Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

CEMAATTIK. (DEVLET OLDUK AMA!)

Cemaat” topluluğundan devlet olmazdı!  Nitekim uzun süre kendimize Kıbrıs Türk Cemaatı dedikti. Hatta “Cemaat Meclisimiz” bile mevcuttu.

Ne var ki hem Rum tarafıyla mütekabiliyet esasında bir siyasi hiyarerşi oluşturmak hem de adanın Kuzey’inde  resmen bir Türk devletinin varlığını çakmak efkârında, tutun ki kendimize “devlet” dedik..

Ki öncesinde “Otonom Türk Yönetimi” ardından da “Kıbrıs Türk Federe Devleti” vurgulamasında iki “siyasi ve idari” denememiz olmuştu..                               Anayasamızı da bir devletin devlet olarak düzgün çalışması  için gerekli olan tüm maddeleriyle oluşturduyduk.                   Meclisimiz, vekillerimiz, hükümetlerimiz kısaca yasama yürütme erklerimiz ve seçimlerimizle  de  başladık devlet gibi davranmaya..

Ki hâlâ “devlet” gibiyiz ama işte sorun: “Toplum” gibi davranıyoruz!

Nitekim  şimdilerde tümü de rahmetlik olmuş sayıları parmakla gösterilen liderlerimizin yarattığı “liderlik” yıllarından kalma alışkanlıklarla asla kurtulamadığımız “sen-ben” tartışmalarıyla zaman öldürüyoruz!

Öylesine kıyasıya dalaşıyoruz ki “işte yine ve yıllardır olageldiğince bir erken seçimin daha kapı eşiğindeyiz!

Çünkü devletin kaderini yüklenip bahtı kara maderini değiştiremediğimizden, zırt pırt yönetimlerle yöneticileri değiştirip düze çıkacağımızı istikrara kavuşacağımızı zannediyoruz!

***

BU KISIR DÖNGÜYÜ KIRAMADIK! Hayır “devlete” inançsızlığımdan söz etmiyorum. İnsan yurdunu seviyorsa onu yüceltecek en yüksek mertebe  “devletten” öte ne olabilir, hangi yönetsel sistem düşünebilir.

Ne var ki “devlet kurmak kolay “yürütmek” zor oluyor!

Bu nedenle olmalı geçen gün Maliye Bakanı Dursun Oğuz’un son “mali durumumuzla” ilgili beyanatını bu düşüncelerle değerlendirmeye çalıştım. Ve bir kez daha “iyi ki varsın Ankara” dedim. Ya maazallah hani sık sık  bağıra çağıra,  “çekse elini üzerimizden” diyoruz ya!

Allah muhafaza! Ki borcun içinde batıp gitmişiz!  Merkez bankasından 830 milyon borçlanmışız.

Fakat bu sıkıntılar içinde Ankara’ya giden Dursun  Oğuz  kısacık temaslarına karşın bile yine ülkeye dolu geldi..   Şöyle ki:                          Pandemiden önemli ne olabilir? Türkiye bize en kısa sürede aşı ulaştıracak..       İktisadi işbirliği protokolü de Erdoğan’ın önündeymiş imzalayacak..

Yani maddi manevi yardımlar devam ediyor.. Bizden bekledikleri sadece bir teşekkür..                                                                                          ***

OYSA BİZ NE YAPIYORUZ? Varlığını idame edemeyen, hayatiyetini Ankara’nın parasal katkılarıyla sürdüren, Rum tehditlerine Türkiye’nin  garantörlüğü sayesinde karşı durabilen yapısallığımıza aldırmadan hukuk çerçevesinde çözülecek  “Kuran kursları” olayına  sığınarak  “husumetle Ankara’ya saldırıyoruz..”

“Olamadığımız devletimize”  karşılık “bağımsız ve bağlantısız devletimizi” savunarak, kimselerin bizi vesayet altında tutamayacağını savunuyoruz..

Ve diyoruz ki “TC’deki yetkililerin bizim hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkelerine aykırı şekilde açıklamalar yapması kabul edilemez…”  “Türkiye yargı bağımsızlığımızı kaldırmak istiyor!”

Sanki biz “devlet olarak devlet gibi hareketle görevlerimizi ödevlerimizi  yerine getirmişiz gibi!

Sanki devletimizin her bir yanını  cennetmekân haline yapmamış gibi!

Sanki ne yolsuzlukta tarağımız ne rantta bezimiz yokmuş gibi!

Sanki hakçasına adilane  kazanmışız da vergimizi vermişiz gibi!

Sanki çok üretip çok satıp çok kazanmışız gibi!

Sanki de gerçekten dirayetli ve kudretli devletmişiz gibi!..

***

KISACA TAKILDIĞIM: (İLÂHİ YARABBİ ŞÜKÜR!)

Yıllar yılıdır bir Cumhurbaşkanımızın yada bir makam sahibi siyasimizin, kısaca Kıbrıs sorunuyla ilgilenen bir kişinin… Emekli Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel’den sonra ilk kez Kıbrıs Türk halkının “self determinasyon” yani “kendi kaderini tayin etme hakkı olduğunu” söyleyen bir kişiye rastladım:  Sn. Cumhurbaşkanı Tatar’a..

Geçtiğimiz gün Cenevre öncesi hazırlıklarıyla ilgili konuşurken ve “Cenevre’ye iki devletin egemen eşitliği temelinde işbirliğini içeren yeni bir vizyon eşliğinde gidileceğini” söylerken şunu da hatırlattı: “Self determinasyon hakkına sahibiz..”

Ki BM’lerce bizim gibi toplumlara verilen bir hak..   Lenin’e göre “bağlanmak” ötesinde “ayrılık” hakkı da mevcut. Yani Rumlar aslında Kıbrıs cumhuriyetini kurarken de yıkarken de bizi siyasetlerinin zokası gibi kullanarak  self determinasyon haklarını kullandılardı.

Bizse toplum olarak KC’ine “katılım hakkımızla” dahil olduktu..

Bugün “self determinasyon” hakkımız hâlâ bakidir..  Bir devrelerde Taner Erginel bu konuyu hukuk açısından çok işlemişti de Kıbrıs siyasi sorununu öteden beri etki tepki politikasında Rum’un emrine havale ettiğimiz siyasetler nedeniyle  umurumuzda bile olmadıydı!                                                    İlk kez bir Cumhurbaşkanımız “self determinasyon (kendi kaderimizi tayin etme hakkımızın) olduğunu hatırlatıyor.. Cenevre öncesi iyi hatırlatma..                                                                   ***

NOT: Farkındayım! Yukarıda devletle ilgili ters  görüşlerimle şu anda sözünü ettiğim self determinasyon gibi bir siyasi haktan söz etmem belki zıtlaştı ama bilirsiniz, “derici de sevdiği deriyi döver!” Ki yurdumu da severim devletimi de…