Geçmişe bakıp “ah vah” çekmenin, “keşke”lerle üzülüp yerinmenin tırnak kadar kıymet’i harbiyesi yoktur! Yine de insan o yürek sızısı kadar ıstırap verici “pişmanlık” baskısını hissettiğinde “ah vah” da eder, “keşke” de der! Ki siyasi geçmişimizi bu duygulardan azade kılamayız! Tek tesellimiz “benzer pişmanlıkları yaşamayacak deneyimi kazanmışlığımız olmalıdır” diyeceğiz de hayır yine kazanmadık!
NEDEN CEMAATTIK? Kendimize “halk” demek için çok uzun yıllar geçmesi gerekti. Nitekim rahmetli Necati Özkan’ın kurduğu Dr. Fazıl Küçük’ün de katıldığı “Katak” (Kıbrıs Adası Türk Azınlığı” kurumu olarak adlandırıldıydı! Hem kendi kendimizi “azınlık” esamesine düşürmüştük hem de “cemaat!”
Kıbrıs Türk cemaatı oluştan “toplum” oluşa çok sonraları geçtik de “cemaatten ne farkı vardı” derseniz, tutun ki birisi Arapça idi diğeri Türkçe! Kısaca “vatan ve millete” geçiş yapmak için 1983’ü beklemek gerekecekti! Öyle de “ulus devlet” mefhumunu yücelteceğimize bu kez de başımıza “Kıbrıslılığı” sardıktı! Hem de Rumların çatır çatır “biz Helenizmin bir parçasıyız, Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır” naraları atmalarına karşın! Kısaca “kelimelerle kanımıza ruhumuza enjekte edilecek “Kıbrıs Türk halkı” gerçeğine varabilmek için aradan uzun yıllar geçmesi gerekti! Pekala vardık mı?
KADERİMİZİ TAYİN HAKKI: “BM’ler sözleşmesine göre her halk kendi geleceğini tayın etme hakkına sahiptir. Lenin’in de “Halkların Kendi Kaderini Tayin Etme Hakları” adlı kitabında bu siyasi irade anlatılır.
Bir süre önce bu konuyu yine köşeme taşımış “1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulmasında, Annan planının referandumla oylanmasında bu siyasi hakkımızı kullandığımızı hatırlatmıştım.” Her iki olay da “siyasi kaderimizi saptamak” içindi.
ANCAK: Her iki olaya da “devlet olarak değil, “Kıbrıs Türk azınlığı” oluşu çakan “cemaat” esamesinde katılmıştık! Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken iki ayrı bölge olmadığı için Yönetime ve güç paylaşımına yüzde 30 oranı ile katılmıştık bu da resmen azınlık oluşumuzun tesciliydi!
Annan planında da “iki parça devlet” yahut Kurucu Devlet” denmesine karşın “federal sistem” içindeki siyasi yerimiz yine “azınlığı” çakan dolayısıyle bizi “cemaatlaştıran” sistemdi!
SONUÇ: Bugün de müzakere masasında Türk halkı için sürdürülen pazarlık, “cemaat esamesindeki Türk azınlığının Kuzey’de hangi haklarla var olacağıdır!” Sorunun uzman hukukçularına göre Kıbrıs’ta tek halk olduğu iddiasını sürdüren Rum tarafı çoğunlukta olduğu için referandum da bu çoğunluğun adaya egemen olması için yapılacaktır.
**********
MÜŞAVİRLER OLAYI: (BU SİSTEMDE ÖYLE GELDİ BÖYLE GİDECEK!)
Müşavirler olayı, engelliler için inşa edilmekte olan binanın özele tapulu yahut tahsisli çıkması olayı, Taşınmaz Mal Komisyonunun sıfırı tüketmesi olayı, KKTC’nin dış borcunun 16 milyar euro olduğu olayı… Bunlar üç dört güne sıkışmış olaylar. UBP-DPUG Hükümeti sorunlarla boğuşuyor. Belli ki KKTC gemisini yüzdürmek o kadar kolay olmayacak. Şimdilik bağımsızların desteğini alyor ama nereye kadar?
