Tıpkı Annan Planı döneminde olduğu gibi toplum, yıllardır buzdolabına kaldırılan çözüm hayallerini yeniden kurmaya başladı. Tek farkla, o dönemde bir anlaşma olsun diye meydanları dolduran Kıbrıs Türk halkı, bu kez o günkü kadar hevesli ve istekli görünmüyor. Bunun en büyük nedeni ise Annan Planı döneminde verilen birçok sözün yerine getirilmemiş olmasıdır…
Bugün, kenara çekilin ve topluma ve konuşulanlara şöyle bir bakın. O günkü “barış, çözüm, hemen şimdi” söylemleri eskisi kadar gür çıkmıyor. Çünkü toplum olarak “aldatılmışlığın dayanılmaz ağırlığını yaşıyoruz” bugünlerde…
Ve bu noktada bunu fırsat bilenler, eskiye oranla çok daha fazla zemin buluyorlar kendilerine. Yarım asırdır, onlarca kez çözüme yaklaşan toplumlar, özellikle 2004 referandumundan sonra, adil bir çözüm bulunacağına inanmıyorlar. Aksine, mallar üzerinden yapılan politikalar çok daha fazla rağbet görüyor bugünlerde.
Hal böyle olunca da, Rumların olası bir plana “evet” demeleri için Türk tarafının, Annan Planı’ndan çok daha fazlasını vermek zorunda kalacağına inanıyorlar…
Bizdeki liderlik ise yaptığı açıklamalarla toplumu rahatlatmak yerine, kafaları daha fazla bulandırıyor. Örneğin mülkiyet, harita ve garantiler konusu ile Rum liderliğinin temkinli açıklamalarına karşın, Türk tarafının zaman belirterek yaptığı açıklamalar…
Gerçekçi olmak gerekirse, Rumların bir anlaşmayı gerçekten istemeleri için, yeni motivasyonlara ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz. Aslında iş çevrelerinin ilgisi var. Rum işadamları, işin pekala farkındalar. Zaten zaman zaman yaptıkları açıklamalarda da bunu görüyoruz. Bu önemli, ama yetmiyor…
Rumların 2005 yılına kadar olan ekonomik patlamasının arkasındaki off-shore’lar, kara paralar, Rus sermayesi artık hemen hemen yok. Tam tersine son iki yıldır yaşadıkları ekonomik kriz yüzünden büyük bir kaçışın olduğunu söyleyebiliriz. AB’nin büyük ölçüde denetimi altındalar. Sermaye sıkıntısı mevcut. Yeni yatırıma ihtiyaçları var. Rum işadamlarının olası bir anlaşma sonrası Kıbrıs adasının “Türkiye’nin Hong Kong’u” olacağı söylemleri boşuna söylenmiş sözler değil…
Buna ilaveten gelecek olan su tüm ada için önemli bir diğer unsurdur. Güney Kıbrıs, şu anda bildiğim kadarıyla su ihtiyacını karşılamak için yüksek maliyetle denizden arıtma yapmaktadır. Bu nedenle gelecek olan su, sadece Kıbrıslı Türkler için değil, Rumlar için de önemli bir avantaj olacaktır. Doğal gaz da en az su kadar, gelecekte ada insanı için önemli bir unsur olacaktır…
Ancak Rum tarafına bu ihtiyaçları gerçekten hissettirecek güç, bence yine uluslararası toplumdur.
Çünkü Rum tarafının, bazı katı milliyetçi takıntılarının yerini gerçekçi politikaların almasını sağlayabilecek tek gücün onlar olduğunu biliyoruz. Ancak bugüne kadar bu güçler ne yazık ki, sadece “eşsiz fırsat” demekle yetiniyorlar. Anlaşmayı gerçekten isteyen Türk tarafı ve Türkiye’ye “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanı” diye baskı yapmak yerine, esas anlaşmayı istemeyen taraf olan Rum tarafına baskı yapmaları gerekir diye düşünüyorum…
Ama ne yazık ki, ne BM’nin ne de AB’nin, Rum tarafına böyle bir baskı yapmaya pek de niyetleri olduğu görülmüyor…
Diğer yandan, bir anlaşma olasılığı ortaya çıktığı anda, hem yönetim ve güç paylaşımı, hem de mülkiyet konusunda, geçmişte belirlenen parametrelerden, hatta Annan Planı’ndan da öte taleplere hazırlandıkları da açıktır.
O nedenle, sıkı durmakta, geçmiş müzakere süreçlerini, dosyalar dolusu diplomasi deneyimlerini bir kez daha okumakta yarar var.
