ManşetRöportaj

Serez: Yanından ayrıldığım iki asker şehit oldu






Kıbrıs TMT Mücahitler Derneği Genel Sekreteri Çetin Serez, Boğaz’da görev yaptığı sırada 20 Temmuz Barış Harekatı’nın yapılacağını aynı günün sabahı 02.00 sıralarında öğrendiklerini ve beklemeye başladıklarını anlattı.

Haber: Gözde Süreç Sarı Fotoğraf: Süleyman Önal

Harekatın 05.20’de başlayacağını öğrendiklerini aktaran Serez, “Bu çok büyük bir heyecandı. Kafamız hep gökyüzünde, acaba olacak mı olmayacak mı? Saate bakıyoruz, dakikalar geçmiyordu. Hayatımın en uzun süren dakikalarını geçirdim. Sonra tam 05.20’de korkunç bir motor sesi duyduk. St. Hilarion’da Rum mevzilerine bombardıman başladı.” dedi.

Kıbrıs TMT Mücahitler Derneği Genel Sekreteri Çetin Serez, 1964 yılında Boğaz sancağında göreve başladığını ve emekli olana kadar da görevini sürdürdüğünü belirterek, 20 Temmuz Barış Harekatı ile ilgili anılarını Türk Ajansı Kıbrıs’a (TAK) anlattı.

Mücahitlerin imkansızlıklar içinde büyük fedakarlıklarla görev yaptığını söyleyen Serez, “11 yıl tüm bölgelerde mücahitler namüsait şartlarda mücadele verdik.”  diye konuştu.

Mücahitlerin rolünün önemine vurgu yapan Serez, “Mücahit büyük görev yapmıştır. Boğaz’da mücahit olmasaydı belki de çok daha değişik durumlar olabilirdi” ifadelerini kullandı.

 

Çetin Serez

“İMKANSIZLIKLAR İÇİNDE FEDAKARCA GÖREV YAPTIK”

Boğaz sancağında üç tabur bulunduğunu anlatan Serez, ciddi imkansızlıklar içinde çok az kişiyle, fedakarca görev yaptıklarını belirtti.

15 Temmuz Yunan Darbesi öncesinde bazı istihbaratların geldiğini ancak kısıtlı imkanlar içinde fazla yapacakları bir şey olmadığını söyleyen Serez, bayraktarlığın emri ile 14 Temmuz’da seferberlik ilan edildiğini kaydetti.

Serez, “Bizim her şeyimiz kısıtlıydı. 14 Temmuz tarihinde seferberlik ilan edildi. Lefkoşa’dan bize iki bölük gönderilmişti. Çok şaşırmıştık. Bu kişiler arasında yönetim kademesinde isimler de vardı. Rum’da bir karışıklık olduğu hissedilmişti” diye konuştu.

“MÜDAHALE İÇİN BEKLEMEYE BAŞLADIK”

15 Temmuz Yunan Darbesi’nin ardından bir bekleyiş başladığını söyleyen Serez, Türkiye’den bir müdahale olup olmayacağının beklenmeye başladığını anlattı.

Müdahalenin sürekli konuşulduğunu dile getiren Serez, “15 Temmuz’dan sonra bir bekleyiş başladı.  Acaba bir müdahale olacak mıydı? Subaylar haricinde, mücahit müdahale olacağına pek inanmadı.” dedi.

Bu bekleyiş sırasında her gün müdahale gerçekleşebilecekmiş gibi hazırlıklara başlandığını belirten Serez, Pınarbaşı Havalimanı’nda pistin büyük zahmetlerle yapıldığını, olası çatışmada birliklerin nereye gideceğinin belirlendiğini, mermi ve harp paketlerinin dağıtıldığını anlattı.