Ve şu müşavirler olayı! Yıllardır çözemediğimiz sorunlardan biri olarak devam ediyor. Başbakan yardımcısı S. Denktaş’ın da söylediğince “Maliye’de (yahut devlette) devamlılığın sağlanabilmesi için atamalar da yapılacak, müşavir yaratılacaksa müşavir de yaratılacak.”
Devletin çarkları “Üst Kademe Yöneticileri” ile dönüyorsa ki ne kadar döndüğü de devletin içine düştüğü felaket durumdan bellidir, dönmeye devam edecektir! Ancak halledilmesi gereken büyük sorun şudur:
Müşavirler öyle geldi böyle gider klasiğinde “gelip giden hükümetlerle mi gelip gitmeye devam edecekler, yoksa hükümetler gelip giderlerken onlar yerlerini koruyan “akil insanlar” olarak mı görevlerine devam edecekler? Geçmişte “müşavir” kadroları deneyimli, devletini milletini severken titreyen kadrolardan oluşurdu. Zaman geçtikçe bir “ikbal” sebebi oldu. Eş dost, partili derken, zaten bir buçuk yıl bile hükümet olmaya dayanamayan siyasi partiler; “nasılsa gideceğiz bari hem partiye hem partililere kıyak çekelim ki sandığa oy, yandaşların ceplerine papel olarak yansısın! En azından “Allah senden razı olsun, sayende nemalandık” hayırdualarını alırız, dedilerdi herhalde!
Yıllar bu minval üzere geçti! En son bir müşavir arkadaşımı ziyaret ettiğimde değişen hükümetle birlikte kızağa alındıydı. Bir koca ve bomboş toplantı masasının tam ortasında oturuyor gazetesini okuyordu! Sordumdu: Gazete bitince ne yaparsın? “Oda oda gezer arkadaşlarla yarenlik ederim” dediydi!”
CTP’nin Müşavirlerle ilgili Üst Kademe Yöneticiliği yapan Kamu görevlilerinin atanması hakkında (değişiklik) yasa önerisi de Meclis’te ret edildi.. İyi mi oldu kötü mü oldu bilmiyoruz ama çorap ipliğine bağlı “iktidarın” ne “atanmaları için dayatılan partilileri “atayamam” diyecek hali vardır ne de parti kademelerinden gelen emirleri dikkate almayacak lüksü vardır! Her gelen iktidar gibi partilere uygun “kadrolarını oluşturacak” ki oluşturmadığı için sırtından hançerlenirken, “sen de mi Brütüs” demek zorunda kalmasın! **********
KISACA TAKILDIĞIM: (KOOPERATİFÇİLİK YENİDEN CANLANDIRILACAKMIŞ!)
Bir Kooperatifçilik sevdalısı olarak “Kooperatifçiğin yeniden canlandırılacağını işittiğimde sevindim.” Ki bu ülkeye tek icraat kaydetmeden sadece Kooperatifçiliği idame ettirmek hizmetlerin en büyüğü olacaktır. Çünkü işte o zaman çiftçi, köylü, hayvancı, bahçeci, kısaca “üretici” kendi işinin patronu, ağası olacaktır!
Üreticinin kendisi ekecek, kendisi biçecek, kendisi pazarlayacak, kendisi kazanacak… O zaman devletin sırtındaki kamburlar da azalırken, örgütlü ve kollektif hareketlerden kaynaklı “işbirlikleri ile işgücü” de memlekette yıllardır aranıp da bulunamayan “sistemi” yaratacaktır. (Ben de okuduklarımdan, TV. Kanallarında gördüklerimden öğrendim.) Gidin İsrail’e, gidin Hollanda’ya Kooperatifçilik nedir görün, bilgi alın, hatta yaşayın, gelip yaşatın..
