Tabii bir de durduk yerde, siyasi ve ekonomik istikrarsızlığa yol açmamak gerek. Bu da halkın çözüm yanlısı ya da karşıtı söylemlerle kışkırtılmasını engelleyecek yöntemler izlemekle mümkün…
YERİN KULAĞI VAR
ÖLÜ GÖZÜNDEN YAŞ BEKLİYORUZ: Döviz konusunda önce Başbakan verdi sinyali, “Yurttaşlar uyarılmıştır, dövize müdahale edemeyiz” dedi. Kimse de dövize müdahale etmesini istememişti zaten. Ama halkın perişanlığı karşısında yapabilecekleri vardı. Arkasından 55 liralık asgari ücret artışı geldi. Bu da ne demek, “varın başınızın çaresine bakın, hiçbir şey yapamıyorsanız, elinizdeki malları yok pahasına satın” demek. Diğer taraftan, Müteahhitler Birliği bile proje hazırlamış, hükümete sunmuş. Malların döviz yerine TL ile satılması, bankalardan TL ile kredi borçlanılması, bankalar tarafından uygulanacak faiz tutarının bir kısmının devlet tarafından karşılanmasını öneriyorlar. Ama galiba boşuna konuşuyoruz…
PAYINIZ ÇOK:
Cumhurbaşkanlığı’nın, özellikle mülkiyet konusunda kamuoyundan yükselen seslerden rahatsız olduğunu biliyoruz. Ancak bu tartışmalara neden olan sanki de kendi yaptıkları açıklamalar oluyor. Siz “toprak ve mülkiyeti konuşuyoruz” deyip, doyurucu açıklama yapmazsanız, Rumların garantiler konusundaki talepleri için, “tartışabiliriz” deyip açık kapı bırakırsanız, ne beklerdiniz ki. Veya yıl içerisinde bir referandumdan bahsediyorsanız vatandaşın aklının karışmasına neden olursunuz. Kısacası bugün toplumda sesler yükseliyorsa, bunda sizin de payınız olduğunu unutmayın Sayın Akıncı…
ZEMİN ARIYORLAR:
Hükümet benzin fiyatlarında 3 kuruşluk indirime giderken mazot fiyatlarını aynı bıraktı. Hükümetin bu kararı kafalarda soru işareti yaşanmasına neden oldu. İddiaya göre hükümet, mazotta indirim yapsaydı, elektriğe getireceği zamma tepkiler daha da fazla olacaktı. O nedenle mazot zammını yapmamayı tercih etti…
BATSIN BÖYLE SİYASET:
UBP milletvekili ve başkan adayı Ersin Tatar, İrsen Küçük’ün Ahmet Kaşif’le yarıştığı ilk kurultayda divan başkanı olan Hüseyin Özgürgün’ün açıkladığı kararın yanlış olduğunu, partiyi mahkemelere düşürdüğünü söylüyor. Tabii bunu şimdi aday olunca söylüyor. Mahkeme kapılarında İrsen Küçük’ün baş destekçisi olduğu günleri unutuyor. Oysa o fotoğraf hiç birimizin aklından çıkmıyor. Dün öyle, bugün böyle…
ETTİ DÖRT:
UBP’nin ekim sonunda yapacağı kurultayda genel başkan adaylarının sayısı şimdiden dörde çıktı. Özgürgün, Tatar ve Çavuşoğlu’nun ardından Ünal Üstel de adaylığını resmen açıklıyor. Öyle görünüyor ki, bu iş ilk turda bitmez. Adaylardan birisinin seçilmek için gereken oy oranını yakalaması zor görünüyor. Temennimiz geçmişte olduğu gibi kurultayın yine mahkemelere düşmemesi…
NASIL BİLECEKLER:
Kurultayda Hüseyin Özgürgün’e karşı aday olan Çavuşoğlu ve Tatar’ın en büyük şikayeti, yeni tüzüğe göre kurultayda oy kullanma hakkına sahip olacak olan yeni üyeler. Peki ama bunlar kavun değil ki, koklayıp da ne olduklarını anlayasın. Hele de son yıllarda UBP ile DP-UG arasında yaşanan gelip gitmeler işi daha da karıştırdı. Baksanıza daha düne kadar Taçoy’un yanında koşturanlar, bugün MYK üyesi oluverdiler…
ZİRVEDEKİLER
Arslan Bıçaklı: “Dört kişilik bir ailenin yaşamını insanca sürdürebilmesi için belirlenendir asgari ücret. Bizde asgari ücret ile geçinebilen söylesin… 10 ay sonra asgari ücrete 55 TL artış uygun gören taraf hangileridir, yazıklar olsun. Asgari ücretliye layık görülen bu artış dalga geçmektir. Bu saatten sonra bu hükümetten hiç umudum yok…”
DİPTEKİLER
Asgari Ücret: Asgari ücrete 55 TL zam yapılmış. Siz bakmayın geçerli para birimi TL’dir diyenlere, sterlin bazında aylık tam 12 sterlin eder. Yani işçiye günlük, 0.4 sterlinlik bir artışı reva gördüler. İşçi bunun 0.1’ni kendisine, artanı da her gün eşi ve iki çocuğuna verse nelerine yetmez. Gül gibi geçinip giderler. Ama yok, “ben TL olarak kullanacağım” derse de kendi bileceği. Günlük 1.83 kuruş. 1 lirasıyla sakız alsın, artanı da bankaya yatırıp keyfine baksın…
































