Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bu süreç neden kaybedildi?

Mont Pelerin’i yakından takip eden arkadaşlarımız bilir.

İlk zirve ve ikinci arasında bir hafta yaşadı ya…

Çok şey kaybedildi.

“İlerleme var” denilen noktada bir anda “başarısız olduk” açıklaması geldi.

Zirvenin neden çöktüğü belli.

“İade edilecek bölgeye yerleşecek Rum nüfus sayısı…”

Ve elbette garantilerin yarattığı olumsuz hava.

İkinci zirvenin ilk günü böyle kaybedildi.

İkinci gün ise “sayı ısrarı” ve geri adım atılmaması, sürecin orada çökmesine neden oldu.

Dün, Rum tarafında çok eleştirilse de, masanın devamına katkı sağlayacak bir açıklama geldi.

Rum dışişleri bakanı Kasulides, “garantileri bir süreliğine kabul edebileceklerini” söyledi.

Sürece pozitif bir hava yansıdı.

Gerçi, Chipras, tutumunu devam ettirse de…

Kasulidis’e dikkat edelim…

Rum tarafı bunu “baştan” söylese belki de “fersah fersah” yol alınacaktı.

İki konuda “zirve devam ederken” çok katı durdu Rum tarafı.

Dönüşümlü Başkanlık ve Garantiler…

Mustafa Akıncı’dan toprak ve devamında harita konunda “adım atmasını” bekleyenler, adım atmaları gereken noktada ise “mıh” gibi durdu.

Gelgelelim…

Şimdi bu açıklamalar yapılıyor.

Üzülüyor muyum?

Kaybedilen bir haftaya “evet”…

Ancak sürecin devamı açısından atılan bu adımlar çok olumlu…

 


“Mont Pelerin çöktü” diye oturan yok

 

Liderler gelir gelmez “deli” bir hafta geçirdi.

Eide bugün yeniden “mekik diplomasisine” başlıyor.

Bu hafta da “deli” olacak.

Çarşamba günü İngiltere Dışişleri bakanı Johnson geliyor.

O da “garantiler” konusunda söyleyecekleri ile gündem olacak.

Bugünün orta doğusuna bakınca…

İngiliz diplomatların yaklaşımlarını da biliyoruz.

Üslerden “toprak” vererek…

Ama “üsleri de tutarak” bir ara formül geliştirdi bile İngiltere…

Sonuçta…

BM Genel Sekreteri Moon… Liderleri aradı, “cesaretlendirdi…”

ABD Başkan Yardımcısı Biden telefonla aynı desteği verdi.

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Mogherini sürecin devamından yana olduklaruının altını çizdi.

Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu “Mont Pelerin Düğümü”nün bu hafta çözülmesi için devreye girdi. İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson Çarşamba gün adaya geliyor

Kimse “               oturmuyor”…

 

 

 


 

İki evet olmadıktan sonra…

Farklı yaklaşımlar olabilir sürece.

Ama üzüldüğüm bir nokta var.

O da, “Türk tarafı gibi bakınca” suçlu sandalyesine oturtulmak.

Mesela, “Anastasiades şu hatayı yaptı” demek suç.

“Akıncı da şu hatayı yaptı” dersen, tamam.

Mesela Mont Pelerin’de bir açıklama geldi: Süreç bitti…

Tepki ne oldu bazı gazeteci arkadaşlarda:

“Ama Rum sözcü devam ediyor dedi…”

“Rum sözcü üzerinden sürecin domine edilmesini” kabul etmemek de suç…

Günün sonunda…

“Akıncı’ya güvenmeden, Anastasiades üzerinden çözüm aramak” tavrı, Kıbrıslı Türklere ne kazandırır.

Sürecin başından beri, Akıncı’nın şu sözüne güvendim: İki evet için çalışacağım. Sayın Anastasiades’ten de bunu istedim. Biz bu toplumun hassasiyetlerini gözetirken, Rumlar için de empati yapacağız. Aynı şekilde, Kıbrıslı Türklerin de hassasiyetinin gözetilmesi gerekiyor.

Budur yani…

Halen daha bu toplum içerisinde yaşayarak, bu toplumun “evet demeyeceği noktalarda diretmenin” bir anlamı yok…

Kendimden örnek verdim.

Garantiler benim için olmazsa olmaz değildir.

Ben esas, “yönetimde etkin katılımı ve eşitliği” önemsiyorum. Çünkü 1960 devleti bu nedenle dağılmıştı.

Ama biliyorum ki, “garantiler” olmayacaksa, Türk tarafı “evet” demeyecek.

Bunu görmeden mi yorum yapmalıyım?

Gazeteci olarak, “kişisel düşüncelerim mi önde olmalı, yoksa “iki evet” için makul olanı mı gündemde tutmalıyım…

Benim görüşlerimin ne önemi var?

Hırslarımın…

Bencilliklerimin…

Toplumun bütününe yaramadıktan sonra…