Bu hafta gerek Kıbrıs kamuoyunun gerekse dünyanın ağırlıklı gündemi, Cenevre’de gerçekleştirilmiş olan Kıbrıs konusundaki Konferans olmuştur. Kamuoyu geleceğimizle ilgili bu önemli Konferansa kilitlenmişti adeta.
KKTC Cumhurbaşkanlığına Sayın Mustafa Akıncı’nın seçilmesinden bu yana yeniden başlatılan, -ve geçmiş 50 yıllık müzakerelerin devamı olarak, geçmiş yıllarda alınan ‘Kararlar ve İlkeler çerçevesinde’,- canlandırılan müzakereler, 20 aydan beri Kıbrıs’ta iki Lider’in Başkanlığında ve teknik seviyede iki taraf BaşMüzakere’cilerinin Başkanlığındaki müzakere heyetleriyle sürdürülen süreç, bu güne kadar başarılı bir şekilde ve Türkiye Cumhuriyeti ile işbirliği içinde, yeni gelişmeler ve ilerlemelerle Kıbrıs görüşmelerine ivme kazandırıldığı bir gerçektir.
Bu süreçte Kıbrıs konusunun, Uluslararası bir Platformda Cenevre’de BM Genel Sekreterinin Yönetiminde 3 Garantör Ülke’nin katılımı ile de ilk defa 5’li bir Konferansa başarılı bir şekilde taşınma aşamasına yükseltildiği de bir gerçektir.
Ayrıca Türk tarafının; uzun yıllardan beri şimdiye kadar kırmızı çizgileri olan siyasi eşitlik, iki kesimlilik iki kurucu devlete dayalı ve Türkiye’nin Garantörlüğünde olarak özetlediğimiz Türk tezini muhafaza ederek ve savunarak, en son Cenevre Konferansında da Türk tarafının karar alma mekanizmalarında etkili katılım ve dönüşümlü Başkanlık’tan ve Türkiye’nin garantörlüğünden taviz vermeden, barış sürecinin başarılı olunması için her safhada sarf ettiği gayretle müzakerelerde bir çok farklı görüşlerde sağlanan yakınlaşmalarla, bu safhaya gelinmesine yardımcı olduğu da açıktır.
Cenevre’de süregelen Konferansı izlemek için dünyadan ve KKTC’den görsel ve yazılı basının yoğun katılımı ile günü gününe kamuoyu olarak çok başarılı bir şekilde bilgilendirildiğimiz için, bu gün herkesin izleyip bilgilendiği konuların tekrarını yapmayacağım.
Ancak, şu birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde özellikle de sürecin uzun zamandan sonra, uluslararası bir platforma taşındığı bir süreçte, bilgi edinmede her zaman imkânı bulunan Hükümet yetkililerinin, ve görüşmelerin başladığı günden bu yana tutanakların sürekli Meclise gönderildiği bir ortamda, basına ve kamuoyuna yönelik, özellikle son zamanlarda sürekli olarak tam gerçek bilgiye veya sonuca ve açıklığa kavuşmayan ve Toplumun hassas olduğu konularda yanlış ve mesnetsiz haberlerin sürekli servis edilip toplumu tedirgin etmenin, bölüp parçalamanın ve toplum kesimlerini birbirine düşürüp bilgi kirliliği ve huzursuzluk yaratmanın, ne kadar zararlı olduğunu söylemek gerekir mi bilmem.? Çoğu haberlerin Rum basınına dayandırıldığı da açıkça ifade edilerek yorum yapılmaktadır. Rum basınında çıkan her haberin gerçekçiliği nedir bilinmeden. Belki de Rum basını bilinçli bir propaganda savaşı yapmaktadırlar ve bunda başarılı oluyorlar.
