Çözüme katkıda bulunması için çağrıda bulunup neredeyse “çözerse Erdoğan çözer” diyecek kadar büyük beklentileri olan sadece Ban Ki-moon değil. 1 Eylül’de KKTC’ye resmi ziyarette bulunacak Erdoğan’ı dört gözle bekleyenlerden birisi de Anastasiadis’tir.
Şimdi çözüm sürecine bu ilgi odaklarının beklentileri içinde baktığınızda rahatlıkla “anahtar Erdoğan’ın elindedir” demez misiniz?
İşte tam da Anastasiadis’li Rum tarafı ile Ban Ki-moon’un yaratmak istediği imaj da budur. Erdoğan’ı “kilit adam konumuna sokmak.” Sonra da tüm başarısızlıkları Erdoğan’a dolayısıyla Türkiye’nin tutumuna yıkmak!
Bu filmi 1974’ten beridir seyrediyoruz! Fakat öncesi yok! Değil mi ki 1974’te Türkiye Barış Harekâtı ile adayı Kuzey ve Güney olarak iki bölgeye ayırdıydı! Kırk yıldır ne Güney’deki Rum tarafı sindirebildi bu bölünmeyi ne de BM’lerle AB.
Bu nedenle “Yeniden Birleşik Kıbrıs” lafını “bizimkilerin” de yardımı ile çözümün mihenk taşı yaptılar! Bize de kırk yıldır bu memlekette Türklerle Rumların o “birleşik” lafı içine sığdırılacak müşterek yaşamlarının olmadığını anlatmak kaldı! Çünkü bu adada “iki halk” olarak ne kültürel paylaşımlarda ne de sempatiye dayalı arkadaşlıklarda buluştuyduk! Her zaman her yerde mahallelerden kahvehanelere, eğlence yerlerinden bayram ve paskalyalara, kiliselerden camilere kadar iki halkın hayat tarzında yansıyan ne kadar yaşamsal ve kültürle harmanlanmış dini öğelerle ananeler varsa hepsi de ya “Rum” olarak ifade edildilerdi yahut “Türk.”
İki halk birbirine o kadar yabancı ve kopuktu ki zaten Rum 1958’de İngiliz’le işini bitirdikte Türk halkına yöneldiydi. 1963’deki “Kanlı Noel” saldırıları kanlı anıları ile hâlâ yüreklerimizi kanatmaktadırlar!
GELELİM ANASTASİADİS’İN BEKLENTİLERİNE: Soralım: Ne bekliyor Erdoğan’dan! Dün de yazdık. Mesela ve hemen Eroğlu’nun “ancak toprak konusu gündeme geldiğinde görüşülebilir dediği Maraş’ın iadesini mi?
Mesela ve hemen iyi niyet gösterisi olsun diye Türkiye’nin askerlerini adadan çekmesini mi?
Mesela TC’li nüfusun geri gitmesini mi?
Mesela Garantörlük konusunda Türkiye’nin ısrar etmemesini mi?
Mesela Ankara Anlaşmasına uyarak Rum gemilerine hemen limanlarını açmasını mı?
Mesela Eroğlu’nun kulağını çekerek masada çok muzırlık yapmamasını mı?
Mesela istediği ödünlerinin kabul edilmesini mi?
PÖÖÖ! BU İŞ ZOR DOSTUM, ZORRR! Çünkü Anastasiadis bu istekleri ile “çözüm” değil, adanın dörtte üçüne sahiplik koyması yanı sıra, olduğu gibi “egemenliğine” de talip oluyor!
ÖTE YANDAN: Oyunda asıl oynanacak yeni siyaset oyuncağı ise Doğu Akdeniz’de 2015 yılında çıkartılacaktır denilen doğal gazdır! Çok iyi biliniyor. Türkiye İsrail’in hemen yamacında Kıbrıs’a seksen deniz mili mesafedeki doğal gazın borularla AB’ye naklinin kendi üzerinden gerçekleşmesi için çalışmaktadır. Bu konuda Türkiye’deki üç şirket çalışmalarını sürdürmektedir…
Haberlerde ise şimdilik bunun mümkün olmadığı belirtiliyor. Kuşkulu bekleyiş de bu nedenle oluyor. Hani derler ya “Çingene’nin bir çocuğu oldu çeke çeke bilmem neyini söktü.” Anastasiadis’in gazı da olmaya ki Çingene’nin çocuğuna döne. Kuşku bu çünkü günü geldiğinde Kıbrıs siyasi sorununun “kozu” yapacak?
NEYSE: Hayırlısı ile Erdoğan gelsin konuşsun, mesajını versin o zaman durumu daha iyi değerlendiririz. ***********
SORUNLAR ÇÖZÜLMEDEN ALINAN TEDBİRLER NE KADAR YARARLIDIR Kİ?
Bundan iki yıl önce yakından izlediğim bir organ nakli olayına tanık olduydum. Kadın kocasına böbreğini verecekti. Genç insanlardı. Aynen önceki gün Havadis Gazetesi’nde baldızına karaciğerini veren Kubilay Özkıraç’la yapılan röportajda okuduğumuzca periyodik aralıklarla aylarca gerekli testler için Türkiye’deki ilgili hastaneye taşınıp durmuşlardı. Bir yığın testten sonra da uygun zaman saptanmış, operasyon başarılı olmuştu…
Yani bu organ nakli dediğimiz olay öyle şipşak olacak iş değildi.
