Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bu karşılıklı bir çıkar ilişkisidir…

Geçtiğimiz yıl DP’ye geçen 8 milletvekilinden büyük bir kısmının ilk fırsatta geri dönebileceği herkesin malumuydu…

Zira aralarında Ahmet Kaşif gibi, Zorlu Töre gibi, Ergün Serdaroğlu gibi bu işin şampiyonları vardı. Mesela, Kaşif, DP’ye katıldıklarının hemen ertesinde, Serdar Denktaş’la birlikte düzenledikleri basın toplantısında “Yan çizme olmayacak… Bu birliktelik 28 Temmuz’a kadar değil, mezara kadar gidecek” sözü verse de, Serdar Denktaş, başına gelecekleri bildiğinden ellerinden 500 bin liralık senetler almıştı.
Zira, daha UBP’den ayrılmadan, muhalefetle birlikte hareket edip, UBP hükümetine güvensizlik önergesi verenlerin, gün gele kendine ihanet edebileceklerinden neredeyse emindi.
Sadece o değil; ta 2004’ten de tecrübesi vardı. DP’nin, CTP ile koalisyon hükümetini yeni kurduğu günlerden…
Kaşif o zaman da parti içinde hizipçilik yapmaya, parti organlarının çalışmasını engellemeye başlamıştı. Serdar Denktaş da bu nedenle milletvekilleri Ahmet Kaşif ve Ünal Üstel’le birlikte 10 partiliyi Disiplin Kurulu’na vermiş, onlar da istifa etmişlerdi…
O dönem istifaları yine Ahmet Kaşif açıklamış ve “Demokrat Parti’de uzun süreden beri ‘tek adam’ yönetimi hakim olmuştur… Parti, ‘baba çiftliği gibi’ yönetilmektedir… Organlar devre dışı bırakılmıştır” demişti.
Yani aynen geçtiğimiz hafta söylediği gibi.
Her neyse, DP’ye katıldıklarında, önlerinde bir erken seçim vardı. Hedefe ulaşmak için her şey mübahtı. O nedenle de, geçmişe sünger çektiler ve kısa günün karına DP-UG’yi oluşturdular. DP tabanının ve bir miktar da UBP’nin oylarını kullanarak, içlerinden 4’ü yeniden seçilmeyi başardılar.
Aradan bir buçuk yıl geçti, her şey aslına döndü.
Bakanlık görevinden alınma, bakan yapılmama gibi nedenlerle fasariyalar yeniden başladı.
Önce Zorlu Töre döndü, şimdi de 4 milletvekili, dönmek için UBP’nin kapısında bekliyorlar.
Hani “UBP başına gelecekleri bilir, bu defa bu seviyesizliğe prim vermez” diye düşünen varsa, aklına şaşarım…
Unutmayın ki, yine bir seçim arefesindeyiz.
Gün gele yine hizipçiliğe başlayacakları bilinse de, içten aykırı sesler çıksa da kapılar kendilerine açılacak.
Yani düşünün şimdi, bu insanları partiye almayıp, dışta bırakıp da Eroğlu’nun seçim sürecini olumsuz etkilemeye kim cesaret edebilir ki..?
Çünkü böyle bir durumda, Eroğlu’na destek vermeye devam edeceklerinin garantisi yok.
Onlar da bunu bildiklerinden, gayet rahatlar.
Peki bu insanlar bu kadar zig zaglar çizdikleri, siyaseti bu kadar ayağa düşürdükleri halde, hala siyasetin içinde nasıl tutunabiliyorlar..?
Onu da oy verenlere sormalı…
Bu seviyesizliği içine sindirip de, hala her seçimde oy vermek için, güçlü nedenleri var demek ki…
Geçtiğimiz gün Başaran Düzgün, Radyo Havadis’te bir hikaye anlattı.
Bir köyde yaşlı birine sormuşlar, “Bu yaşta hala niye siyasilerin peşinde koşturuyorsun?” diye.
“Ben işe girdim, Allah’a şükür çocuklarımı da sokturdum, şimdi sırada torunlar var” demiş.
Bu kafada olanların güvenle, etikle, ülkenin geleceğiyle ilgili bir gailesi olabilir mi sizce…
Ha bu arada, hani o 2004’te hizipçilik yaptıkları nedeniyle DP’de Disiplin Kurulu’na verilen ve istifa edenlerin listesi de gerçekten ilginç…
Merak eden varsa hatırlatalım; Gazimağusa Milletvekili Ahmet Kaşif, Girne Milletvekili Ünal Üstel, Genel Sekreter Kemal Havalı, Genel Sekreter Yardımcısı ve Parti Meclisi Üyesi Aslan Bıçaklı, Genel Sekreter Yardımcısı ve MYK Üyesi Fuat Zor, Parti Meclisi Üyeleri Ergün Vehbi ile Türkmen Sencer, MYK Üyeleri Turgay Eroğul, Fikri Ataoğlu ile İbrahim Uysal…

