Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bu yapı gelişmeye hizmet etmiyor…

 

Yunanistan’da olup bitenleri yazarken, bir kaç kez de, bu durumdan ders alınması gerektiğini vurgulamıştık.
Hatta “Yunanistan’ın durumu ibret alem” diyerek, Türkiye’nin parasıyla har vurup harman savuran KKTC’nin durumuna dikkat çekmek istemiştik.
AB’ye girdiği andan itibaren aldığı destekleri yatırım ve üretim yerine gereksiz lüks harcamalara kullanan Yunanistan’da, “kurtuluş vadeden” Çipras bile göreve gelirken, Noel ikramiyesi, asgari ücrete astronomik artış, vergi indirimi, borçların affı gibi hayali vaatlerde bulunmuştu…
Dün gazetelerde CTP Milletvekili Birikim Özgür’ün sözlerini okuduğumda, aynı benzetmeyi yaptığını gördüm.
Özgür, Yunanistan-AB örneği önümüzde dururken, Türkiye’nin, “ekonomik protokole uyulması talebini/telkinini” reddetmek bir yana, küfür gibi addetmeyi hangi psikolojiye bağlamamız gerekir?” sorusunu soruyor…
Ayrıca, sadece en son ekonomik programda öngörülen 500 milyon TL’lik kaynağın, gereken tasarruflar yapılmadığı ve projeler üretilemediği için heba olduğunu hatırlatıyor ve bu yapının, KKTC için gelişmeye hizmet etmediğini vurguluyor.
İki, iki daha, dört… Görünen köy, kılavuz istemez…
Bir ekleme de biz yapalım; ya 40 yılda gelen paranın kaçta kaçı gereği gibi harcandı acaba?..
Çipras’ın uçuk vaatleri buralarda bizzat hayata geçmedi mi?..
Mesela bir seçim öncesi memura fazladan bir maaş verilmedi mi? Astronomik zamlar yapılmadı mı? Ya vergi afları… Neredeyse her yıl rutine bindi.
Sadece 90’lı yılların sonundan itibaren baktığımızda, yılda 50 milyondan (zamanın parasıyla), günümüzün değerleriyle 1 milyar ve üstüne çıkan bir artışla yardım, ya da hiç bir zaman geri ödenmeyen krediler alınmakta.
O yardımlar, 40 yıllık tarihimizin uzun bir kesitinde, hovardaca harcandı. Bu bir yana, önemli bir kısmı da, devlet yapısının hantallığından, vizyonsuzluğundan, proje üretme konusundaki beceriksizliğinden, hiç bir yere harcanamadı ve geri döndü…
Bu konuda en çarpıcı örneklerden biri, 2010 yılına ait.
2010’da, Türkiye’den KKTC'ye 1.100.412.450 TL kaynak tahsis edildi…
Lütfen dikkat buyurun, bunun sadece ve sadece 867.072.467 TL’si harcamaya dönüştü. Geri kalan miktar, herhangi bir rasyonel proje üretilemediği için harcanamadı.
Son yıllarda, Birikim Özgür’ün de dediği gibi bu trend devam etmekte.
Hem “Biz yöneteceğiz” naraları atıp, hem de yan gelip yatmakla bu işler olmuyor. Bugün KKTC Yunanistan’ın başına gelenlerle karşılaşmıyorsa, bu, Türkiye-KKTC ilişkilerinin Yunanistan-AB ilişkilerine benzememesindendir…
Eğer Türkiye de burada IMF’nin ya da AB’nin Yunanistan’a yaptığını yapsa, neler olurdu düşünemiyorum. Ekonomik protokollerde “lüzumsuz harcamalarınızı kısın, özelleştirme yapın, kamunun yükünü azaltın, üretime ağırlık verin” dendiğinde bile kıyameti koparanlar, Türkiye o paraları geri isteseydi ne yaparlardı acaba?
Şimdi kimse bana kalkıp da, “Burada nüfusu var, ithalatla aldığımızı geri veriyoruz” falan demesin.
Durum ortadadır, Türkiye’den gelen para, haksız ve adaletsiz bir biçimde, siyaset-kamu bağlantısıyla buharlaşmaktadır. Öngörüldüğü gibi, ne sağlıkta, ne eğitimde ne ekonomik diğer sektörlerde ciddi bir yatırım yoktur. Paylaşım devam etmektedir.
Ve o her yıl gelen para da, başka yerde değil, KKTC topraklarında, KKTC halkı tarafından harcanmaktadır. Türkiye’den gelen işçi de bizlerin inşaatlarımızda, diğer hizmetlerimizde çalışmaktadır. İthal edilen mal ve hizmetleri de biz ithal edip tüketmekteyiz, başkası değil.
Demagojilerle yıllarını geçiren, kendi kendini kandıran Yunanistan örneği gözümüzün önünde.
Birikim Özgür’ün herkesi aklıselime davet eden sözlerini bir kez daha not etmekte yarar var;
“Yunanistan-AB örneği önümüzde dururken, Türkiye’nin, ‘ekonomik protokole uyulması talebini/telkinini’ reddetmek bir yana, küfür gibi addetmeyi hangi psikolojiye bağlamamız gerekir?..”