Gerçek olmayan haritaları ve haberleri sunarak yayınlamak ve bunlar üzerinde yorumlar yaparak cepheleşme yaratmak, ve ‘en milliyetçi’ olma yarışına girmek hakiki milliyetçilik değildir. Kimsenin bilmediği harita konusunda sahte haritaların uçuşması, doğru bilgi edinmeden sürekli süreci yürütenlere çamur atılması, toplumumuzu bölüp parçalayacak birbirine düşürecek spekülasyonların yayılması hiçbirimize fayda sağlamaz. Bu şekilde kendimize zarar veririz. Gerçekleri ilk ağızdan öğrenerek, ve halka gerçeklerle kendi görüşleriyle birlikte doyurucu bilgilerle açıklamak, ve konulara sarahat getirmek, Ülke menfaatleri doğrultusunda sürece doğrusu ile katkı koymak, en başta KKTC Hükümet ve Yetkililerine düşen bir görevdir.
Devletin Hükümeti ve Kurumları tatmin olmadıkları konulardaki bilgileri edindikten sonra onlar üzerindeki düşüncelerini ve tenkitlerini yapmaları ve halkı bilgilendirmeleri en doğal haklarıdır. Bu şekilde sürece de görüşleri doğrultusunda katkı yapmaları en doğrusudur . Çünkü sonuçta referandumla Çözüme Halk karar verecektir.
Cenevre’de Kıbrıs Türk tarafı ve garantör ülke Türkiye, şartlarını koymuştur. Savunulan haklar bellidir, yıllardan beri bu güne kadar konan kırmızı çizgilerdir, ve bunlar resmi olarak deklere edilmektedir.
Süreci Cenevre’de izleyen ve kamuoyunu tarafsız bir şekilde anında sürekli bilgilendiren gazeteci-yazarların bir çok haber yayınlarından ve Sayın Hüseyin Ekmekçinin hem yayında hem de geçen günkü yazısında; Cenevre’ye giden Hükümet üyelerinin, Cenevre’de, Türk Müzakereci heyetine sert tepki ortaya koyduğu, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın bilgilendirme isteğini reddettiğini, Hükümet üyelerinin, yönetim ve güç paylaşımında ilerleme olmadan harita vermenin pazarlık payını tükettiği ve zarar verici olduğu yönünde oradan uzun bir açıklama yaptığına değinerek, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş hariç, BM Genel Sekreterinin verdiği resepsiyon davetine de Başbakan’ın katılmadığı, haberi vardır. Cenevre’ye kadar gidip de, Konferansa katılan gerek Türk Tarafı gerekse konferansa katılan Taraf Ülke heyetleri ve BM yetkilileri ile temas ve görüşmeler yapmadan otelde kaldıkları bilgilerinin de yayınlanması, doğrusu Uluslararası böylesi bir platformda Garantör Devletlerin ve heyetlerinin ve bir çok uluslararası kuruluşların katıldığı bu davete de gitmemek, ve kendi kendilerini Otel’de izole etme gibi davranış içine girilmesi, inanılır gibi değildir.
Halbuki bu ortamı yakalayan ve Cenevre’ye kadar da giden Başbakan gerek kendisinin gerekse ekibini de görevlendirerek temas ve görüşme fırsatlarından yararlandırması ve madem ki tereddütleri vardı aydınlığa kavuşturması ve görüşlerini usulüyle Hükümet olarak uluslararası diplomatik kurallarla karşılıklı görüş alış verişi yaparak halkı bilgilendirmesi gerekmez miydi?
Harita sunulmakla bütün kozların verildiği iddiası ileri sürüldü. Harita tek taraflı değil, her iki tarafça da birlikte ve yalnız İki Lider tarafından BMGS’in Özel Temsilcisine verilerek kasaya kilitlendiği ve müzakere edilmediği ekranlardan herkes tarafından izlendi. Bu tek taraflı yapıldı gibi bir algı yaratılması da gerçeği göz ardı etmektir. Ayrıca içerik bilinmemekle beraber, %29+ global oran Türk Tarafının 1989’lardan beri görüşmelerde verdiği ve müzakerelere o tarihlerden beri konu olan bir oran ve gündem maddesidir.
