Ban Ki Moon’un Davos’taki toplantı sırasında Anastasiadis’in yanı sıra Sn. Akıncı ile de görüşme talebinde bulunmasını önemsiyoruz.
Ancak Rum tarafının ve medyasının hemen heyecanlanıp celallenmesine neden olan, “işte Akıncı ‘eşbaşkan’ olarak da kabul gördü tepkilerinden dolayı değil! Çünkü öteden beri altını çizdiğimizce zaten Anastasiadis müzakere masasında kendisi ile eşit makama sahip Türk Cumhurbaşkanı ile görüştüğünün hem idrakinde hem de kabulündedir! Tanımaması önemli değildir. Önemli olan Kuzey’de de-fakto olmasına karşın, self determinasyon hakkı olan bir halkın seçtiği dolayısıyle “seçilmiş” bir Cumhurbaşkanı ile Kıbrıs’ın çözüme yönelik müzakerelerde bulunmasıdır…
Şimdi olan ise Rum tarafının görmezden gelmesine karşılık sürekli ense kökünde biten gerçeğin siyasi yönden de gerçekleşmesi ve Ban Ki Moon’un görüşmek için Sn. Akıncı’yı Davos’a davet etmesidir.. Buna “gayri resmi” bir davet diyemeyiz. Çünkü görüşeceği makam sahibi kişiler Kıbrıs’ta “siyasi eşitliğe sahiplikte” iki ayrı toplumun Cumhurbaşkanlarıdırlar. Tabi görüşmelerin ayrı ayrı mı yoksa birlikte mi olacağını bilemiyoruz. Zaten Sn. Akıncı da bu konuda “temkinli” davranıyor, halka yaptığı çağrıda “sürpriz beklentiler içine girilmemesini” istiyor…
Kısaca diyoruz: Her hal’u kârda KKTC Kuzey’deki siyasi konumuyla müzakere masasında çözümün mihenk taşı olacak gerçeklerde “iki kurucu devletten” biri olarak itibar görmektedir! Bu gerçek 41 yıl sonra Kıbrıs Türk halkının siyasi statüsü yönünden geriye itilmesi ve ötelenmesi mümkün olmayan büyük bir kazanımdır..
**********
KISACA TAKILDIĞIM. (SÖMÜRGE OLMAKTAN KURTULAMAYAN ZAVALLI MAĞDUR VE MAZLUM KIBRIS TÜRK HALKI!)
Geçmişte de vardı, şimdilerde daha sık söylenir oldu: “Türkiye bizi sömürüyor!” Dillere pelesenk laf evelenip gevelendikçe ne kadar “mağdur ve mazlum” olduğumuzun büyük üzüntüsü yaşanıyor! “Vah talihsiz Kıbrıs Türk halkı!” Tam İngiliz Sömürge idaresinden kurtulduydu ki Rum’un sömürgesi oluverdi! Rum’dan kurtulduğu anda bu kez de Türkiye’nin sömürgesi oldu! Ne yıllarca İngiliz sömürge idaresi ile cebelleşen toplum lideri Dr.Küçük önüne geçebildi bu kaderin ne de Türkten Türk’e kampanyalarını bile deneyen lider Denktaş! İşte şimdi de Türkiye! İliğimize kadar sömürüyor bizi!
HALÜSİNASYON BİR HASTALIKTIR: “Düşünür hayal ederken o kadar kaptırırsınız ki kendinizi o hayallerinize, gitgide gerçek sanmaya başlarsınız! İflah olmaz bir psikozdur! Nerden geldi bu aklıma derseniz, yukarıda yazdık işte, “Türkiye bizi sömürüyormuş” laflarından! Talat’lı CTP’ye musallat oldu yakasını bırakmıyor! Sanırsınız Kuzey Kıbrıs “altın elmas madenleri içinde yüzüyor, Türkiye de istila etmiş sömürüyor!” Nitekim bu sömürü yetmiyor! Şimdi de Kuzey’e akıttığı suyun yönetimini eline geçirip bu yolla söçmürmeye çalışıyor! Ancak CTP Parti Meclisi kül yutmuyor, Türkiye de olsa papuç bırakmıyor! Ne teslimiyetçi UBP’ye benziyor ne biat edici DP’ye!