 

Çetin Serez

Serez, 20 Temmuz sabahını şu sözlerle anlattı:

“19’u 20 Temmuza bağlayan gece 02.00 sıralarında Boğaz Komutanlığından bir telsiz mesajı geldi.  Mesajda, ‘derhal Muharebe İdare Yerine gelin’ deniyordu. Yer altında bir yerdi, şimdi orası bir müzedir. Üç tabur komutanı, ben Plevne Bölük Komutanı, Karargah ve Destek Bölük Komutanı oraya birbirimizden habersiz gidiyoruz. Orada komutan masada oturuyor. İçeri girdik. ‘Arkadaşlar, derhal birliklerinizi kırmızı alarma geçirin. Sabah indirme ile çıkarma başlayacaktır. Gazanız mübarek olsun’ dedi. Bize birer zarf verildi. Hiç konuşma olmadı. Çıktık birbirimizin yüzüne baktık. Bir heyecan var ama biz de konuşmadık. Birliğe gidip odama geçtim. Zarfı açtım Genel Kurmay Başkanlığı’nın yazısı olduğunu görünce müdahalenin olacağını anladım. Derhal içtima istedim. Personeli uyandırdık, sabahın üçüydü. Onlara bombardımanla indirme ve çıkarmanın başlayacağını anlattım. Personel pek inanmadı ama emir verdim ve personel, sefer görev yerine dağıldı. Sabah 05.20’de bombardıman başlayacak. Bu çok büyük bir heyecandı. Kafamız hep gökyüzünde, acaba olacak mı olmayacak mı? Saate bakıyoruz dakikalar geçmiyordu. Tam 05.20’de korkunç bir motor sesi duyduk. St Hilarion’da Rum mevzilerine bombardıman başladı.”

Serez, bir anda gökyüzünde jetler bombardımana katılırken, helikopterlerin belirdiğini ve paraşütleri indirecek nakliye uçaklarının da görüldüğünü söyleyerek, “Üç unsur da gökyüzündeydi. Bambaşka bir durum vardı” dedi.

Paraşütlerin inmeye başladığını, inenlerin Pınarbaşı Havalimanı’na ulaştıklarını ancak Türk ve Rumların nerede konuşlandığını bilmediklerinden o bölgede bulunan mücahitlerin onlrı alıp Boğaz bölgesine intikallerini sağlamaya başladıklarını söyleyen Serez, “Mücahit büyük görev yapmıştır. Boğaz’da mücahit olmasaydı belki de çok daha değişik durumlar olabilirdi. 20 Temmuz gecesi en uzun ve en korkunç geceydi. St Hilarion’da 24 şehit verilmiştir” dedi.

Muharebelerin ertesi gün de devam ettiğini anlatan Serez, Alayköy ve Dikmen’den Rumların havan ve topçu birliklerinin Boğaz’a mermi yağdırdıklarını söyledi.

Çetin Serez: “YANINDAN AYRILDIĞIM İKİ ASKER ŞEHİT OLDU”

Telsiz mesajıyla yeniden karargaha çağrıldığını dile getiren Serez, orada komutanın Sancaktar emekli albay merhum Ali Melih Demirel olduğunu, komutanın onlardan paraşütlerin indiği Pınarbaşı Havalimanı’na giderek Rumların bulunduğu noktaları, askeri hedefleri göstermelerini istediğini kaydetti.

Serez, her bölüğün bir aracı olduğunu, o araca binerek Pınarbaşı Havalimanı’na gittiğini, her yerin karmakarışık bir durumda olduğunu söyleyerek, iki askerle birlikte araca bindiklerini, Dikmen ve Alayköy’deki hedefleri gösterdiklerini, dört topa da hedeflerini verdiklerini ve atışın başladığını Dikmen’in susturulduğunu belirtti.

“Tekrar araca bindik. O iki askeri, aldığımız yere gitmeleri için yakınlarda bir yere indirdik. Oradan 500-600 metre gittikten sonra arkamda şiddetli bir infilak duydum. İki asker de şehit oldu” diyen Serez, “Bu da benim için çok acı bir olay oldu” diye konuştu.

“İKİNCİ GÜN TANKLAR..”