YERİN KULAĞI VAR

KÜSKÜNLER REVAÇTA:
Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacaklar hemen hemen belli oldu. Artık sıra, seçmeni ikna etmekte. İşi en zor görünen de Eroğlu. Kendisine destek veren UBP ve DP-UG’deki küskünler işi zorlaştırıyor. Şimdi küskün diye bilinenlerin kapısı bir bir çalınıp uzlaşı yolu aranıyor. Israr edenler ise reddedemeyecekleri tekliflerle ikna edilmeye çalışılıyor. Bakalım Eroğlu’nun bu taktiği bir kez daha işe yarayacak mı…

KİMSE MEMNUN OLMADI:
Aylardır yeni Askerlik Yasası konusunda gerek Meclis’te, gerekse kamuoyunda yapılan tartışmalar, yasanın kabulü ile son bulur diye bekledik. Ama görüyoruz ki, yeni yasa beklentileri karşılayamadı. Daha mürekkebi bile kurumadan tepkiler gelmeye başladı. Özellikle de yasadaki bazı maddelerin, CTP tarafından engellenmesi muhalefet tarafından çok eleştiriliyor. Sizin anlayacağınız askerlik tartışmaları tam bitti derken, yeniden başladı…

ZATEN TASARRUF YAPIYORUZ:
Elektrik Kurumu mevcut sokak lambalarını daha düşük elektrik tüketen ve çevreye daha az zarar veren LED lambalarla değiştirip % 70 tasarruf sağlamaya karar vermiş. Tasarruf için bu kadar masrafa ne gerek var ki? Zaten yanmayan sokak lambalarından dolayı yeteri kadar tasarruf yapıyoruz. Bence tasarruf adı altında bu kadar para harcamanın gereği yok, nasıl olmasa onlar da yanmayacak…

GİRNE’DE KANALİZASYON REZALETİ:
Aşağı Girne kanalizasyon projesinin ihalesi tamamlanmış. O proje, Sümer Aygın’ın 5 yıl önce seçime giderken tamamlayacağını söylediği proje… Düşünün Girne’nin merkezinde bile henüz tamamlanmamış. Bu bittikten sonra köylere sıra gelecekmiş. Demek ki, turistik bölgeler daha uzun yıllar vidanjör kokusu çekmeye, denize gizli gizli verilen atıkları görmeye devam edecek. Bu devirde uğraştığımız şeye bakın…

BİZ Mİ ENGELLEYECEĞİZ:
Biz kendi kendimizi yemeye devam ederken, hemen yanı başımızda olan bitenden haberimiz yok. Karşımıza, Akkuyu’ya yapılacak olan nükleer santral, adamız için ciddi biçimde tehdit oluşturuyor. Ama dedim ya, birbirimizle uğraşmaktan, etrafımızda olan biteni gördüğümüz yok. Hoş, görsek ne olacak, sesimizi kim duyacak, koca Türkiye halkı engelleyememiş, biz mi engelleyeceğiz…

50+ PROJESİ:
Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve Kanserle Savaş Vakfı, organize ettiği “50+ Projesi” ile ünlülerin özel eşyalarının satışından gelir elde etmeyi amaçlıyor. Eşyalar arasında yer alan Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın safari gömleği, 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın çalışma gözlüğü ve Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun kaleci formasının, kimler tarafından ve kaça alınacağı bayağı merak konusu oldu. 3 Cumhurbaşkanı ve 3 değişik eşya. İlginç bir artırma olacak sanırım…

ZİRVEDEKİLER
Nezire Gürkan: “Bir okuldaki öğretmen eksikliği nedeniyle 9 okulda grev… Öğretmen ‘eğitim kaybı’ gerekçesiyle talep edilirken, daha da kaybetme göze alınarak ‘ses veriliyor’. Dahası, veliler de öğretmen eksikliğini protesto için çocuklarını okula göndermiyorlar. O okullarda görev yapan öğretmenlerden arkadaşım; hem veli hem öğretmen olarak rahatsız bu durumdan, ama belli ki genel gibi, bu statüko alanına dokunmak istemeyenlerden. ‘Tuvalet temizlemeden öğretmenliği öğrenemezsin’ dese de, bana bu statüko alanlarına ‘bulaşmamayı’ önerdi…”

DİPTEKİLER
Barış Başel: Yine sansasyonel iddialarla gündemde. Hele bir tanesi var ki, kabul edilemez. Diyor ki; “Savaş döneminde karşı tarafın kadınlarına sahip olmak da söz konusuydu. Tecavüz bebeklerinden bahsediyoruz. Doğdular ve bizimle birlikte yaşıyorlar. Savaş döneminde tecavüze uğrayan kadınlar var. Biz bunları çok fazla gündeme getirip konuşmayan bir toplumuz. Yaşadığımız travmaları masaya döküp de daha bugüne kadar konuşmadık.” E, lütfen konuşmayalım Sayın Başel… Bu olaylar iki tarafta da oldu ve toplumlar bunları büyük bir olgunlukla hallettiler. Ne doğan çocuklar, ne de tecavüze uğrayan kadınlar dışlanmadı. Daha kaşımaya, toplumsal sorun haline getirmeye ne gerek var ki. Bir psikoloğun bu şekilde konuşmasını gerçekten yadırgadım…