Köşe Yazarları

BU KADARI DA FAZLA!…






Ersin Tatar kendini öyle bir kaptırdı ki, Kıbrıs Türk halkının yüzde 48’ine “küstah”, “provokatör”, “işbirlikçi” ve “hain” dedi.

Nüfusun yarısını Rum’a, dahası EOKA’ya hizmet etmekle suçladı.

“Rum meclisine gitsinler, KKTC meclisinde ne işleri var” diye de ekledi…

Bu sözlerin sahibi, bu ülkenin en tepesinde oturuyor ve halkının en kötü ihtimalle yarısını hain, düşman görüyor.

Memleketten kovuyor…

Öylesine şaşırmış ki, oturduğu koltuğun en fazla 5 yıllık olduğunun farkında bile değil.

İnsan bir ömür bu nefretle, bu düşmanlıkla nasıl yaşar?

Kendi insanının yüzüne nasıl bakar?

Sanırım o aşamaları çoktan geçmiş, dedim ya kelimenin tam anlamıyla kendinden geçmiş. O artık tanıdığınız Tatar değil.

Konuşma metinlerini yazanları özel olarak seçmiş belli. Kopyacılardan hemen belli oluyor. Ama anlaşılan “vurun da korkmayın” demiş, yoksa bu metinleri alıp okumazdı…

Adı bayram mesajı, kin, nefret, gerginlik kokuyor. Halkı birbirine gammazlıyor, kışkırtıyor, gerginliğe oynuyor.

Demokrasiye müdahale yoluyla bir yerlere gelmenin bedeli bu olsa gerek.

Toplumun barış istencine, adada huzur istencine, anlaşma arzusuna karşı sertlik göstermeye kalkması da bundan olsa gerek. Öyle el, ayak ayırma falan…

Ülkenin geleceğine dair verilecek kararlardan haberdar olmayan birinden başka bir şey beklenmezdi biliyoruz da bu kadar hevesli bir şekilde ortalara atılması gerçekten garibime gidiyor…

Mevkiler makamlar, her zaman insanların üstüne oturmuyor.

Ya bol geliyor ya dar.

Çünkü o makam büyük, o makam halkın tümünü kucaklamayı gerektiriyor. İşte bu örnekte o yok. Sadece bir bölümüyle bir olup, diğerlerini sindireceğini sanıyor.

Kitlelerin temsilcisi siyasi partilerin aldıkları kararın “demokrasi” olduğunu bile görmek, duymak istemiyor.

İçinden geldiği halka yabancılaşmış, başka birine dönüşmüş.

Sebep ne olursa olsun, yaptığı asla unutulmayacak ve affedilmeyecek…

Kıbrıs Türkü bu tür fanatikleri sevmez. Toplumun sadece belli bir kesimini tatmin ederek aldığı oyların halkın genel kanısı olduğunu iddia ediyor ya, en büyük gaflet bu.

Bu yaptıklarının, ne hizmet ettiği davaya ne kendine faydası var.

Ama verilen zarar, şüphesiz kendi hanesine yazılacaktır.

Utancını şimdiden yaşamaya başlamalıdır…

 

YERİN KULAĞI VAR

47 YIL SONRA İLK KEZ:

Bugün 20 Temmuz’un 47. yıldönümünde belki de ilk kez coşku ve bayram yerine siyasete yakışmayan hakaret ve suçlamalar havada uçuyor. Kurban bayramı dersen daha beter. Milletin elini kolunu ayırma sözü veriyor cumhurun başındaki. Kavga körüklüyor, ayrıştırıyor, düşmanlaştırıyor. Bu yıl yaşananlar 47 yıla damga vurmuştur. Utanç damgası…

 

CTP VE TDP SEÇİME YENİ POLİTİKAYLA:

Beni okuyanlar bilir, bu ülkede kalkınmayı ve refahı sağlayacak fazlasıyla kaynak olduğuna sabit fikir gibi inanırım. Ekonomik bağımsızlık olmadığında, siyasi bağımsızlıktan söz edilemeyeceğini de adım gibi bilirim. CTP, TDP siyasal partiler olarak, bu noktadan itibaren, bu ülkenin demokratik anlamda bağımsızlığını, hür iradesine kayıtsız şartsız saygıyı sürdürülebilir hale getirecek temel politikalar üretmek zorundadırlar. Aldıkları kararın gereği budur. Bugüne kadar güdülen politikaları sürdürmek, kararlılığın ifadesi olamaz. Ne yapılacağı da apaçık bellidir. Şu andan itibaren bunları tartışmaya başlanması gerekir diye düşünürüm…

 

NE KÖTÜ BİR DURUM:

Tatar saldırır da Saner durur mu… Birlik bütünlüğü bozan, nifak sokan, yaşama sevincini kırmaya çalışanlar varmış. Aman dikkat bunlar, Ersan Saner’in dinamizmini kırmaya çalışıyormuş. Onun başarılarını engellemeye kimin hakkı var!!! Kendi insanlarından nasıl uzaklaşmışlar, nasıl başkalaşmışlar… Herkesi engel, herkesi kötü, herkesi fesat görmeye başlamışlar. Bu toplumun içinden çıkan insanların bu hale gelmiş olması ne kötü…

 

“BİR AVUÇ AZINLIK”:

Kendi insanını hedef gösteren, Ersin Tatar, CTP ve TDP’nin Meclis birleşimine katılmamalarını değerlendirirken, “bir avuç azınlık utanç içinde kalacak” demiş. Tatar unutmasın ki, bir avuç azınlık diye küçültmeye çalıştığı kitle 62 bin 910  kişidir. Bu toplumun yarısıdır. Kendini kandırmaya devam etsin, o “azınlık” diye göstermeye çalıştığı kitlenin aslında çok daha büyük olduğunu göreceği günler yakındır.

 

OLMADI ÜNAL BEY:

Salgın döneminde en önde ve her türlü riske karşı gecesini gündüzüne katarak görev yapan hemşirelerin hakkını ödemeyeceksin, sonra da kalkıp, “ek mesailer gerekçe gösterilerek siyaset kokan bir eylem yapılıyor” diye de suçlama yapacaksın. Ödeseydiniz o zaman, niye ödemediniz? Hem insanlara söz verip ödemeyeceksiniz sonra da çıkıp, sırf haklarını aradıkları için “siyaset yapmakla” suçlayacaksınız. Sizin bu yaptığınız en hafif tabiriyle ayıptır…

 

ADAPASS FİYASKOSU:

Sağlık Bakanlığı’nın “adapass” fiyaskosu devam ediyor. Ne aşı kaydı bulunuyor, ne tarihler tutuyor ne de 1111 denilen hat cevap veriyor. İhalesiz bir şekilde birilerine adrese teslim edilen hat çalışmıyor. Bizler de uğraşıp duruyoruz. Boş verin, 4. sınıf hamur kağıdı gözünüz gibi korumaya bakın, böyle allengirli işler bize uymaz. Kendinizi Norveç’te mi sandınız?







Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu