda 3 kitap yayımlamış.
Doktorluğunun yanı sıra doğduğu ve kimliğini kazandığı kente diyet borcunu ödemiş.
“Vermeden alan” bir kültüre inat, vefa ve tevekkülün örneği olmuş.
Şiddetle okumanızı salık veririm…

      ***

Aslında hayat bu topraklara vefa borcudur aynı zamanda.
Ve bu bir reklam yazısı değildir.
Havadis yayımlarını kurduğumuzda “burun kıvırmaların” en orijinal örnekleriyle karşılaşmıştık.
Çünkü 1964’te üretimden koparılan ve 1974 sonrası tescillenen bir kültürdü karşımızdaki.
“Ne faydana olacak” şeklindeki maddi gericilikle mücadele ettik.
Parasal olarak hiçbir faydamız olmadı.
Bilakis “zarar” ettik.
Sevgili okuyucu;
Havadis yayımları olarak işte dördüncü kitapla karşınızdayız.
Dr. Okan Dağlı’nın “MEDENİYETLERİN KESİŞTİĞİ KENT MAĞUSA” kitabıyla.
Ve sıradakiler bekliyor.
Dr. Turhan Korun’un Kıbrıs Türkü’nün yakın geçmişine tanıklık eden anı kitabı.
Başkent Lefkoşa’nın enteresan bir rengi olan Şefik Zağul’un şiir kitabı.
Benim “kelimelerin kraliçesi” diye nitelendirdiğim Bedia Balses’in kitabı.
Bu yaşam paradan ibaret değildir.
Eğer sahip çıkmazsak kültürümüze işte o zaman yok oluruz…

     ***

Son söz, Okan Dağlı’nın muhteşem arka kapak yazısıdır:
“Bir insanın önce yüreğinde başlar barış. Binlerce, on binlerce insanın yüreklerinde başlar barış… Kendisini gün gelir ‘ötekinin’ yerine koyup onun acılarını, sevinçlerini, inançlarını anlarsa eğer, onun da insan olduğunu hatırlar ve ayni gökyüzü altında yaşadıklarını, ayni topraklarda doğup büyüdüklerini düşünürse eğer, başlar barış.
Yaşanılan savaşların, yaşadığı kente ve ülkeye sadece acı, hüzün ve ayrılık getirdiğini hatırlarsa insan, sevdiklerinden ve yaşadıkları coğrafyadan onları kopardığını bir kez usunda tazelerse eğer, işte o an yüreğinde barış başlar.
Barışla hareket eder, konuşur ve tartışır. Ve bundan bir şey kaybetmediğini yaşayarak öğrenir. Yarım asır sonra insanlarımız, kentimiz Mağusa’nın tüm semavi dinlerin, medeniyetlerin ve kültürlerin ortak kenti olduğunu hatırlarcasına beraber hareket ediyorlar. Yolda, sokakta ya da bir cenazede, camide veya bir kilisede sevinçlerini ve acılarını paylaşıyorlar. Barışı inşa ediyorlar kısacası. Barış öyle bir şey işte… Ne Lefkoşa’daki masada, ne New York’ta bir apartman katında, barış insanların yüreğinde tekrardan yeşeriyor binlerce yıllık tarihi olan kentimizde.”