Köşe Yazarları

Çare, yasayla zorlamak…







Zeki Çeler iyi niyetli bir Bakan. Bir şeyler yapmaya çalışıyor.




Hem işçinin daha çok kazanması, hem de Anayasal hak olan örgütlenme hakkına, toplu iş sözleşmesine kavuşabilmesi adına.



Amacı, Yerel İstihdamı Destekleme Fonu’nda biriken parayı, sendikalaşan işyerlerindeki yerel çalışanlara katkı olarak dağıtmak.

Tartışma yapmayı bilimsel olarak beceremediğimizden midir, yoksa ideolojik bakış açıları ve siyasi duruşlardan kaynaklı olarak, objektif olamadığımızdan mıdır nedir, bu konu da yeni bir kamplaşmaya neden olmuş durumda.

Nereye elimizi atsak, kaosa dönüyor. Çünkü statükoya, tabulara dokunduğunuz anda, kıyamet kopuyor…

Niyet güzel aslında.

Ancak, işverenin rızasına kalmış olması, “eşit işe eşit ücret” evrensel kuramına aykırı sonuçlar verecek.

Teklifi kabul eden patronun yanında çalışan tezgahtar, yararlanacak, “Ben bu işte yokum” diyen işverenin yanında aynı işi yapan bir başkası mağdur olacak. Hem de devlet eliyle.

İşverenlerin kazan kaldırmasını anlıyoruz. Onlar, “varsın işçi daha az alsın, ben başıma toplu iş sözleşmesi, sendika derdi alamam” noktasında. Ama uygulamayı savunanlar dahi, bundan bahsetmiyor. Biri “dayatma yapamazsın” diyor, diğeri “bakanıma dokunma”…

Ne yazık ki tartışma, onların belirlediği düzlemde sürüyor. Tam da istedikleri gibi. Bağırış, çağırış, birbirini kötüleme, sonra yine eskiye dönüş…

Klasik, emek-sermaye çelişkisi.

Daha önce de yazmıştım, bundan tam 46 yıl önce, Londra’da Metal Box’da vardiyalı işçi olarak işe girerken, işveren önce “Git Union’a (sendikaya) üye ol” dedi. Olduk. Çünkü şu kadar işçiden fazla çalıştıran her iş yerinde yasal zorunluluktu. Devlet kaçak işçiyi de, çalışma düzenini de sendikalar eliyle otomatikman denetlemiş oluyordu. İşçi de güvencedeydi. Bir süre sonra bir zarf geldi, sendikadan. Baktım, 60 sterlin. O zaman iyi para. İki haftalık kadar. Meğer Toplu sözleşmeyi yenilemişler, bu da geriye dönük alacakmış. Bizim için hayal bile edilemeyecek bir olaydı. İçinden 10 sterlinini sendikaya bağışlamıştım da bu defa adamlar şaşırmıştı.

Burnumuzun dibinde, güneyde de böyle…

Dünyada liberalizmle beraber, “sosyal-demokrasi”, “sosyal devlet” olguları giderek yükselirken, bu çelişki işçilere yasalarla sağlanan haklarla en aza indirgenmişken, ne yazıktır ki, Kıbrıs’ın kuzeyinde asla böyle bir çaba olmamıştır.

Sosyalist partilerin iktidarları döneminde dahi. Aksine bu çelişki her zaman vardı ve giderek kökleşti.

Sanki bu memlekette sendika sadece memur içindir.

Çalışanın yüzde 70’ini oluşturan  memur olmayan kesim, her türlü parti iktidarında üvey evlat kalmaya devam etmiştir.

Bu sol partiler için bir utanç olmalıdır.

Şimdi yapılması gereken kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Kesin ve net… Örgütlenme ve toplu iş sözleşmesi hakkının yasa ile zorunlu hale getirilmesi…

Görelim bakalım o zaman kimin keyfine kalacak.

Ama işte asıl zorluk da burada. Baksanıza, Bakanlar Kurulu bile anlaşamamış.

İş çevrelerinin ya da sermaye yandaşı partilerin  ne dedikleri umurumda değil.

Diğerlerinden bu sorunu nasıl aşacaklarına dair, teknik, rasyonel açıklamalar bekliyoruz. Bel altı kavgaya dönüştürmeden… Ne yapılması gerektiğini düşünüyorlar ya da eleştirilere karşı ne savunmaları var… Duymak istediğimiz bu.

Üç beş kuruş artışı gözleyen binlerce insan da bunu bekliyor.

Adil, yasal, ayakları yere basan, eleştirilemeyecek bir formül bulunamaz mı?

İlla da birbirimizi kırıp dökerek olduğumuz yerde devam mı etmeliyiz?

