Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Cenevre’de sonu gelmez düet

Cenevre’deki beşli konferansın cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık düzeyinden dış işleri bakanlığı düzeyine indirilmiş olması, görüşmelerin ya daha epeyce uzayacağı veya çökeceğine delâlet ediyor olabilir mi?

Çoğunlukla yazılarımı Cuma günleri yazar, Cumartesi sabahleyin gözden geçiririm ve öğleye gazeteye gönderirim. Yarın, Cuma günü işim olduğu için yazıyı bugünden yani Perşembe günü yazıyorum. Anlayacağınız, ben bu yazıyı yazarken daha beşli konferans başlamamıştı bile. Dolayısıyla sonucun ne olacağı konusunda hiçbir fikrim yok. İnşallah her şey iyi gider de hafta sonuna konferansa cumhurbaşkanı ve başbakan da katılır.

En azından şu ana kadar işlerin yolunda gittiğini gösteren bazı emareler var. Bugün sabah sabah Dayanışma Partisi’nin başkanı Eleni Theoharus’un Cenevreden ayrılacağını Twitter’de duyurduğunu okudum. Kendisine eşlik eden milletvekili Mihalis Yorgallas da ilk uçakla Cenevre’yi terk ediyormuş.

Çözüme karşı olanların ileri gelenlerinden biri olan Eleni hanım, Twitter mesajında Anastasiyadis’i Helen topraklarını Türkiye’ye peşkeş çekmekle suçluyor. Onun yoldaşları, çoğunlukla, cumhurbaşkanlarını vatanı satmakla suçluyorlar. Kendisi bir adım daha atarak Anastasiyadis’in Helen topraklarını Türklere badava teslim ettiğini iddia ediyor.

İlginçtir, Türklere göte Akıncı vatanı satıyor. Hele de yeni Kıbrıslılar, kılıç kalkan kuşanmış, sahaya inmişler ve referandumu bekliyorlar. Yeni Doğuş Partisi başkanı Prof. Erhan Arıklı buyurmuşlar ki “Taraflar Cenevre’de imzayı atarlarsa bu iş bitti diye düşünüyorlar ama son sözü halk söyleyecek. Nüfusun %35’ini oluşturan TC vatandaşları hayır diyecek.”

Rumlara bakılırsa, Nikaro (Büyük Niko) vatanı satıyor. O satıyor, bizimki satıyor ancak ortada alıcı yok. Her zaman en uçlarda durmayı seven Eleni gibiler de Nikaro’yu hainlikle suçluyorlar. Eleni’nin ne çetin ceviz olduğunu herkes biliyor.

Yıllar önce, henüz DİSİ üyesiyken yazdığı bir yazıda Eleni hanım, Türk yönetimi altına girip Türk sultanlarının sarayında cariye olacağına Türklere karşı savaşarak kahramanca ölmeyi tecih ettiğini yazmıştı. Bunun üzerine Lukas Haralambus bir yazı yazarak “Hanumissa Eleni”nin korkmasına hiçbir neden olmadığını yazarak saraydaki cariyelerin rastgele alınmadığını, seçilerek alındığını hatırlattı. Oraya genç ve güzel kızların seçildiğini vurgulayarak Eleni’nin o kategoriye girmediğini çünkü cariye olacak kadar genç ve güzel olmadığını belirtti.

Eleni, haklı olarak, bu ifadeleri hakaret olarak algıladı ve Luka aleyhine dava açtı. Davayı görmek için kadın bir yargıç atandı. İki seneden fazla süren dava, Luka’nın beraatı ile sonuçlandı. Zavallı kadının cariye olamayacağı mahkemece onaylanmış oldu. (Eleni, Truva savaşlarına neden olan Truva prensi Paris’le kaçan İspartalı Menelaos’un güzeller güzeli  karısının adıdır. Biz ismi Fransa üzerinden aldığımız için onu Helen olarak biliyoruz. Jacques Offenbach’ın bu konuyla ilgili “La Belle Helene/Güzel Helen yani Güzel Eleni” adlı bir operası bulunmaktadır.)

Eleni’nin Cenevre’den ayrılması ne denli hayra alametse Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ve Başbakan Aleksis Tsipras’ın Cenevre’ye gitmemiş olmaları o denli şerre işarettir. O ikisinin mühürü olmadan sorunun çözüleceğini beklemek safdillik olur. Mevcut koşullarda Cenevre’de her sıkışan ya Ankara’ya ya da Atina’ya telefon etmek zorunda kalacak. İşler uzayıp gidecek.

Toplantıdan birkaç gün önce Erdoğan, Tsipras ile telefonda konuşmuştu. Herhalde nabız yoklamıştı. Bir şeyler çıkmayacağını anlayınca Cenevre’ye Çavuşoğlu’nu gönderdi. Başbakan Binali Yıldırım bile kış kıyamet günü, oralara gitmek zahmetine katlanmadı. Zaten onun Türkiye’de yapacak önemli işleri vardı. Ivır zıvırla uğraşamazdı.

Sonuç alınacağına inansaydı Erdoğan gitmemezlik etmezdi. Hem de “barış meleği” olarak uçar giderdi. Uçağını da gazetecilerle doldururdu. Aslına bakılacak olrsa, buna benzer bir şeylere şiddetle ihtiyacı var. Batı dünyası tarafından dışlandığını görüyor ve, eminim, bu durum hiç de hoşuna gitmiyor. Bir zamanlar açık kucaklarla karşılanan ve saygı gösterilen Erdoğan gitmiş; yerine kendisiyle konuşmak isteyen bile olmayan biri gelmişti.

“Buna çok mu ihtiyacı var?” diye soranlar çıkabilir. Yumuşak güç (soft power) sahibi olmak istiyorsanız buna ihtiyacınız var. Uluslararası toplulukta saygı gördüğünüz oranda sözünüz geçerli olur. Sağa sola posta koyarak saygı göremezsiniz. Olsa olsa güçsüz komşularınızı korkutursunuz. Onlar da size zoraki bir saygı göstermek zorunda kalırlar.

Güçlü olup da Erdoğana saygılı davranan tek lider, Putin’dir. Putin Türkiye’nin sıkıştığını gördükçe Türkiye’ye daha da ykınlaşıyor. Putin’in derdi Türkiye’yle değil, Nato’yla. Nato’yu zayıflatmaya çalışıyor. Amacına ulaştığı anda Türkiye’ye dişlerini göstermeye başlarsa hiç şaşırmam.

Bir tek Putin’in saygı göstermesi Erdoğan’ı kesmez. O, Beyaz Saray, Downing Street, Versailles Sarayı gibi yerlerde ağrlanmak ister. Kıbrıs sorununun çözümü, bu kapıları açmaya neden olabilir. Daha da ileriye gidelim: Gelen sene Barış Nobeli’ni alan grup içinde de olabilir rahatlıkla.

Ne var ki, bütün bu hayaller başka bir bahara kalmak durumunda. Kıbrıs sorunu gibi ciddi bir konunun dışişleri düzeyinde çözülebileceğini sanmıyorum.

Bir de bakarsınız, yanılmışım. Ne hoş olurdu.