YERİN KULAĞI VAR

ZORLU GEÇECEK:
Ekim sonu yapılacak UBP kurultayının çok adaylı geçmesine kesin gözüyle bakılıyor. Genel başkan Özgürgün, katıldığı bir TV programında, partisinin eşit ortak olarak hükümette olduğu bir dönemde, kurultayda 3-4 aday çıktığını söyleyerek, kurultayda en az 3-4 adayın yarışacağının tüyosunu da verdi. Muhtemel adaylar ise Hüseyin Özgürgün, Ersin Tatar, Nazım Çavuşoğlu ve büyük bir ihtimalle Sunat Atun olacak…

ÇAVUŞOĞLU NABIZ YOKLUYOR:
Ekim sonu yapılacak UBP kurultayında, genel başkanlık adaylığı için henüz karar vermeyen İskele Milletvekili Nazım Çavuşoğlu, nabız yoklamayı sürdürüyor. Önceki gün, Çatalköy yakınlarındaki bir mekanda, arkadaşları ile durum değerlendirmesi yaparken görüldü. Özellikle de bakanlık alamadıktan sonra, zamanını tamamen kurultaya yönelik çalışmalar adayan Çavuşoğlu’nun, bu temasların ardından adaylığını resmen açıklaması bekleniyor…

O ZAMAN GEREĞİNİ YAPSIN:
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Barış Burcu, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın, YÖDAK yönetiminde baş gösteren ve yoğun bir biçimde kamuoyu gündemini meşgul eden tartışmaların, giderek uzlaşmazlık boyutuna ulaşmış olmasından oldukça rahatsız olduğunu söyledi. Aslında sadece Sayın Akıncı değil, bizler de dahil herkes rahatsızsa, o zaman Sayın Başkan’a düşen görev, gereğini yapmasıdır…

BU ŞEKİLDE ZOR:
Aziz Gürpınar, başarılı bir bürokrattı. Çalışma Bakanlığı döneminde de, elindeki imkanlar dahilinde, en azından yanlış yapmamıştı. Ama o imkanları geliştirdiği de pek söylenemez. Şimdi Gürpınar’ın sırtına, ülkenin en can alıcı konularına bakan İçişleri Bakanlığı neden yüklenmiştir? Sırf örgütler istedi diye mi? Her iki bakanlığın da ayrı iş yüküne ve efora gereksinimi var. Gerçekten bunu anlamakta zorlanıyorum…

HEM İYİ HEM DE KÖTÜ:
Avrupa Birliği, Kıbrıs’ta hem Türk, hem de Rum tarafının sahiplendiği hellimi, bütün Kıbrıs’ın ürünü olarak tescil ediyor. Bundan böyle Türkiye’de hellim üretimi yapılamayacak. Bu güzel bir haber ama haberin kötü tarafı, tescille birlikte iki tarafta da fiyatların eşit olacağı için, bizdeki fiyatlar da otomatikman yükselecek…

ATUN NE DEMEK İSTEDİ:
Ekonomi, Sanayi ve Ticaret Bakanı Sunat Atun, CTP-UBP hükümetinin, halk için çalışıp üretmek ve devleti ileri götürmek amacıyla kurulduğunu söylemiş. O zaman Sayın Atun’a sormak lazım, bundan önceki hükümetler, (ki birçoğunda kendisi bakan olarak bulundu) halk için ve devleti ileriye götürmek için kurulmamış mıydı? Biz öyle olduğunu biliyoruz da, kendisi de itiraf mı etmiş oluyor?

ZİRVEDEKİLER
Birikim Özgür: “Bütçede 55 milyon TL olan ek mesai harcamalarında 80 milyon TL’yi aşıyorsak, pek çok alanda bütçede karşılığı olmayan harcamalar yapmamıza yol açan birtakım yapısal bozuklukları düzeltemiyorsak, günün sonunda Türkiye’ye avuç açar pozisyondan kurtulamayız…”

DİPTEKİLER
En Can Alıcı Konu, Programda Yok: Hükümet programında “döviz” kelimesi hiç geçmiyor. Dolayısıyla, bir yılda döviz artışından dolayı mağduriyete uğrayanların durumu için hiçbir tedbir de yok. Sadece kamu görevlilerinin ekonomik durumunu iyileştirecek bir programdan bahsediliyor. Ama ortada bir gerçek var. Türk lirasının değer kaybı, bir yılda yüzde 50’yi geçti ve bu ülkede de insanlar aynı oranda fakirleştiler. En yakıcı sorunlardan birine niye hiç önem verilmedi? En azından kira ve emlak alımı ile ilgili sözleşmelerin TL ile yapılma zorunluluğu getirilebilirdi. Denilebilir ki, “bu günlük bir meseledir, programda yer almaz”… Peki öyleyse, var mı böyle bir plan?..