Ayrıca Tüm konularda uzlaşıya varılması halinde bir bütün olarak birlikte görüşülüp uzlaşı sağlanırsa bir sonuca ulaşılacağı da Cumhurbaşkanı ve sözcüsü tarafından defalarca açıklanmıştır. Türkiye Dışişleri Bakanı da bu yönde çeşitli açıklamalar yapmıştır. TC Cumhurbaşkanı da 3 şartı tekrarlamış bu konularda taviz verilmeyeceğini açıklamıştır.
Cenevre’deki Konferansa dönersek yapılan resmi açıklamalardan, bazı konularda ilerleme ve yakınlaşmalar sağlandığı ifade ediliyor. Güvenlik ve Garantiler konusunda bu güne kadar Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye’nin kırmızı çizgileri de orada tekrarlanmıştır. Ayrıca AB’nin ‘birincil Hukuku’ olması da Türk tarafının ortaya koyduğu vazgeçilmez bir koşuldur.
Yunanistan ve Rum kesimi Güvenlik garantiler konusunda halkımızın genel hassasiyetini ve Müzakerecilerin bunu sürekli görüşmelerde tekrar ederek deklere etmelerine rağmen ve geçmiş tecrübeler ışığında garantilerin kaldırılmasının Türk tarafınca kabulünün mümkün olmadığı ve geri adım atılamayacağı konusundaki tutumuna karşı, tüm Taraf Ülkeler Konferansa hazırlıklı geldiği halde, Yunanistan’ın süreci erteleme taktikleri, Mont Pelerin’den sonra sürece bu safhada soğuk su dökmüştür.
Sonunda, teknik seviyede iki taraf Başmüzakereci’lerinin başkanlığında heyetler ve garantör devletlerin teknik heyetleri ile Cenevre Konferansına 18 Ocak 2017’de devam etmesi kararı alındı. Burada ulaşılacak safhaya göre de, 5’li konferansın belirlenecek seviyede devamına karar verilecek.
BMGS Özel Temsilcisi Eide’ın Konferansın sonundaki açıklamasında, ‘Konferansın devam ettiğini’ söyledi ve ‘en iyi şansla karşı karşıyayız’ ifadesini kulandı.
Konferansın Perşembe’den sonra ara verilmesini takiben basın toplantıları oldu. Cumhurbaşkanı Akıncı’nın basın toplantısında özet olarak, sürecin son aşamasına gelindiği, ilk defa bir 5’li konferansa ulaşılan bir süreç yaşandığını, bundan sonra da ortaya çıkacak ortak anlayış çerçevesinde toprak, garantiler ve tüm konuları birlikte değerlendireceklerini ve sonuçlandıracaklarını söyleyerek, ‘5’li konferansla başlamış olan sürecin şimdi devamını dilerdik’, diyerek bu konuda Türkiye’nin, BM’in, AB’nin ve tüm Tarafların da aynı görüşte olduğu, ancak Yunanistan’ın süre talebi üzerine Ocak ayının 18’ine kadar ara verildiğini, ve konuların konsensüsle ilerleyebileceğine atıfta bulunarak en yakın tarihin tespit edildiğini, söyledi.Kıbrıs’ta da temas ve görüşmelerin devam edeceği, heyetlerin çalışacağını, sürecin iyi niyetle ve karşılıklı anlayış ile götürülmesine ve çözüm bulunmasına çalışıldığını, çözüm sürecinde tüm tarafların ortak görüşlere yaklaşmaları için sabır gerektiğini, ifade etti.
Türk tarafı haklarını da koruyarak iyi niyetle süreci götürmeye ve ortak anlayışa varmaya çalışmaktadır. Karşı tarafların niyeti de çok önemli, her sorun sağduyunun ve ortak anlayışın gelişmesine bağlı olarak çözülebilir. Bundan sonraki çalışmalar da Hayırlı olsun ve Kıbrıs Türk halkı için Hayırlısı ne ise, o olsun diyoruz. Süreci yaşayarak göreceğiz.
































