Doğrusu güzel bir şeyler yazmak isterdim.
Çünkü pazar günleri insan günlük sorunlardan uzaklaşmak, biraz kafasını dinlemek ister.
Ama yapamadım.
Çünkü ülkede güzel şeyler olmuyor.
Olmayınca da insan günlerden pazar dahi olsa, olan biteni yazmak zorunda kalıyor.
Bir kere sabah gazetelere bakınca insanın ister istemez içi kararıyor.
Adam kaçırma, şantaj, hırsızlık, dolandırıcılık, kundaklama, gasp haberleri.
Çetelerin hesaplaşmaları.
Uyuşturucu ile yakalananlar.
Tecavüz haberleri.
Öte yandan yükselen döviz.
Yükselen döviz karşısında alım gücü her geçen gün biraz daha düşen halkın feryadı.
Siyasetin sorun çözmekten uzak kısır kavga ve çekişmeleri.
Tablo böyle.
Gazete manşetleri bu haberlerden oluşuyor.
İnsanın resmen içini karartıyor.
Ama öte yandan hava sıcak. Deniz, kum ve doğal güzellik bakımından cennet gibi bir adada yaşıyoruz.
Ama cenneti cehenneme çevirme konusunda büyük bir başarı gösterdiğimiz kesin.
Her yeni günde umudun yerine daha çok umutsuzluk pompalayacak gelişmeler yaşanıyor.
Karamsarlık daha da artırıyor.
Yaşam kalitesi açısından da durum vahim.
Zaten Kıbrıs sorunu gibi hayatımızı her alanda olumsuz etkileyen ve birçok belirsizliği bize dayatan bir sorun yıllardır önümüzde duruyor.
Ve artık insanlar bu sorunun çözülebileceğine olan inançlarını her geçen gün biraz daha yitiriyor.
Öte yandan alt yapı eksiklikleri, çevrenin her geçen gün biraz da kirletilip katledilmesi, ekonomideki kötü gidiş, eğitim ve sağlık alanlarında yaşanan sıkıntılar insanları iyice bir bezdirmiş durumda.
Her kiminle konuşursanız konuşun memleketin genel gidişatından memnun olan yok.
Herkes şikayetçi ve öfkeli.
Bu arada memleket meselelerini ‘çözmeye talip’ siyasi partiler başka havada.
Kimisi tutarsızlıklarını ve başarısızlıklarını nasıl hasıraltı edip gözlerden kaçıracağı telaşında, kimisi ise “ben” merkezli kişisel egoların çatışmasından başını kaldırıp memleketin yangın yerine döndüğünden habersiz.
Yıllarca “delege sistemi gitsin, değişsin” diye yatılıp kalkıldı, şimdi UBP’de üye sistemine geçilmesi sonrasında yeni kavgalar başladı.
Hukuk, siyasi iradeye ya da gücü elinde bulunduranlara göre evirilip çevrilmek istenmeye devam ettiği sürece galiba bize sistem dayanmayacak.
Nasıl dayansın ki?
Anlayış ve yaklaşımlar değişmediği sürece bu ülkede bir şey değişmeyecek.
Bunun için önce kafalar değişmeli. Zihinlerde dönüşüm sağlanmalı.
Yoksa bu gidişat bize zarar verip bedel ödetmeye devam edecek.
Değişim için önce bireysel olarak sonra da toplumsal olarak samimi ve gerçekçi bir şekilde özeleştiri yaparak yola çıkmak zorundayız.
Kişisel, partisel ya da zümresel çıkarlara göre adım atma anlayışları ile gelinen durum ortada.
Gelinen aşamada, “Böyle eyiyik” demeyi bir yana koyma zamanı artık geldi.
Yoksa gazetelerde daha kötü başlıklar okumaya hazır olun.
































