Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bunu da unuturuz…

Kimse kusura bakmasın ama hem unutkan, hem de nemelazımcı bir toplum olduk. Belki de unutmak ve umursamaz olmak işimize geliyor. Başta siyasiler olmak üzere tüm toplum, böye davranarak aslında ne kadar aciz olduğumuzu görmezden geliyoruz. Kendi kendimizi yönetme, kendi karalarımızı alma gibi bir derdimiz olmadığından, hazırcılığa, birilerinin bizi yönetmesine pek de aldırmıyoruz…

Siyasi partilerimiz kadar, sivil toplum örgütleri ve sendikalarımız da bu hastalıktan muzdarip…

Bize uymayan herşeye isyan eder, tepki koyarız ama, iş uğrunda mücadeleye geldi mi de, göstermelik bir iki eylem yapar, sonra da unutur gideriz. Ettiğimiz onca lafı da yalar yutarız. Çünkü gerçekte aslında kimse, yıllardır beslendiği statükonun yıkılmasına, kurdukları düzenin bozulmasına razı değildir… Çünkü herkes bu düzenin bir yerinden nemalanmaktadır. Patron karını koruduğu, memur maaşını gününde aldığı sürece yapılanlara pek de aldırmaz. Ta ki, ucu kendine dokunana kadar ama, o zaman da işi işten geçmiş olur…

Gelin bunları birkaç örnekle hatırlayalım…

2014 yılında,  “Göç Yasası” olarak nitelendirilen ve Kamu Çalışanlarının Aylık Maaş ve Diğer Ödeneklerini Düzenleyen Yasa’ya karşı sendikalar günlerce eylem, açlık grevi  yaptı. Yasa iptal edilene kadar da bu eylemlerin devam edeceği açıklandı. Sonuç, “Göç Yasası” Meclis’te kabul edildi ve halen yürürlükte. Arada protesto edenler de hükümete geldi ama, değişen bir şey olmadı. Bu toz dumanın için de unuttuk gitti…

KTHY’yi kaçımız hatırlıyoruz. Niye battı, kimlerin suçu var? Hala daha bilen yok. Aylarca eylemler, grevler yapılmıştı. Çalışanların devlete istihdam edilmeleriyle o da unutuldu gitti. Bugün herkes hayatından memnun, KTHY’yi düşünüp, içi sızlayan bile yok…

Biraz daha yakın tarihe, çözemediğimiz su konusuna gelelim. “Asrın Projesi” olarak anılan ve Türkiye’den gelen su konusunda yaşananları şöyle bir hatırlayın. Gelen suyu kimin yöneteceği konusunda ne kavgalar, ne mücadeleler verildi. Toplum ikiye bölündü. Suya karşı olanlar ve olmayanlar diye. Suyu yönetmek için, BESKİ diye bir şirket kurduk. Şimdilerde hatırlayan bile yok…“Ne paranı, ne memurunu istemeyik” sloganına artık, “ne de suyunu” ekleyenler oldu… O günleri de unuttuk gitti. Şimdi ise konu, suyun çeşmeden akmaması. Yani yönetsel bir çözüm hala bulunamadı. Neden? Tartışmalar doğru zeminlerde yapılmadığından. İdeolojik ve günü birlik olduğundan…

Ve son olarak da, Türkiye ile imzalanan ve KKTC’de şubesi açılmak istenen “Gençlik ve Spor Koordinasyon Ofisi” anlaşmasına karşı gerçekleşen bence haklı eylemler… Söz konusu anlaşmanın onaylandığı Pazartesi günkü Meclis brleşimini protesto eden gençler, sabahın ilk saatlerine kadar eylemlerini sürdürüp, anlaşmanın onaylanmasını engellemeye çalıştılar. Sonuçta UBP-DP ve bağımsızların oyları ile anlaşma kabul edildi. Gençlerin bu konuda verdikleri mücadeleyi destekliyor ve alkışlıyorum…

Esas sorun, bundan sonra ne olacağıdır. Ama görüyorum ki, bu mücadeleyi canlı tutmak da zor olacak. Eğer aynı tepki, istikrarlı bir şekilde sürdürülmezse, Serdar Denktaş’ın “bazı kısımları değiştirebiliriz” sözünü yerine getirmesini de beklemeyeceksiniz.

Korkarım bu konuda da, diğerlerinde olduğu gibi kabullenmeyi, kaderimize razı olmayı tercih ettik ve yeni bir soruna kadar, “Savaş baltalarını”gömmeyi tercih ettik…

Bugün artık hava yolumuz yok, “Göç Yasası” ile isithdam edilenler, aynı görevi yapanlardan çok daha az maaş alıyorlar. Ve şimdilerde de “Koordinasyon Ofisi” adı altında gençliğin yaşamına ayar verilmek isteniyor. Bugüne kadar “az Türk, az Müslüman” olan Kıbrıs Türk gençliği, dizayn edilmeye ve belli bir yaşam tarzına sokulmaya çalışılıyor…

Sonuç olarak, bunu da unutacağız, bunu da içşelleştirecek ve onunla birlikte yaşamayı öğreneceğiz. Bunun karşılığında da maaaşlar gününde ödenecek, yeni istihdamlar, yeni yatırımlar, duble yollar yapılıp, hayatımızı kolaylaştıracaklar. Cebimizde para olduktan sonra kimin ne yaptığının, veya bize nasıl bir rol biçtiğinin ne önemi olabilir ki..?