Buna karşın bir süre önce YDÜ’si ile Sağlık Bakanı Gülle arasında bu “organ nakli” nedeniyle hiç gereği yokken bir tartışma yaşandıydı. Aslında olay biz “köşecilerin” çapını aşan çok tıbbi ve ciddi bir olaydı. Ki “bilimsel olayların” değerlendirmelerinin de ancak ayni bilimsellikle ve uzmanlar tarafından yapılması gerektiğini bildiğim halde olaya kıyısından köşesinden ben de yorum tuttuydum.
Üzerinde durduğum çok ciddi olması gereken bu tip olayların “spekülasyon” haline getirildiklerinde kimselere yarar sağlamadan tüm ilgili ve sorumlu olanları haşat edecek kadar zarar verdiğiydi! Bunları da örnekleri ile ortaya koydumdu…
Şimdi olaya bir daha bakalım: Dün Havadis’te dökümü veriliyordu: KKTC’de 20 si çocuk toplamda 280 böbrek hastası bulunuyor. 80 kişi organ nakli olacak durumda ve hepsi de organ nakli yasasının çıkmasını bekliyor.
“Yaşama savaşını” ben sen asla bilemezsiniz. Onu “kaybedenlerin” yerine geçemez, duygu ve düşüncelerini, ıstırap ve umutsuzluklarını bire bir yaşayamazsınız. Ancak sezinlersiniz! Ki 280 kişi nüfusumuzun küçüklüğünde büyük orandır. Aynen Kanser vaklarında olduğu gibi. Ve sorulmalıdır: Neden hâlâ cevabını veremediğimiz bu menhus hastalıklarla sarmalanmaktayız? Neden bu kadar çok kanser vakası? Neden bu kadar çok böbrek hastası?
Bunlara cevap bulmadan mesela çıkacak “organ nakli yasasının” yahut Onkoloji Merkezi kurulmasının kıymet’i harbiyesi ne olacaktır ki?
TÜRKİYE’Yİ İZLEYİN. Uzun süredir Türkiye’de bazı gıda maddeleri büyük bir seferberlikle denetim altına alınmaktadırlar. Mamül Yiyecek içecek maddelerinde tuz şeker oranları düşürülmekte, sebze meyvelerdeki tarımsal ilaç limitleri sıkı denetime tabi tutulmakta, et mamüllerinde karışımlar yasaklanmaktadır. Son olarak zeytinde tuz oranı düşürülürken, meyve suları etiketlerinde de “şekerli ve şekersiz” açıklamalarının yapılması yasası getiriliyor…
Bize bakıyorum: Mübarek ekmek tuzdan şekerden yenmiyor! Zeytinlerimiz hellimlerimiz tuz kusuyor! Meyve sebzelerimiz tarım ilaçları ile yıkanıyor! Zaten bu memlekette “denetim” mekanizması çalışmıyor! Üretim ve imalat sanayine dönüp bakan hiç yok!..
“Kısaca” diyoruz. Kendimizi ne zaman toparlayacağız?
**********
KISACA TAKILDIK: (ERHÜRMAN’IN SİTEMİ!)
CTP Milletvekili Tufan Erhürman bir yeni kitabını daha yayımladı. Ancak bu kitap ötekilerinden farklı. Anayasa’da değişiklik için yapılan referandumdan ‘hayır’ çıkmasına sitemde bulunuyor! Kitabı da hem bu sitemini ortaya koymak hem de Anayasa’da değiştirilen maddeleri bir daha savunmak için yayımlamış. Bravo mücadele adamı böyle olur ama bir dakika:
Erhürman kitabının önsözünde daha önce yayımladığı bir kitabını hatırlatarak şöyle diyor: “Kıbrıs Türklerinin Hallerinin’ yayımlanmasının üzerinden üç yıl geçti. Ama ben bir Türlü kurtulamadım hallerimize şaşırmaktan!..” Biraz yorumlayalım.
BİR. Bir vekil halkına şaşırmaz! Eğer gerekirse halk “Vekiline şaşırır!”
İKİ: “Bu ikinci referandumdu! Birincisi Annan planıydı ve KKTC’yi ilga edip yerine Federe Devleti ikame etmek için yapıldıydı! ÜÇ: Erhürman tarafından “sitemine” takılan bu halk o gün devleti yıkıp yerine Birleşik Kıbrıs Devletini koyacak planı yüzde 65 oyla onayladıydı…
DÖRT: Pekala Erhürman’ın “bu mücadele 29 Haziran’da başlamadığı gibi o gün de bitmemiştir” dediği Anayasa Değişikliğinin ret edilmesinden duyduğu ıstırapla halka yönelik sitemkârlığı haklı mıdır? BEŞ: Hayır! Çünkü bu halka 2004’te “evet” dedirtenler arasında Erhürman da vardı. O “evet” KKTC’yi lağvedecek yerine Birleşik Federal Kıbrıs’ı koyacaktı! Nitekim “evet” dediği için halka teşekkürler yağdıydı! ALTI: Bugün ise dün “evet” diyerek “lağvedeceği KKTC”yi daha rasyonel ve fonksiyonel hale getirecek Anayasa değişikliğine yine “hayır” dediği için halkın kınanması bir çelişki değil midir? ALTI: Yani ne demektir bu? Memleketi yönetenler “kalk Arap” diyecekler halk kalkacak, otur Arap diyecekler” halk oturacak!
YEDİ: Halk benden yana oldu mu büyük ve “halkım,” senden yana oldu mu küçük ve “tu kaka” olacak! Haklı da olsan “olmaz” ki Sn. Erhürman!
































