Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çin ekonomisindeki değişimin dünyaya etkileri

Çin ekonomisindeki olumsuz bir kımıldama bir günde tüm piyasaları salladı. Shanghay borsasında son iki ayda gerilemeler yaşanmakta idi. Geçen hafta içinde ise bir günde % 8.5 bir düşüş yaşanmasıyla arkasından ABD, Avrupa ve dünyadaki tüm borsaları olumsuz etkiledi. Bu ülkelerde % 4-7 arası düşüşler yaşandı. Türkiye’de de etkisini göstererek TL değerinde sert düşüşler oldu.

Çin’de çıkan son 2015 gerçekleşme göstergelerine göre sanayi üretiminde bir miktar gerileme ve bu yıl Çin ekonomisindeki yavaşlama, Yuan’ın da devalüe edilmesiyle dünya piyasalarında panik yaşanmış ve borsalar olumsuz etkilenmiştir. Çünkü Çin, nüfusuyla, ekonomisi, ihracatı, ithalatı ve para hacmi ve her açıdan ölçek olarak dünyada en büyük bir ülke olması, dünya ülkeleri ile ticari ilişkilerinde alım ve satımlarının da büyük hacimlerde olması, herhangi bir değişiklikte tüm ülkeleri etkilemektedir. Çin’in nüfusu bir milyar 380 milyonlarda büyük bir tüketici pazarı olduğu kadar, ucuz ve yoğun miktarda işçilikle ve doğal kaynaklar yanında ileri teknoloji ile büyük bir üretici ve talebi çok yüksek bir ülke. Bu bakımdan özellikle yakın ve yüksek miktarlarda ticari ilişkiler içinde olduğu ABD, Avustralya, Avrupa ülkeleri, özellikle Almanya, Kore, Japonya, Hindistan, İngiltere ve Belçika, Hollanda gibi Avrupa ülkeleri ile Güney Amerika ülkeleri, gelişmekte olan Asya ülkeleri ve bazı Türkî devletlerle olan ithalat ve ihracat rakamları her bir ülke ile 200 milyar$ ile 40 milyar$ arasında değişmektedir. Bu rakamların sadece değişme ihtimali ilgili ülkelerin ekonomileri ve üretimlerini oldukça etkileme kapasitesi mevcuttur.
Çin’in ithalatı 2 trilyon dolara yakın ve ihracatı da 2 trilyonun üstünde olan ve ticaret açığı değil ticaret fazlası olan dev bir ülkedir. Dünyada da en çok döviz rezervlerine sahip ülkedir. 3 trilyon 388 milyar$ kadar korkunç bir rakam döviz rezervine sahiptir ve devlet kontrolündedir. Bu rakam döviz rezervine önem veren Rusya’da 416 milyon$, Güney Kore’de 363 milyon$, Brezilya’da 374 milyon$ ve Türkiye’de 130-120 milyon$ arası, AB Merkez Bankası bünyesinde ise 50 milyon$ karşılığı döviz rezervi vardır. AMB (ECB) fazla döviz rezervinin bulundurmamasının nedenini Euro’nun güçlü olduğu gerekçesine bağlamaktadır.
Çin’in sadece ABD’ye ihracatı 325 milyar$, ithalatı da 240 milyar$’lar seviyesindedir. Hongkong’a 267 milyar$ ve Japonya’ya, Almanya ve Avrupa ülkelerine de her birine 30 ila 76 milyar $ seviyesinde olduğunda, Çin’de üretimin gelişiminin duraklaması halinde diğer ticari ilişkileri yüksek olan ülke ekonomilerine olumsuz etkisini daha rahat düşünebiliriz.
Çin, özellikle son 10-15 yılda çok yüksek büyüme oranları ile kalkınmıştır. Son yıllarda ise yine dünyadaki diğer ülkelere göre yine yüksek bir büyüme hızı olan % 7’ler civarında büyüme içindedir. Tabii ki gelişmiş ülkelerin büyüme hızı ile gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızı farklı olmasına rağmen, 2008 krizinden bu yana gelişmiş ülkelerdeki durgunluk ve çok düşük büyüme hızlarına karşılık, Çin’in hala gelişmekte olan bir ülke olarak yüksek oranda bir gelişme hızı içinde olduğu aşikârdır. Ancak geçmiş yıllara göre bu yıl sanayide bir duraklama veya az da olsa bir gerileme göstergesi, imalata tabi mallar ithal ettiği birçok bu gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde mallarının satılamama korkusu tümünü sarsmıştır. Dünya piyasalarında da önemli endişe ve borsalarda sarsıntılar geçirilmektedir. Çin’in sanayi üretimindeki gerilemeye karşılık, hizmet sektöründe bir genişlemeye gitmekte olduğu dolayısıyla bu yıl konan % 7 büyüme oranında da bir değişiklik olmayacağını duyurmaktadır.
Esasen Çin’in yüksek büyüme oranı ile büyümesi ve Çin mallarının birçok pazarları sarması, başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerde kaygı ile izlenmekte idi. Geçen yıl hatırlıyorum ABD yetkililerinin ve ekonomi yorumcularının beyanatlarında, Çin’in Asya’da pazarını gittikçe genişletmesi dolayısıyla, ABD’nin pazar payını azaltmamak için çok dikkatli olunması gerektiği üzerinde duruyorlardı. Ve rekabetçi bir politika uygulamaları gereğine işaret ediyorlardı.
Çin ise bu yıl gelişme sürecini toparlamak ve mallarının ihracatta fiyat avantajı yakalaması için kendi parasının değerini Yuan’ı düşürerek dıştaki Pazar payını arttırmaya gayret etmektedir. Böylece içte de üretimini arttırmak için, yerel mallara karşı tüketim meylini arttırmak istemektedir. Çin’in iç pazarı da çok büyük. Bu tabii ki küresel alanda endişeleri çoğaltmaktadır. Birçok açıdan ekonomi politikalarında yapılabilecek değişiklik algıları paniği arttırmaktadır. Çin’de son yaşanan dalgalanmadan sonra Yuan’ın değer kaybetmesiyle emlak değerlerinin de düşmesi sonucu, yabancıların emlak alımlarını arttırmak ve yabancı sermaye çekmek amacıyla emlak alım kurallarını geçen gün gevşetti.
Türkiye’nin Çin ile önemli bir ticaret hacmi olmamakla beraber küresel piyasalardaki panik ve borsalardaki düşüş, tabiatıyla Türkiye’yi de borsada düşüşlerle, ekonominin dövize bağımlılığı yönünden, olumsuz etkilemiştir. Dövize olan talep, döviz borçları ve yatırımların dış sermayeye bağımlılığı, TL’de değer kaybını getirmiştir. Hükümet kurulabilse idi, daha önce açıklanan yapısal önlemlerle ilgili alınacak kararlar ve uygulamalarla bir toparlanma dönemine girilebilecekti. Ancak bu hususların sene sonuna kadar ertelenmesi, riskleri arttırmaktadır.
Temenni etmiyoruz ancak genel kanı seçimlere kadar da dalgalanmanın süreceğidir. Çünkü gerek hükümet gerekse Merkez Bankası da yapısal ve etkili olabilecek kararlar almayı