VE NE YAPIYOR? Türkiye’ye son restini çekiyor! Diyor ki Talat’lı Parti Meclisi “bu su bizim! Özerk Su Yönetimi kuracağız! Gerekirse uluslararası ihaleye çıkacağız!” Ha “KKTC tanınmamış bir devlet kim katılır ki ihaleye” demeyin, hayallerin sonu yok! Sonuçta bizi tanıyan tek devlet yine Türkiye kalıyor. Kendi suyu için ihaleye katılırsa ne ala! Katılmazsa “suyunu da al git mi ola?”
Hey Allahım: Sen Kıbrıs Türk halkının aklına mukayyet ol! Çünkü karar verdiler çıldırdatacaklar bu halkı!
**********
BARIŞ BURCU’NUN UMUDU: (SİYASİ ÇÖZÜM OLSA DA EKONOMİK MÜCADELE BİTMEZ!)
Artık Rutine bindi: Ne zaman Akıncı müzakerelerle ilgili “üstü kapalı” ve kimselerin “anlamadığı” bir açıklama yapsa, ardından sözcüsü Barış Burcu bir açıklama daha yapar ve Sn. Akıncı’nın ne demek istediğine açıklık getirir!
Yine öyle oldu! Sn. Akıncı Meclisi müzakereler süreciyle ilgili bilgilendirdi, “işte bilgilendirdim” dedi, ardından Burcu katıldığı bir televizyon programında bu bilgilendirmelerin “bazı açıklamalarını” yaptı!
ÖNCE DİKKAT: Sözcü Burcu’nun diliyle artık siyasi literatürümüze yeni ifadeler girmekte. Mesela son açıklamasında şöyle demekte: “Çözümle birlikte Kıbrıslı Türklerin statüsü devrimsel bir nitelikte değişikliğe uğrayacak, tanınmamış bir devletin tanınmamış kurumları ve bireyleri olarak değil; tanınmış ve eşit ortağı olduğumuz bir devletin kurumları ve bireyleri olarak hayatımızı organize etmeye başlayacağız…”
Bu çözüm müjdesinin meali şudur: “Hazırlanın çözüm sonrasında tanınmış bir devlet olurken, işte o zaman tam bir devlet olacağız! Üretilecek mallarımız dünya pazarlarında yer bulacak… Rumlarla ortaklıklar nedeniyle hem onlar hem biz kazanacağız…” Tabi gençlerin askerlikleri nedeniyle en dinamik dönemlerinde “hapsoluyorlar” gibi absürt bir yargısına, çözümle yatırım iklimi yakalayacağımıza dair söylediklerine değinmiyorum.. Buna karşın:
TEKRAR EDELİM: İnşallah çözüm olur! Ancak zannediliyorsa ki “Türkiye’nin kırk bir yıllık himmet ve her türlü yardımlarına karşın görmediğimiz “hayrı” Birleşik Kıbrıs’ta ve Rumlarla ekonomik işbirlikleri ile göreceğiz, büyük yanılgıya düşülüyor biline! Böylesi hayallere dayanan umutlar pompalamak yaralı olmuyor! Hele Türkiyesiz kalınacak bir çözümde Rum tarafını işaretleyerek “ekonomik ve ticari aydınlıklardan söz etmek” galiba halkı aldatmak oluyor.. Niçin mi? Zaman zaman anlatırız kısaca bir daha anlatalım.
Çünkü: Rum tarafı için “Birleşik Federal Kıbrıs” çözümüne varmak, Türk halkını sırtlayıp refah ve saadete taşıyacağı anlamına gelmez!
Çünkü: Güney Kuzey’i AB’ye taşımak için kendi mali ve ekonomik olanaklarını seferber Etmez!
Çünkü: Rum tarafı bugüne kadar tanınmış devlet olarak sahip olduğu uluslar arası ekonomik olanakları ile ticari ilişkilerini Türk halkı ile “yeni bir federalizmde” paylaşacağım diye kendini rizikolara atmaz!
Çünkü: Ekonomik ilişkilerde yaşanan tek ve büyük gerçek rekabettir, Rum tarafı Türk’ün yüzü suyu hürmetine acımasız rekabetini yumuşatmaz…
Kısaca. Masada siyasi çözüm aranıyor. Olursa ekonomik mücadele başlayacak!
































