Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Cambazis’in görüşleri!

       Kiryakos Cambazis.. Afanya (Gaziköy) doğumlu olmalı. Güney’de  bir Rum yazar ve gazeteci..

Crans Montana bozgunu sonrası büyük bir hayal kırıklığı yaşamış, üzüntüsünü köşesine taşımış. Bir yurttaşımız, Çağdaş Polili yazıyı tercüme etti okuma fırsatı bulduk.

Yazının başlığını,  “Kıbrıs Tarihinin Sonu” diye koymuş. Neden öyle koymuş yazımın sonunda anlatacağım.

Cambazis  makalesine Ali Tuncay ile Takis Hacıdimitru ekibinin Kuzey’de ve Güney’de eski eserleri, kilise ve camileri nasıl restore edip Kıbrıs tarihine, iki toplumun ortak kültürüne kazandırdıklarını vurgulamakla başlamış. Fakat   “maalesef” dedikten sonra aşağıda özetle vereceğim görüşlerini ortaya koymuş:

“Crant Montana’da ülkenin taksimi ve her iki tarafın kendi yollarında  yürüyecekleri sonuç çıktı.. Yıllar geçtikçe bu ayrılık daha da artacak ve çözüm daha çok zorlaşacak!”

 “Bundan sonra   Rum tarafı  ‘devlet benim’ demeye devam edecek ama uluslararası platformda BM’ler farklı düşünecek! AB belki de Parlamentodaki 6 sandalyeden 2’sini Türklere verecek…”

 “Kıbrıs Türkleri aralarındaki Türkiyelilerle birlikte daha çok Türkiyeleşecek! Tarih kitapları Kıbrıs ile ilgili değil, Türkiye tarihiyle ilgili yazılacak!  Kıbrıs’ın değil, Türkiye’nin vatandaşları yetiştirilecek! Ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti modelinde ikinci bir Kıbrıs Cumhuriyeti oluşacak! Dolayısıyla “biz” ve “onlar” algısı Kuzeyin ve Güneyin vatandaşlarının zihninde güçlenecek! Ali Tuncay ve Takis Hacıdimitriu’nun restore ettiği eserler de yıkıma terk edilecek! Makarios ve Grivas’ın, Denktaş ve Eroğlu’nun hayalleri gerçeğe dönüşecek!…”

       Ve Cambasiz makalesinin sonunda Eide’nin bir tavsiyesini aktarıyor, şu bildik iki halkın birleşmesi olayına yönelik…

FARKETTİNİZ: Bu beyefendi de barışı gözleyen pek çok kitap yayımladı, aklı fikri yerinde bir barış yanlısı.  Fakat Montana bozgunu  sonrası söz konusu olduğunda  değerlendirmelerini “Kuzey’in nasıl Kıbrıslılık karakter ve kültüründen ayrışarak zaman içinde tarihinden bile uzaklaşırken,  tamamen  Türkiyeleşeceğini düşünüyor ve büyük bir üzüntü duyarken, Ali Tuncay’la Hacıdimitriu’ nun çalışmaları sonunda yeniden yeşertilmiş ortak tarih ve kültürlerle eserlerin yok olacağını söylüyor! Zaten yazının başlığını da bu nedenle “Kıbrıs Tarihinin Sonu” diye koyuyor!

ANLATTIĞIMIZ BUDUR:     İşte bir yıldır anlatmaya çalıştığımız bu Rum mentalitesidir. Ki Cambazis gibi barışçı bir entelektüel bile Kuzey’i “malı” gibi görüyor! Çözüm olmadığı için Türk tarafının AB üyesi olabileceğini, tanınabileceğini düşünüp bunları  müzakere sonucunun kayıpları sayıyor!… Hâlâ o kafa! Rum “sahip” Türk “taba!” Çözüm bunun için gerçekleşmiyor!

*******

BİTMEYEN SAĞLIK SİSTEMİ ARAYIŞLARI!