Barış Harekatı’nın ikinci gününde tankların Yavuz Çıkarma Plajı’ndan çıkmaya başladıklarını ve Boğaz’a ulaştıklarını belirten Serez, daha sonra 23 Temmuz günü karargahtan aldığı telsiz mesajıyla kendisine Yüzbaşı Yalçın Kızılçullu’yu bulma görevinin verildiğini kaydetti.

Bu görevi alarak Lefkoşa’ya gittiğini anlatan Serez, “Lefkoşa’nın cehennem gibi bir yer olduğunu gördüm. Bir bir hastaneleri gezmeye başladım. Gezdim ama onu bulamadık.” diye konuştu.

Serez, daha sonra hastanenin en üst kısmında bir kişinin bulunduğunu öğrenmesi üzerine orada ağır yaralı bir şekilde Kızılçullu’yu bulduğunu ve helikopterle Türkiye’ye gönderildiğini söyledi.

1976 yılında Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın kurulduğunu, eski taburlar dağıtıldığını ve yeni birlikler kurulduğunu anlatan Serez, Düzce (Ahna) bölgesinde kurulan birliğin tabur komutanlığına Kızılçullu’nun tayin olduğunu öğrendiğini belirtti.

Serez, “O dönem ben de yüzbaşı olmuştum. Yanına gittim, sarıldık. Karısı ve iki küçük kızı da oradaydı. Onlara beni göstererek, ‘Hayatımı ona borçluyum’” dedi.

“TANKLAR BOĞAZ’A ULAŞTI”

İki barış harekatının arasında ateşkes ilan edildiğini dile getiren Serez, Türkiye’den gelen tankların Boğaz’a ulaştığını kaydetti.

Yakıt sorunu yaşanmaya başladığını belirten Serez, ikinci gün iki tabur yani 108 tankın Boğaz’dan Gönyeli’ye kadar sıralandığını, yakıt sorununun da seyyar benzin istasyonu getirilerek çözüldüğünü söyledi.

İkinci Harekatın ilki kadar kanlı olmadığını belirten Çetin Serez, Barış Harekatı’nın ikinci aşamasında helikopterle Gazimağusa’ya giderek durumu gördüklerini, tüm halkın suriçinde toplandığını tespit ettiklerini söyledi.

Ateşkes döneminde, Boğaz’da 60 yataklı hastane kurulduğunu anlatan Serez, çadırlarda ameliyatların yapıldığını daha sonra hastanelerin devreye girdiğini belirtti.

Türkiye’den Kıbrıs’a yapılan yardımlara da değinen Serez, havadan yemek yardımlarının geldiğini üzerine moral verici notlar iliştirildiğini aktardı.

“MÜCAHİTLER NAMÜSAİT ŞARTLARDA YILLARCA MÜCADELE VERDİ”

Mücahitlerin yıllarca çok zor şartlarda mücadele verdiğini vurgulayan Çetin Serez, “11 yıl tüm bölgelerde mücahitler namüsait şartlarda mücadele verdik. Yıllarca dağlarda sebze meyve görmeden çok zor şartlarda görev yaptık. Sonra bir gün dağa domates geldi. Tüm mücahitler domatese bir bir ekmek batırdık, sırf tadını alabilmek için” dedi.

Halkın o yıllarda büyük dayanışma gösterdiğine işaret eden Serez, “Halk birlikti bir bütündü, şimdi bu birliktelik yok gibidir. Halk tek yumruktu. Başındaki birlik komutanına saygılı ve disiplinliydi” dedi.

Boğaz’da görevli olduğu dönemde Limasol’da bulunan ailesiyle uzun süre iletişim kuramadığını anlatan Serez, “Limasol’da sadece bir evde telefon vardı, bir de Lefkoşa Saray Otel’de telefon vardı. Ayda yılda bir Saray Otel’e gider oradan arardım ailemi” diye konuştu.

Bu 1958 yılında başlayan sürecin gururunun Barış Harekatı olduğunu dile getiren Serez, “TMT mücahit oldu. Tarihte görülmemiştir, bir devlet kurdu. Kurucu meclis üyeleri de TMT’dendi. Çok zor bir dönem geçirdik.” ifadelerini kullandı.








Başa dön tuşu