Ekim 2015 tarihinde Meclis’te kabul edilerek yürürlüğe giren yeni Siyasi Partiler Yasası’ndaki değişikliği sadece ülkemizde sıkça rastlanan milletvekili transferini engelleyici olarak algılamıştık. Oybirliği ile kabul edilen Yasanın 25. Maddesinin gerekçesi, “seçmenin iradesinin çarpıtılması” olarak yorumlanıyor ve “bir partiden milletvekili seçildikten sonra yasama dönemi tamamlanmadan önce partisinden istifa eden veya kesin olarak partiden çıkarılma cezasıyla cezalandırılan bir milletvekili, o yasama dönemi tamamlanıncaya kadar bağımsız milletvekili olarak görev yapacak” deniliyor. Bu durumdaki bir milletvekili için “Ancak yasama dönemi sona ermeden önce yapılacak herhangi bir seçimde, herhangi bir siyasal partiden aday olabilecek” deniliyor.
Yasa maddesi açık ve nettir. Yürürlüğe girmesinden sonra da bunun en somut örneği DP’den 3, CTP’den 1 milletvekilinin istifasında yaşanmıştır. Yeni yasaya göre DP’den ayrılan 3 vekil, gönül bağı olan UBP’ye transfer olamamıştır. Hoş, şu an bağımsızdırlar ama, UBP parti binasına girip, çıkıyor, UBP’li vekil gibi örgütleri dolaşıyorlar…
Ancak TDP’den istifa eden milletvekili Mehmet Çakıcı, Yasaya rağmen bir başka parti kurabiliyor, hatta başkan bile olabiliyor. Bunu yapan, Yasa’nın görüşüldüğü dönemde Meclis kürsüsünden, siyasi transferlere hiçbir zaman sıcak bakmadıklarını söyleyerek, toplum vicdanının da bundan rahatsızlık duyduğunu, Siyasi Partiler Yasası’nın bunları engelleyeceğini ve kamu vicdanının rahatlayacağını da söyleyen Çakıcı… Yasa’da yeni bir parti kurma ifadesi yok. İstifa ettikleri dönem içerisinde bir erken seçim yapılmamışsa eğer, bağımsız milletvekili olarak kalmak zorundalar…
Hade biz vatandaşlar olarak bunu düşünemedik. Peki ya, bu Yasa’nın günlerce tartışıldığı Meclis de mi kendi çıkardığı Yasa’yı unuttu? Neden ses çıkarılmıyor… İlla ki mahkemeye mi gitmek gerek?
Sayın Çakıcı bu işe ne diyor, onu da merak ettim…
ÜNİVERSİTELER MECLİS ONAYIYLA AÇILACAK…
YÖDAK Yasası değişiyor.
En dikkat çekici değişiklik, üniversite açmak için ön iznin YÖDAK’tan alınarak, Meclis’in onayına bırakılması.
İstihap haddi dolduktan sonra alınan bir karar. Baksanıza YÖDAK Yasası’nın değiştirileceğini ilk olarak 2015’de Eğitim Bakanı iken Kemal Dürüst dile getirmiş. Bizde böyledir bu işler. Eğer yapılması gerektiğine inandığınız bir icraat varsa, o gün yapmanız gerekir. Geciktirdiğiniz her gün o konuda devletin işleyişine zarar verirsiniz. Aynen bu örnekte olduğu gibi…
O günden bugüne kim bilir kaç üniversite daha açılmış. YÖDAK Başkanı, görevden alınmasına neden olan işler yapmış. Hem toplumun, hem de sektörün tepkisini toplamış, tarafsız davranmamış, sonunda Cumhurbaşkanı tarafından görevden alınmış.
YÖDAK Başkanı’nın nitelikleri de bir üst seviyeye çıkarılıyor. Eskiden 3 yıllık profesörlük aranırken, şimdi 5 yıla çıkarılmış. Ha, bir de, YÖDAK Başkanının görevden alınması değiştiriliyor. Başkan Yasa’ya aykırı davranırsa ya da Cumhurbaşkanı, görevde kalmasında sakınca görürse, Meclisin onayına tabi olarak Cumhurbaşkanı tarafından görevden alınacak. İşleri Meclis’e havale etmekle süreç kolaylaşmış mı, zorlaşmış mı belli değil. Ama üniversite açma izni Meclis’e geldiğinde, en azından, kurallara uygun olup olmadığı ortaya çıkabilecek.
Değişiklik gerekçesinde, yeni bir Yüksek Öğretim Yasası yapılmasının gereğinden söz ediliyor.
Aslında insan düşünüyor. Şu andaki Yasa’nın içinde de, bir çok düzensiliğe çare var zaten. Bakın ne diyor mevcut Yasa; “Yükseköğretim kurumlarında derslere en az %70 devam zorunluluğu olacaktır. Devam zorunluluğuna uymayan öğrenciler o dersten başarısız sayılacaktır”.
Önemli olan niyet. İşte kural, madem ‘kalite ve denetim’ diyorsunuz, uygulasanıza….
