Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Neymişiz biz öyle

Ülkede işlerin iyi gittiğini söylemek mümkün değil.
Günü kurtarma adına oradan oraya savrulup duruyoruz.
Savrulurken de dağılıyoruz.
Her yeni günde bir şeyler kaybediyoruz.
Bazen güçlüklerle yetişen değerleri, bazen varoluş için önem taşıyan kurumları…
KTHY örneğinde olduğu gibi…
Sahi, KTHY’nin yok olup gitmesinin sorumluları bulundu mu?
Bu konuda birilerine hesap soruldu mu?
Sorulmadı…
Ama bir ton laf edildi bu konuda.
Bakıyorum da konuşmaya, süslü laflar söylemeye çok meraklıyız doğrusu.
Ağzını açan freni patlamış bir kamyon gibi önünde ne varsa ezip geçecek bir üslupla konuşur ama iş yapmaya gelince ortada birileri olmaz.
Belki de bu yüzden kimseye bugüne kadar yaptıkları nedeniyle hesap sorulamadı.
İş yapmanın zorluğu karşısında konuşmanın kolaycılığına kaptırıp gittik kendimizi.
Böylece vicdanlarımızı rahatlattık.
Dünyanın merkezine koyarak olduğumuz yerleri kendimize yalan bir hayat yarattık.
Adamlar bir şeyler yaparken bedeller ödemişler ama biz bedel ödemeden bir şeyler elde edilen ve bir yerlere geliverilen bir sistem kurduk kendimize.
Bunun için gün oldu övündük, gün oldu bu düzeni kuranları baş tacı ettik gururla.
Ve hep birileri diğerlerinden hesap sorup bir şeyleri değiştirmek için yola koyuldu.
Ta ki bir yerlere gelip oturana kadar.
Oturduktan sonra hesap soran görülmedi.
Ama bir süre sonra hesap sorulacak konumda buldu kendisini.
Ancak onlardan da hesap soran olmadı.
Yuvarlanıp bugünlere geldik işte bir şekilde.
Tüketerek her türlü kaynağımızı.
Kaynakların yanı sıra sevgi ve saygıyı da yitirdik.
Hoşgörüyü unutuverdik.
Öfke ve kibir sardı her yanımızı.
Özeleştiri yapıp kendimizi toparlayacak bir yola giremedik bir türlü.
Her yeni günde dünü arar olduk ne yazık ki.
Kurtarıcı diye sarıldıklarımızdan nasıl kurtulacağımızı bir süre sonra bilemedik.
Sonuçta denizi bitirip gemiyi el birliği ile karaya oturtuverdik.
Ama kendimizde hiç suç aramadık.
Hep başka yerlere baktık suç yüklemek için.
İşlerin iyi gitmediğinden şikayet edip duruyoruz.
Ama işlerin iyi gitmesi için harcanan bir çaba yok ortada.
Çabayı bir yana bırakın zaten bu yönde halktan gelen gerçek anlamda samimi bir talep de yok.
Bu arada içimizden birileri iyi bir şeyler yapmak için kıpırdansa biraz, onu da el birliği ile kaynayan kazanın içine çekip atıverdik.
Kısacası, aynaya bakma alışkanlığı olmayan, özeleştiri yapmaktan korkan bir toplumuz.
Nedenleri farklı farklı olsa da sonuçta hepimiz haklıyız.
Ve haksızlığa uğrayan taraftayız.
Okul yıllarında olduğu gibi iyi notu biz alırken, kötü notun sorumlusu öğretmendir.
Ve hep alacaklı tarafta dururuz.
Verme bize göre değil.
Daha da kötüsü birileri hep bizi düşünmek ve bize bir şeyler vermek durumundadır.
Nasıl bir anlayış içindeysek öyle, kimsenin bizi sorgulamasını ya da bizden hesap sormasını sevmeyiz.
Böyle bir durum karşısında öfkelenir, gerekirse en ağır şekilde hesap soranın ağzının payını veririz. Hatta biz döner ondan hesap sorarız.
Özetle burnumuzdan kıl aldırmayız.
Peki sonuç ne?
Etrafınıza şöyle bir bakın, sonra da dönüp aynaya bakıverin.
Nerede yanlış yaptık diye bir düşünün.
İyi bir şey yapmak için çaba sarf edenlere ne kadar destek olduk bir sorgulayın bakalım.
Doğruları bize acı da olsa söyleyenlerin arkasında durabildik mi diye geriye bir dönüp bakın.
Bakın ki belki ayaklarımız artık yere basmaya başlar.
Ve bu işlerin artık alıştığımız şekilde gitmeyeceği sonucuna vararak silkinir ve kendimize çeki düzen veririz.
Yoksa yazık olacak…