YERİN KULAĞI VAR

UBP-DP HÜKÜMET İCRAATLARI: Henüz iki ayını doldurmayan hükümetin icraatlarına baktım, hani ne yaptılar diye. Öne çıkan iki büyük icraat, birisi suyun fiyatını belirlediler, diğeri ise Koordinasuyon Ofisinin kurulması anlaşmasını kabul ettiler. Her iki konuda da toplumsal bir uzlaşı yok. İki icraat da, toplumun belli kesimlerinin tepkisine neden oldu. Ha, bir de bol bol yaptıkları zamlar var. Olumlu hiç mi birşey yapmadılar diye sorarsanız maaşlar dışında, bayram tatilini 9 güne çıkarmalarını söyleyebilirim…!

1,5 AYDA ÜÇÜNCÜ ZAM: Hükümet, hovardalığının bedelini vatandaşa takır takır ödetiyor. Dövizde ya da petrolde herhangi bir kıpırdanma olmadığı halde, geldikleri günden bu yana üçüncü zam. 4 Mayıs’ta benzine 7 kuruş, 25 Mayıs’ta 12 kuruş, önceki gün de 2 kuruş, bir buçuk ayda sadece benzine toplam 21 kuruş…. Hani bunun motorini, gazyağı, dizeli… Hepsi de iğneden ipliğe zam demek… Durun daha yıl sonu gelsin, harçlara, vergilere gelen zamları göreceksiniz. Bol keseden harcamalar, belli kesimlere öncelikli teşvikler, destekler neyle karşılanacak sanıyorsunuz? Ödeyin de korkmayın…

ÇAMUR ATMA POLİTİKASI: Kendimiz gibi düşünmeyenlerin düşüncelerine kulp bulmakta üstümüze yok. Bu hepimiz için geçerli. Koordinasyon Ofisi ile ilgili olayları yumuşatmak yerine, yangına körükle gitmeyi tercih ediyoruz. UBP Lefkoşa İlçe Başkanı Gardiyanoğlu da, “Bu olay tamamen ideolojiktir. Türkiye’den geldiği için tepki gösteriyorlar” yorumunu yapmış. Eğer bir yerde bir yanlış var ise, bu ister Türkiye’den, ister bir başka yerden gelsin. Yanlışsa yanlıştır ve bu yanlışın düzeltilmesini istemek kadar demokratik bir tepki olamaz. Keşke suçlamak yerine, düşüncelere saygı duyabilseniz…

NEDEN UZLAŞAMIYORUZ: Su’da olduğu gibi, Koordinasyon Ofisi konusunda da uzlaşmak yerine bölünmeyi tercih ettik. Halbuki bölünmek yerine tarafların bazı haklı kaygılarına saygı gösterebilsek, bu kavgalara hiç neden kalmayacak. Hoşgörü ve saygının olduğu yerde ne bölünme, ne de kavga olur. Zaten toplum olarak da eksiğimiz bu…

YİM KARARI UYGULANACAK MI?: Özellikle son zamanlarda ülkede artış gösteren dini icraatlar ve toplumda varolan endişeler Yüksek İdare Mahkemesinin aldığı bir karar ile farklı bir boyuta taşınacak anlaşılan. Mahkeme, Hala Sultan İlahiyat Koleji’nin “mesleğe yönelik eğitim yapmadığı” kararına varmış. Yani, Hala Sultan İlahiyat Koleji’nin mevcut müfredatı ile eğitim verilmesi yasa dışı bulunmuş. Şimdi mahkeme kararı mı uygulanacak yoksa, birileri devreye girip, kitabına uydurmaya mı çalışacak göreceğiz…

SENDİKALARDAN SES YOK: Bakanlar Kurulu keyfi bir kararla bayram tatilini 9 güne çıkardı. Yani memura cepten 2 gün ekstra tatil. Her konuda akıl vermeyi, eleştirmeyi bilen sendikalarımızdan bu konuda henüz çıt yok. Anlaşılan hükümetin aldığı bu popülist karar, hoşlarına gitmiş olacak. Hükümet, fazladan iki gün tatil yerine, “bayram tatilini kaldırdım” deseydi, bakın neler olurdu bu ülkede…

ZİRVEDEKİLER: İngiliz’in Siyaset Ahlakı: İngiliz İşçi Partisi’nin AB’de kalmayı savunan milletvekili Jo Cox’un öldürülmesi üzerine, rakip Muhafazakar Parti, Cox’un milletvekili olduğu bölgeden aday çıkartmama kararı aldı. Bize ne kadar uzak bir siyaset anlayışı değil mi sizce de…

DİPTEKİLER: Mansur Öztürk: Bu adı unutmayın. Tam da tartışmaların üstüne geldi. Sözde “dini yardımlaşma” adına kurulmuş SEVDOST DER’in başkanıymış ve 15 yaşındaki kız çocuğuna tacizde bulunmaktan tutuklanmış. Yetmez… Kaymakamlık, yeni Dernekler Yasası kapsamında araştırmasını ve gereğini derhal yapmalı… Sivil toplum gözünü dört açmalı… İnsanlar bilinçlendirilmeli…Hiç bir işi doğru dürüst yapamadık kırk yıldır. Bari, çocukları korumayı başarsak. Korkarım diğerlerini başaramadığımız gibi, bunu da başaramayacağız.