YERİN KULAĞI VAR
İŞ RAYINDAN ÇIKTI:
Cumhurbaşkanı Akıncı’yı “hainlik” ile suçlayan ve Kıbrıs müzakerelerinde toprak verilmesine karşı çıkan birileri, Cumhurbaşkanı Akıncı’ya karşı sosyal medyadan ağıza alınmayacak hakaretler ve küfürler, ölüm tehditleri, bedel ödetme tehditleri yapıyor. Belli odakların görüşme sürecini baltalamak istediği, sosyal medya üzerinden yalan, yanlış bilgilerle Akıncı’yı hedef haline getirdiklerini biliyoruz. Ancak işin bu raddeye gelmesi korkutucu. Şimdi görev emniyete düşüyor. Bu hesapların kimlere ait olduğunu hemen bulup gereken yasal işlemi başlatması gerekir. Kıbrıs Türkünün oylarıyla seçilmiş bir cumhurbaşkanına yönelik bu saldırılar cezasız kalamaz… Bilişim yasasının olmaması da hiç gerekçe değil. Suç açık ve sabit…
BELGELER ORTADA, YORUMLAR MUHTELİF:
Toprak yüzdesi ve haritalar konusunda günlerdir tartışılan ve her kafadan bir sesin çıktığı olay, Meclis başkanı Sibel Siber’in, Cuellar belgesiyle ilgili 1986 yılında yapılan kapalı Meclis oturumunun tutanaklarını vekillerin görüşüne açmasıyla boyut değiştirdi. Merak eden olursa, açıp okumalı… Ancak yine de yorumlar muhtelif…
KTAMS DA ABARTMIŞ: DPÖ verilerine göre hesap yaptıklarını söylüyorlar ve 4 kişilik bir aile için yoksulluk sınırını 8.146 TL olarak açıklamışlar. İnsaf da dinin yarısı. Bari bir kaç asgari ücret falan deselerdi, inandırıcı olurlardı. Toplumun yarıdan fazlası asgari ücrete çalışırken, böyle bir rakam açıklarsanız, inandırıcı olamazsınız. Kimse de sizi ciddiye almaz.
YDP NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR:
YDP bu ülkedeki diğer partiler kadar meşrudur. Ancak, son zamanlarda konuşmaları tahrik edici. Siyasetlerini ayrılıkçı bir tema üzerine kurmuşlar ve her konuşmada ısrarla “TC kökenliler” ifadesini kullanarak, toplumda bir ayrışmaya neden olmaktalar. Bu topraklarda yaşayanların kökeni ne olursa olsun, aynı haklara sahiptir. Ayrımcı politika yapmak da yasaktır zaten… Sorunlar, hepimizin sorunu. Ancak, üç-beş oy uğruna bu tür ayrılıkçı politikalar gütmenin, ileride faydadan çok, zarar getireceğini bilmeleri gerekir sanırım…
BÜROKRATLAR HAKSIZ MI:
Serdar Denktaş’ın 2015’de CTP ile ortak oldukları hükümette, Başbakan Yardımcılığından istifasını hatırlarsınız. “Şikayetimiz Türkiye’den değil burada görevlendirdiği bürokratlar ve idarecilerdendir… Mesele Türkiye’den gelen yardımın denetlenerek doğru işlediğine bakmaktır” diyordu. Şimdi o bürokratlar protokolun uygulamasını denetliyorlar. Sonuçta bir rapor çıkaracaklar ve atılan imzanın gereğinin yapılmadığını yazacaklar. O zaman o bürokratları suçlamak mümkün müdür..?
GAL’LİLER BAKANA GÜVENMİYOR:
Milli Eğitim Bakanı Berova’nın Girne Anafartalarla ilgili açıklamaları pek tatmin etmemiş olacak ki dün, öğretmen, öğrenci, veli, eski mezunlar ve sivil toplum örgütleri okul önünde eylem yaptılar. Eylemde, GAL’in yerinde kalması, okulun kent için bir merkez niteliği taşıdığı kaydedildi. Dedik ya, bakan ne söylerse söylesin vatandaşı inandıramıyor. Çünkü geçmişte yaşananları dikkate aldığımızda, dün söylediklerini, bugün inkar eden bir siyasi zihniyetle karşı karşıyayız…
ZİRVEDEKİLER
Ahmet Okan: “Memurlar bir üst mevkiye geçmek için yalakalık yapmaz, kurallar ne ise o çerçevede görevlerini yapar, maaşları neyse yaşamlarını ona göre ayarlamayı bilirlerdi. Ve kimse daha fazlasını elde etsin diye birbirinin kuyusunu kazmazdı… Doğrusunu söylemek lazım, abartma yok, herşeye rağmen memleket, tepeden tırnağa güzeldi o zamanlar…”.
DİPTEKİLER
Erhan Arıklı: “Türkiye kökenli vatandaşları Devlet yönetimine layık görmeyenler, YDP İktidarına hazır olsun. Zamanı geldi. Artık bu ülkeyi birlikte yöneteceğiz. Biz, bize lütfedilene razı olmayacağız. Hakkımız ne ise ona talibiz” dedi. YDP Başkanı Sayın Arıklı, bu ülkede kendi ifadesiyle “TC kökenlilerin” üst kademe yöneticisi, milletvekili, hatta bakan olduğunu unutmuş… Bu yaptığı ayırımcılık da yasalara göre suç…
