Bu minvalde devam edersek, zaten sonuç alınmayacak, binlerce insanın hevesleri kursaklarında kalacak…

YERİN KULAĞI VAR

İŞTE RAKAM BURADA:

Kıb-Tek çalışanlarına verilecek artış faturalara kws başına, 8,4 kuruş; son yaptıkları borçlanma da 0,78 kuruş olarak yansıyacakmış. Aylık ortalama tüketim miktarıma göre bir hesap yaptım, sadece bu ikisi 70 lira civarında ek fatura demek. Bir de yapacakları artışı ekleyin. Yandı gülüm keten helva. Kimse kendi penceresinden bağırmasın. Çoğunluk, bir o kadar daha fakirleşecek, o kadar. Emek savunucusu sendikaya selam olsun. Herkesi yalancılıkla, hiçbir şey bilmemekle suçlayın bakalım da nereye kadar…

 BARİ ONU ALMASINLAR:

KIBTEK’te tüm çalışanlara elektrik katkı payı olarak her ay eğer yanlışım yoksa 1,200 TL ödenmektedir.  Helali hoş olsun yalnız, 12 ay aldıkları bu katkı payının  13. maaşlarla birlikte de ödendiği iddia ediliyor. 650 çalışan olduğunu varsayarsak 1.200 x 650= 780 bin lira yapar ki, her yıl bu parayı bulsunlar diye, biz de eşit oranda kazıklı fatura öderiz…

RAHATLARI KAÇTI:

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Turgay Deniz, Yerel İş Gücü İstihdamının Desteklenmesi Tüzüğü çalışmalarını sadece kendi penceresinden değerlendirmiş ama, kızgınlığından seviyeyi de aşağılara düşürmüş. Bakan Çeler’in, projeyi “2 bin ile 4 bin arasında tikleri artırmak için” yürüttüğünü iddia edebilmiş. Adamlar ne güzel sendikasız, sosyal haklardan mahrum üç kuruşa işçi çalıştırırlardı. Kızgınlığını anlıyoruz(!).

ANLAŞMA TAMAM DA:

Ülkeler arasında suçların önlenmesi konusunda yapılabilecekler bellidir. Veriler paylaşılacak, iadeler kolaylaşacak falan. TC ve KKTC arasında da yapılan budur. Ama ülkelerin sınır kapılarında uygulayacağı kendilerine özgü kontrol mekanizmaları da olacak. Bizim şimdi tek eksiğimiz bu. Cebinde kuruşsuz geleni, kalacağı yeri göstermeyeni  sırf sabıkası yok diye sokacak mısın, sokmayacak mısın. Ülke içinde vize sürelerini aşanları nasıl takip edecek, nasıl bulacaksın. Anlaşma iyi bir gelişme ama yetmez.

YILLARCA SAVUNDULAR AMA…:

Yıllar yılı müzakere masasında federal bir çözüm için dirsek çürüten Emekli Müsteşar ve Müzakereci Ergün Olgun, “federal ortaklık modelinin Kıbrıs için uygun olmadığına” karar vermiş. Öyle veya böyle. Ama bu hareketin Anastasiadis tarafından başlatılmış olması ve bizimkilerin de ardından gitmesi insanın canını sıkıyor. Görüşmeler kaç kez sonuçsuz kaldı, neden hiç bir defasında “federasyondan vaz geçelim” denmedi? Denktaş tarafından bile…

YAPANIN YANINA KAR KALMASIN:

Hükümetin geçmiş “yolsuzluk” iddiaları üzerine gitme kararlığına ana muhalefet UBP’den karşı atak geldi. UBP milletvekili Sucuoğlu, 2007-2008 tarihleri arasında Londra ve Brüksel’de düzenlenen “ 400 yıllık miras-Kıbrıs’ta evkaf kayıtları sergisi” ile ilgili yasal olmayan veya usulsüz yapılan ve Vakıflar İdaresi’ni maddi zarara uğratan işlemlerle ilgili Başsavcılıktan bilgi talep etti. Aslında bu soruşturmalar iyi de oldu. Yıllardır sorulmayan hesaplar bir bir ortaya çıksın. Suçlu olan varsa da kim olursa olsun cezasını çeksin…

ZİRVEDEKİLER

Cenk Mutluyakalı: “Şaşkınım! Bu ülke yurttaşı özel sektör emekçisine ‘maaş desteği’ sağlanacak diye mutsuz olan bir Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı, bir muhalefet var. Çünkü ‘maaş desteği’ için ‘toplu sözleşme’ şartı var. İyi de sendikalaşmak zaten şu anda da tüm çalışanların yasal hakkı! Maaş desteği olmasa da! İşvereni ‘örgütleyen’ bir kurumun başkanı ‘örgütlenme’ye karşı! ‘Teşvik’ uygulamasına karşı çıkanlar senelerdir teşvik alıyorlar…”

 DİPTEKİLER

Kıb-Tek: Kurum’un açıklamasında, ‘maaş artışları şu kadar kuruş maliyet artıracak; borçların şu kadarını ödedik; bu kadar da faiz ödedik; şu kadar yatırım yaptık” falan demesi bir şey ifade etmiyor. Akaryakıt fiyatları da döviz de aşağı seyrederken bizler yüzde 17,5’luk yeni bir artışa hazırlanıyoruz. Bilmem kaç zamandır artış yapılmıyormuş. E, ama ondan önceki de yüzde 30’du baylar. Hükümet de olumlu bakıyormuş. Yenidüzen öyle diyor. Nerede kaldı “Kıb-Tek tamamdır” açıklamaları, bu fahiş zam ne o zaman?









Başa dön tuşu