Kamu Sağlık Çalışanları Yasa Tasarısı” Meclis Komitesinde onaylandı… “Hastahane Çalışanlarının yönetime katılımı öngörülüyor…”  “Dün sabah Sağlık Bakanı Eşref Vaiz’in katılımıyla CTP-BG milletvekili ve komite başkanı Ahmet Barçın Başkanlığında toplanan İdari ve Sosyal İşler Komitesi Kamu Sağlık Çalışanları Yasa tasarısını oy çokluğu ile onaylayarak Cumhuriyet Meclisi Genel Kuruluna sevk etti!”

BU HABER 2008 Temmuz ayına  ait! Adına reform  yahut “yeni sistem” denen bir tasarı daha hazırlanmış, Meclis’te tartışılacak! Vaiz yasa ile ilgili diyor ki “ideal değil ama önemli olan realitedir!” Nemelazım büyük laf!

       Yasada ne var? Tüm hastanede çalışanların   da katılımıyla yerinden yönetimi öngörmek..

Yanısıra Hastahane Konseyleri ve Yönetim Kurulları oluşturmak… (Sanırsınız polit büro kuruyorlar!)

Hekimlerin hastanede çalışma saatleri de 2 saat uzatılacak! Tabi hemşirelere yönelik düzenlemeler de yapıldı…

       Tasarı 2008 yılı sonuna kadar Meclisten geçirilerek planlanan “Performans Sağlık Döner Sermaye Yasa Tasarısıyla” birlikte 1 Ocak 2009’da yürürlüğe girecek…”

ANLADIK MI? 2008 yılında yani bundan tam 9 yıl önce bugünküne benzer sosyalizmden esinli dolayısıyla hülyalı bir   sosyalizasyon kokulu sistem geliyor ve doktorlarla personel  çalıştıkları iş yerlerinin (hastahanelerin) sahibi oluyorlardı! Tabi olamadılar!

Ki vakti zamanında rahmetlik Dr. Güvener de benzer bir denemeyi Mağusa hastanesinde yapıyor ve doktorlara mesai sonrası hastanede “özel muayene odaları düzenleyerek hasta kabul etmelerine olanak sağlıyordu!” Doğrusu ya bizde heyecan büyüktü! Çünkü  ilk kez memlekette hekimler kendi çalışma alanlarında özel kliniklerine sahip oluyorlardı. Bir hafta bile dayanamadılar yine dışarıdaki  özel kliniklerine döndüler. Galiba yıl 1980’lerdi…

ŞİMDİ NEREDEYİZ? Vallahi daha geride! Çünkü o zaman söylenenlerin doğru yanlış   fiiliyatı da oluyordu! Şimdi sadece laf salatası oluyor! Nitekim kimse kimseyi anlamadan sağlıkta yeni sistem arayışına girdi! Oysa daha 1980’lerde vardı bu  sistemi uygulayan ağalar başlar! Ki Arşimet küvette yıkanırken  keşfettiydi suyun kaldırma gücünü. Newton da yerçekimini ağaçtan başına elma düştüğü için keşfettiydi. Yani diyorum ne yapalım şimdi? Yeni bir sistem keşfetsinler diye bir küvete bir elma ağacının altına mı koşturtalım bizimkileri!

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (NEDİR BU DİN GÖSTERİLERİ?)

Var mı müslümanlıkta reklam! Var mı sabahın dördünde aklına esenin camide mikrofunu açıp ilahi okuması! Var mı plajların kumlarında   kıble diye denize dönüp namaz kılmak! Var mı müslümanlıkta zorlamak? Namaz kılmayana, oruç tutmayana kötü gözle bakmak, laf atmak hatta cezalandırmak?

Ve: Var mı “hac farizasını” yerine getirmek için kafile halinde Ercan  yolcu salonunda toplanan insanların mikrofonla ilahiler okuması, Medine’ye gidiyoruz diye  şarkılar okuması, salonu inletmesi!

DİN önce gönül sonra akıl izandır. Hallacı Mansur da olsanız Mevlana da olsanız fark etmez. Herkesin dini   Allah’la kendine.. Oysa siz herkesi dinsiz imansız görüp üstünüze vazifeymiş gibi dine imana çekmek için olmadık tatsızlıklar yapıyor, kantarın topuzunu kaçırıyorsunuz!.. Ha sahi: Kıbrıs Türk’ü  sandığınız gibi dinsiz değil, laiktir!